Bizimle İletişime Geçin

Röportaj

Turizm sektöründe Karadeniz bir cazibe merkezi

İçindekiler

Turizm alanında eşsiz bir potansiyele sahip olan Karadeniz’in farklı kategorilere de hitap etmesi gerektiğini savunan Karadeniz Turistik İşletmeciler Derneği (KATİD) Başkanı Murat Toktaş, sadece ‘yayla turizmi’ sınırlamasından kurtulmaları gerektiğini ifade etti.

Turizm sektörü denildiğinde sadece Ege ve Akdeniz gibi bölgelerin akıllara geldiği ülkemizde Murat Toktaş, Karadeniz’in potansiyeline dikkat çekti. Kanal Daa’ya özel açıklamalarda bulunan KATİD Başkanı Toktaş, şunları söyledi:

Turizm Sektöründe Karadeniz

KATİD Başkanı Murat Toktaş, Karadeniz Bölgesi’nde Turizm Bakanlığına bağlı yaklaşık 500’e yakın bakanlık belgeli tesis olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir turizm zirvesi gerçekleştirildi. Siz de bu toplantıda yer aldınız? Toplantıya dair neler söylersiniz?

Çok uzun zamandır devlette bu kadar üst düzey katılımlı sektör toplantısı olmamıştı. Sayın Cumhurbaşkanımız başkanlığında; sektörün durumu ve yapılması gerekenler konuşuldu. Verimli bir toplantı oldu. Kısa Çalışma Ödeneği’nin tüm sektörler için 3 ay ve indirilen konaklama KDV’sinin de 1 ay uzatılmasına karar verildi.

Turizmin gelişmesi ve pandeminin yarattığı aksaklıkların giderilebilmesi için neler yapılacak?

Öncelikle hızlı bir şekilde vaka sayılarının azalması lazım. Bunun için sıkı tedbirler talep etmiştik. Bu sadece turizm sektörü için değil ekonomi içinde son derece önemli. Bunun için bir kapanma gerekiyordu ve 17 günlük kapanma gerçekleşti. Vaka sayıları Avrupa ülkelerinin belirlemiş olduğu sayıların altına inmediği sürece yurt dışından misafir almamız çok zor. Ayrıca işletmeler kredilerle 2020 yılını geçirdi ve büyük bir borç yükü oluştu. Mayıs sonuna geldiğimiz halde sektörde iç piyasada ve dış piyasada hareketlilik çok zayıf görünüyor. İşletmelerin krediye kolay ve uygun oranlarda ulaşması gerekiyor. İşletmeler ayakta kalamadığı takdirde ülkemizin cari açığı kadar döviz girdisi sağlayan bir sektör çok büyük yara alır. Bu konuda mutlaka bir destek almamız gerekiyor. Cumhurbaşkanımızla yapmış olduğumuz toplantıda bu konu da not alındı. Maliye Bakanımız bankalarla kredi konusunu takip ediyor. Ayrıca kalifiye elemanlarımız mutlaka sektörde tutmamız gerekiyor. Bizim en büyük avantajımız kalifiye elemanlarımız. Bunun içinde Kısa Çalışma Ödeneği’nin tekrar uzatılmasına ihtiyaç olabilir.

“Bizim için moral oldu”

Turizmcilerin kısa çalışma ödeneğinin uzatılması, yüzde 1 olan ve mayıs ayında sona erecek KDV oranının uzatılması talebini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bizim için biraz moral oldu. En önemlisi de personelimizi elimizde tutmak istiyoruz bu kapsamda Kısa Çalışma Ödeneği hem işletmeleri hem de çalışanları memnun etti. KDV’nin uzatılması da açık olan tesislere biraz nefes olacaktır.

Karadeniz Bölgesi’nde kaç turistik tesis var. Bu sektörde çalışan sayısı kaç?

Turizm Bakanlığına bağlı yaklaşık 500’e yakın bakanlık belgeli tesis var. Bizim bölgede tesisler çok büyük değil ama ortalama 60-65 oda civarında. Çalışan sayımız ise yaklaşık 15 bin civarı. Bu sadece otellerde çalışanlar. Turizmin diğer unsurları ile birlikte araç kiralama, restoranlar, belediye belgeli konaklama tesisleri, acenteler vs. bu sayısı yaklaşık 50 binin üzerindedir.

Farklı insanların, yerlerin, tarihin ve kültürel bilgilerin öğrenilmesine ve anlaşılmasına aracılık eden turizm endüstrisinin en önemli bileşenlerinden biri olan destinasyon kavramı, rekabetin hızla arttığı ve ziyaretçilerin daha seçici ve bilinçli olduğu günümüzde Karadeniz’i ön plana çıkaracak olan en önemli unsur nedir?

Çok haklısınız biz derneğimizi ilk kurduğumuzdan bugüne bölgede her görüşme ve toplantımızda destinasyonun önemine vurgu yapıyoruz. Şunu unutmayalım biz bir Bodrum veya Marmaris değiliz. Gelen kişi bir şehre gelsin ve orada 10 – 15 gün konaklamasın bu mümkün değil. Bu kapsamda Doğu Karadeniz, Orta Karadeniz ve Batı Karadeniz olarak bölmemiz ve bu şekilde pazarlamamız gerekiyor. Örneğin Orta Karadeniz’de Samsun, Sinop, Ordu, Amasya ve Çorum, harika bir destinasyon. Bölgemize gelen turistler, birçok turizm çeşidine ulaşabiliyor. Orta Karadeniz bölgesinde birbirinden çok farklı aktiviteler yapılabilir. En önemlisi de sürdürülebilir bir pazarlama yapabilmek.

Yerli ve yabancı ziyaretçiler için önemli bir kavram olan çevre, doğa, güneş, manzara, kültür ve konfor gibi unsurların yanı sıra tüm altyapı ve üstyapı hizmetleri bakımından Karadeniz Bölgesi ne durumda?

Bir turizm hareketi başlatmadan önce ilk yapılması gereken şey altyapı ve üst yapı eksikliklerin tamamlanması sonra da pazarlanması gerekir. Doğru sıra budur. Bu konuda Samsun gibi bazı şehirlerimiz altyapı eksikliklerini tamamlamışken bazı şehirlerimiz de ne yazık ki eksiklikler var. Bunların en kısa zamanda tamamlanıp ürünü piyasaya sunmalıyız.

Karadeniz, çekicilikler, ulaşım, iletişim, konaklama, destek hizmetleri, altyapı, gibi destinasyonu tercih edecek turistler için önemli bir konu. Karadeniz bu açıdan avantajlı mı?

Kesinlikle evet. Bazı eksikliklerimiz olabilir. Altyapı ve üst yapı gibi eksiklikler kısa sürede giderilebilir. Artık ülkemizde şehirlere ulaşım sorunu kalmadı. En önemlisi şehre gelen misafirlerinde rahatlıkla çevredeki turizm alanlarına ulaşabilecek yolları mevcut. Bölge insanımız çok sıcak kanlı ve doğal. Bu da gelenlerin diğer tatil yörelerindeki gibi fabrikasyon iletişim dışında rahat ve sıcak bir ortam sağlıyor.  En önemli tercih nedenimiz ise tabi ki doğamız.

Turizm sektöründe Karadeniz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, turizm temsilcileri ile bir araya geldi.

Özel sektör ve STK’larla işbirliği

Kamu kurum ve kuruluşlarına ne tür önerileriniz olabilir?

Biz turizmden ciddi pay alabilecek potansiyele sahibiz. Aslında önerilecek çok özel bir formül yok. Yapmamız gereken çok basit. Tek yapmamız gereken kamu önderliğinde, özel sektör ve STK’larla birlikte bir eylem planı oluşturup bunu karalılıkla uygulamak.

Küreselleşme olgusunun turizm endüstrisinin geleceği ile ilgili eğilimlere yön vermesiyle ortaya çıkan yeniliklere ayak uydurulabiliyor mu?

Artık dünya neredeyse kıtalar bazında tek devlet olmaya başladı. Bu küreselleşmeyi sağlayan aslında insanların içindeki merak ve yeni kültürler tanıma keşfetme farklı deneyimler yaşam duygusu. Bu yüzyıllardır böyleydi şimdi ise iletişim ve ulaşımın çok kolay olması bunu hızlandırdı. Bu da hem ekonomiye hem turizm büyük katkı sağladı. O yüzden turizm keşfetme duygusu ile her zaman yeniliklere son derece açık.

Teknoloji ile büyüyen bir neslin istek ve ihtiyaçlarını da dikkate almak gerekir. Bölgemiz bu konuda gerekli altyapıya sahip mi?

Son 10 yıldır teknoloji bizim bir parçamız oldu. Ayrıca her geçen günde bizim hayatımıza daha fazla giriyor. Birkaç yıl öncesine kadar çok fazla teknolojiyle iç içe değildi. Ama son dönemlerde değişen müşteri profili ve beklentileri ile bu ortama uydurmaya başladı. Artık yeni müşterilerimiz bu teknolojinin içine doğuyor.

Son dönemde Karadeniz Bölgesindeki turizm talebine yönelik Arabistan pazarında artışları dikkat çekmekte. Bu konu özelinde turizm arz olanakları ilgili pazarlar dikkate alınarak oluşturuluyor mu?

Ne yazık ki hayır. Ülkemizde de bölgemizde de arz talep dengesi gözetilmeden yatırım yapılıyor. Bu ciddi bir sorun. Bir aksilik olduğunda hem sektöre hem de o bölgedeki ekonomiye ciddi sıkıntılar açıyor. Ayrıca yurt dışı tek pazar bağımlılığımızda en büyük handikabımız. Bunu Suudi Arabistan ve BEA ile yaşadığımız siyasi gerilimde çok fazlasıyla hissettik.

Karadeniz Bölgesi dağları, yaylalar, kaynak suları, ormanları ile önemli bir potansiyele sahip. Ayrıca zengin florası ve faunası ile dikkat çekiyor. Bu özellikleri ile Karadeniz turizminin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Karadeniz Bölgesi, son yıllarda yaylalarıyla ön planda. Artık bu baskıdan çıkmalıyız. Sadece yaylayla anılmamalıyız. Bu bize zarar veriyor. Çünkü bölgemiz birçok turizm alternatifinin bulunduğu bir yer. Müşteri profilimizi yaylayla sınırlamadan çıkıp birçok farklı kategoride ki müşteriye hitap etmeliyiz. Bizim bu potansiyelimizi doğru yönetebilirsek çok büyük ekonomik katkıya sahip oluruz.

Turizm sektöründe Karadeniz

Cumhurbaşkanı Erdoğan, turizmcilerin taleplerini dinledi.

Gelecekte tatil merkezlerin kuzeye doğru genişleyecek. Böyle bir öngörü var. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Artık seyahat edenler sadece kum güneş ve de deniz tatili beklemiyor. Bu bir ihtiyaç ve hiç bitmeyecek ama tatil sürelerinin tamamını buna ayırmak istemiyorlar. Böylece güney bölgelerinden diğer bölgelere doğru bir kayış ve alternatif arayışları başladı. Biz de Karadeniz bölgesi olarak bundan yaralanmaya başladık. İnsanların ilgisini çekiyor ve çok sayıda yerli ve yabancı misafiri de ağırlıyoruz. Ama buna sahip çıkamazsak devamını getiremeyiz ve misafirlerin başka yerlere kaymasına neden oluruz.

“Beklentiler ve talepler değişiyor”

Yeni cazibe merkezlerine olan talebi düşürmemek için hizmet kalitesi nasıl olmalı?

Artık ne eski müşteri var nede eski hizmet beklentiler. Hele pandemi birçok şeyi çok hızlı değiştirdi. Bunun için müşteri beklentileri iyi anlamalı trendleri iyi takip etmeliyiz. Artık kalite deyince pahalı akla gelmiyor talepler farklılaştı. Ayrıca jenerasyon değiştikçe beklentilerde, taleplerde değişmeye başlıyor. Bununla birlikte teknolojide hizmet sektörünü etkisi altına aldı. Şimdi sektörde masa yeniden kuruluyor bizde geleceği doğru öngörmeli ve ona göre hareket etmeliyiz.

Küresel iklim değişikliği sizce Karadeniz bölgesini nasıl etkileyecektir?

Küresel iklim değişikliği her yeri etkilemeye başladı. Güney bölgeleri daha da sıcak olurken kuzey bölgeleri ılıman bir iklim geçirmeye başladı. Bu kapsamda Karadeniz bölgesi de sıcak birazda kurak günler geçiriyor. Bu iklim değişikliği ile birlikte belki 50 yıl sonra müşteriye sunacağımız aktivitelerde değişecek. Kış turizmden bahsedemezken daha çok deniz turizmi ön plana çıkacaktır. Bunları yaşamamayı umuyoruz. Doğayı tekrar dengesinde tutmayı başarabiliriz.

Yorum Yap

Yorum Yap覺n

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İbrahim CANBULAT

Röportaj

Yakup Özden : Futbol oynamak, futbolcu olmak hayalimizdi

Ampute futbolu

Yakup Özden ile Ampute Futbolu üzerine sohbet ettik. Nasıl sakat kaldığından bugün geldiği noktaya kadar her konuya cevap verdi.

Yakup Özden kimdir ?

Samsun Bedensel Engelliler Spor Kulübü Başkanıyım. 1960 doğumluyum. Evli ve 3 çocuk babasıyım. Küçük yaşlarda geçirdiğim bir kaza sonucu sakat kaldım.

Yaşadığınız kaza nasıl oldu?

İlkokula gidiyordum. Okuldan çıkıp eve geldim. Üstümü değiştirip top oynamak için dışarıya çıktım. Eksiden Piazza’ya giden yol üzerinde mezbahane vardı.

Onun yanında da at yarışlarının deve güreşlerinin yapıldığı bir alan vardı. Oraya da TIR’larla at getirmişlerdi. Biz de sahaya top oynamaya gitmeden önce onları izliyorduk.

O sırada Çarşamba tarafından gelen tren düdüğünü öttürünce atlar ürktü. Ben de korkup ters tarafa doğru kaçtım. Karşı taraftan gelen kamyonun altında kaldım. Sonra ayağımız kesildi.

Ampute futbolu

Kazadan sonra hayata bakışınız değişti mi?

7 yaşına kadar sokakta koşuyorsun, okula gidiyorsun. Arkadaşlarında top oynuyorsun. O yaştan sonra sakat kalıyorsun. Bir yıl evden dışarı çıkmadım.

Sonra arkadaşlarımın eve gelip gitmesi ile yavaş yavaş dışarıya çıkmaya başladım. Tekrar tek bacağımda arkadaşlarımla birlikte futbol oynamaya başladım. Belki de amatör liglerde tek bacağı ile futbol oynayan tek kişi Yakup Özden olarak benimdir.

Futbol oynamak, futbolcu olmak, antrenörlük yapmak, kulüp başkanı olmak hayalimizdi. Basamak basamak hepsini yaparak bugünlere kadar geldik.

Yakup Özden ampute futbolunun doğuşunu anlattı.

Samsun’da Ampute Futbol Takımı ne zaman kuruldu?

Samsun’da ilk ben kurmuştum. Tabi o zaaman Ampute değil ‘Koşar Futbol’ deniyordu. Parmağı olmayan, eli olmayan, ayağı olmayan bir spordu.

Bizim sayemizde basının aracılığıyla ‘Koşar Futbol’ tüm Türkiye’ye yayıldı. Sonra dünyada bir Ampute futbolu diye bir şey ortaya çıktı. Bir gün beni GATA’dan aradılar ve Ankara’ya davet ettiler. Ben de GATA’ya gittim. Gazilerimiz var. Onların spora teşvik etmek için…

Yakup Özden : Spor sayesinde insanlar hayata bağlandı

Bana Ampute futbol var, siz de Koşar Futbol diyorsunuz. Bu ikisini harmanlayabilir miyiz? Tamam dedik ve şöyle oldu. Dedi ki; kolu olmayanlar kaleci olsun, ayağı olmayanlar futbolcu olsun. Türkiye’de bu şekilde Ampute futbolunu kurduk. Türtiye’de Ampute futbolu kuran kişiyim. Gururluyum.

Daha önce evlerinde çıkamayan engelli arkadaşlarımız, kardeşlerimiz bu spor sayesinde hayata tutundu. Kendileriyle barıştı. Hayata bağlandılar. İş sahibi oldular, aile sahibi oldular.

Ampute futbolu

Kaç sporcunuz var ?

250 sporcumuz var. Samsun’da ilçelerimizle birlikte 150 bin engelli vatandaşımız var. İnsanlarımızı spor yapmaya çağırıyoruz. Sadece futbola değil, tüm branşlara. Tabi çogu gelmek istemiyor.

Samsun’da Ampute Futbol Takımı’nın durumu nasıl?

5 yıl öncesine kadar Türkiye’de bir numaraydık. Ancak kulüplere yardım yapılmıyor. Sporcularımız da büyük takımlara transfer oluyor. Elimizdeki oyuncuları tutamıyoruz. Böyle olunca da Samsun olarak pek iyi durumda değiliz.

Ampute Milli Takım hatıralarınızdan bahseder misiniz?

Yine Ankara’da toplandık ve milli takım için ne yapabiliriz diye konuştuk. Türkiye’deki tüm engelli sporcuları Antalya’ya davet ettik. 40-50 kişi geldi. Antalya’da 2 ay kamp yaptık. Seçmeler yapıldı ve sayıyı 22 kişiye indirdik. Milli takım kuruluşu böyle başladı. İlk defa kurulan milli takım, dünya üçüncüsü oldu.

İyi ki sporcu olmuşum dediğin an oldu mu?

İyi ki sporcu olmuşum, iyi ki engelli olmuşum. Engelli olmasam kim bilir ne olacaktım.

Engelli sporcular destek görüyor mu?

Yeterli desteği gördüğümüzü söyleyemeyeceğim. Bakın Samsun spor kenti diyoruz. Ama Samsun’da engelli spor kulüpleri kapandı. Maddiyatsızlıktan faaliyetlerini durdurdu. Destek olsa daha çok engelli kardeşimize dokunabiliriz.

Okumaya devam et

Röportaj

Lütfi Pirinç : Adana Kebap kırmızı çizgim

Lütfi Pirinç

Lütfi Pirinç, ‘Kanaldaa’ Youtube kanalı ‘Anlat İşini’ programına konuştu. Adana Kebap yapmanın püf noktası nedir? Neye dikkat etmek gerekir? Bu işe nasıl başladı?

Lütfi Pirinç, “Önce işime sonra eşime aşığım” diyerek meslekteki 40 yılını anlattı…

Sizi tanıyabilir miyiz?

1971 Şanlıurfa Siverek’te doğdum. Adana’da büyüdüm.

Sizin hikayeniz nerede ve nasıl başladı ?

Küçüklüğümde, 1980’li yılların başlarında çok hayta bir çocuktum. Ele avuca gelmeyen , rahat durmayan, düz duvara durmayan bir çocuktum. Buna istinaden rahmetli amcam, babam ve dayımla konuşmuş. ‘Bunu durdurabilmek için ne yapalım’ diye. O zaman işte beni lokantacılar odası başkanı ve dönemin en iyi ustalarından Nuri Usta’nın yanına verdiler beni. Orada iş başı yaparak kebapçılık serüvenimiz başladı.

Adana Kebap

Lütfi Pirinç, ekip ruhunun önemine de değindi.

Kebapçılık serüveniniz kaç yaşında başladı?

14 Şubat 1983’te. Hiç unutmam o tarihi. Aşkla sevgiyle başladık. Neredeyse 40’ncı yıla gireceğiz.

Her sabah kalktığımda aynı heyecanla işe başlıyorum. Bir müddet komilik yaptım.

Sonra ‘komilik bana göre değil’ diyerek bulaşık yıkamaya geçtim. Bir kaç gün bulaşık yıkadıktan sonra o zaman mezeci ustamı da takip ediyordum.

Bıçağı nasıl kullanıyor, domatesi soğanı nasıl doğruyor takip ediyordum. Bunları bir film sahnesi gibi gözümün önüne getire getire akşamları evde tatbik ediyordum.

Bir gün aldığım yevmiye ile gittim kasaba. 100 gram kıyma aldım. Bir tane de şiş aldım. Adana saplamayı öğreneceğim. Sabaha kadar uyumadan onu öğrendim.

Her zaman söylüyorum; bu işim olmasaydı ben bugün olmazdım. Lütfi usta olmazdım.

Adana Kebap

İlk kebabınızı ne zaman yaptınız ?

1985 yılının ortalarıydı. Onu da aileme yedirdim.

Kebap üretiminin bir reçetesi var mı?

Günümüzde herkes bir reçete çıkarabilir. Ancak bunun en önemli reçetesi anlamak, anlamak, anlamak…

X bir kişi geldi, ‘bana tarif et’ dedi. Tarif edersiniz o da sizi çok iyi anladı. Lakin tatbike geldiğinde bunu yapamayacaktır.

Çünkü Adana yapmanın, et işlemenin özelliği şudur; Güzel bir tezgah, bıçak, zırh, satırı olmalı.

Zırh dediğimiz el kıyması dediğimiz alet mutlaka olmalı. Bu olmadığında makineden çektiğiniz kıyma ile yaptığınızda bildiğiniz köfte yersiniz.

Şiş köfte olur. Reçete olarak baktığınızda, 20 gram tuz, 10 gram biber gibi bunları söyleyebiliriz. Ama önemli olan eti işlemek.

Adana Kebap

Lütfi usta, Adana kebap için eti iyi işlemek gerektiğini anlattı.

Eti kasaba giderek kendim alırım…

Bu detay isteyen bir şey, Belki bana deli diyecekler ama olsun desinler. Ben zaman zaman etle konuşurum. Ciddiyim. Etleri kasaba gidip kendim alıyorum. Eti işliyorum. Etlerin besisi ile alakalı; yağlı olur yağsız olur…

Bunu dengelemek lazım. Bilimsel olarak gramaj olarak söyleyebilirsiniz. Tatbik olarak kötü bir sonuçla karşı karşıya gelebilirsiniz. Önce o eti anlamak gerekir. Aldığınız etin yağ oranını besi oranını bilmeniz gerekiyor.

Bunları bilmediğiniz, anlamadığınız zaman ne olabilir; Adana kebap üzerinden konuşarak, dökülebilir, lezzetli olmayabilir, yağlı olabilir.

Bu ayar çok önemli. Bir de etin arasındaki sinirleri almak gerekiyor. Almazsanız, kebap parçalanır, sert düşebilir artı aradığınız lezzeti alamazsınız.

Adana Kebap

Favori kebabınız hangisi ?

Bütün kebaplar favoridir. Ancak benim favorim Adana. Benim ona farklı bir bakış açım var. Aşkla bakıyorum ben ona.

Buna inanmayacaksınız belki ama Adana kebaba bakınca benim içimde kabarma başlıyor. Adana benim için kutsaldır.

Kırmızı çizgimdir. Ben işime aşık ir adamım. Önce işime sonra eşime aşığım. Neden? İşim olmasaydı eşimle evlenemezdim.

4 çocuğum olmazdı. Evim, arabam olmazdı. Yaptığınız iş ne olursa olsun severek ve aşkla yapmalısınız.

Okumaya devam et

Röportaj

Saffet Emre Tonguç : Rüzgarın aşk ettiği şehir

Saffet Emre Tonguç, Büyükşehir Belediyesi’nin dijital yayın organı ‘Samsun E-Dergi‘ye Azerbaycan’ın başkenti Bakü’yü yazdı.

Seyahat yazarı Saffet Emre Tonguç kaleminden Rüzgarın aşk ettiği, ışıkların raks ettiği şehir Bakü…

Samsun E-Dergi’ye özel  

Bakü’ye Azerice “Bakı” deniyor ve “Rüzgarlı Şehir” anlamına geliyor. Özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bağımsızlığını kazanan Azerbaycan; sınırları içinde bulunan petrol ve doğalgaz rezervleri sayesinde büyük bir gelişim yaşıyor. İşte Azerbaycan’ın başkenti Bakü…

Modern ve çok iddialı mimariyle yapılan binalar şehrin siluetini değiştiriyor. Bakü’nün merkezinde ve yakın çevresinde tarihi binalara uyum sağlamak amacıyla hemen hemen tüm binalar benzer üslupla ciddi bir restorasyon içinde.

En büyük, en uzun, en görkemli mantığı ile yapılan yerler Bakü’yü bir başka etkiliyor. Geceleri ayrı bir güzelliğe bürünen başkent Bakü’nün gerek tarihi taş binalarının gece aydınlatmalarına, gerekse de geniş bulvarların, parkların, gökdelenlerin ışıkla danslarına bayılacaksınız.

Bakü’yü üç ana bölüme ayırmak mümkün; İçeri Şehir (eski Bakü), Sovyetler Birliği zamanının Bakü’sü ve yeni şehir.

Bakü

İçeri şehir

Özellikle yerel halk tarafından “Köhne Şehir” olarak adlandırılan İçeri Şehir; Orta Doğu’nun en eski meskenlerinden biri. Ayrıca kazılar Paleolitik dönemden itibaren yerleşim yeri olarak kullanıldığını gösteriyor. Aralık 2000’de sınırları içinde yer alan Şirvanşahlar Sarayı ve Kız Kalesi ile birlikte UNESCO tarafından Dünya Mirasları arasına alınmış.

Kız kulesi

Kız Kulesi de deniyor Kız Kalesi de. Eski bir Zerdüşt Tapınağı olduğu düşünülen, çağlar boyunca deniz feneri, savunma kalesi ve rasathane olarak kullanılan Kız Kulesi; 12. yüzyılda inşa edilmiş. İçeri Şehir’in güneydoğu bölümündeki 1. katta duvar kalınlığı 5 metreyi bulan, 8 katlı kulenin her katı yоntma taşlarla yapılmış.

Bunun dışında; kalenin altından Şirvanşahlar Sarayı’na bir geçit olduğu söyleniyor.

Kulenin tarihi için çok ilginç bir ayrıntı var: Kız Kulesi’nin üstten görünümü Arapça’ da Allah’ın 94’üncü ismi “El Bâki” biçiminde. Bu da şehrin özgün adını hatırlatıyor.

Kız Kulesi’nin Hikâyesi…

Bir efsaneye göre o zamanlar Hazar Denizi’nin sularına kavuşacak kadar kardeşmiş kule ve sular. Kulede erkek kardeşi tarafından hapsedilen bir kız yaşarmış.

Ayrıca kutsak kız çok mutsuzmuş ve bu hapis hayatının azabına dayanamamış… Günün birinde kendini kaleden Hazar Denizi’nin şefkatli kollarına bırakmış.

Bu yüzden Kız Kulesi olmuş adı. Bir başka söylenti de hiçbir zaman düşmanlar tarafından ele geçirilemediği için bu adın verildiği.

Üçüncü bir görüşe göre de  önce adı ‘Göz Kalesi’ymiş, zamanla ve söylene söylene değişip ‘Kız Kulesi’ şeklini almış. Özellikle son yıllarda kale ve arkasındaki meydanda her yıl Nevruz Bayramı şenliklerinin yapılması gelenek olmuş.

Bakü

Kız Kalesi.

Devlet Bayrağı Meydanı

2010 yılında açılan Devlet Bayrağı Meydanı; Azerbaycan halkının birlik ve bütünlüğünü simgeleyen 162 metre yüksekliğindeki bayrağın bulunduğu meydan. Özellikle “En uzun bayrak” rekorunu kırarak Guinness Rekorlar Kitabı’na geçmiş. Bayrağın boyu 35 metre, eni 70 metre, toplam alanı 2450 metrekare, ağırlığı ise yaklaşık 350 kilogram.

Kristal Palas

Hazar Denizi’nin kıyısında yapılan Kristal Saray, muhteşem görkemiyle çok fonksiyonlu kapalı bir arena.

Kapasitesi 25 bin kişi. Kristal Saray’dan geceleri gökyüzüne doğru yükselen lazer ışınları olağanüstü bir görüntü oluşturuyor. Ayrıca yüzeyindeki ışıklandırma da koca yapıyı devasa bir kristale dönüştürüyor. Ayrıca Eurovision Şarkı Yarışması da Kristal Saray’da yapılmıştı.

Şehitlik

25 Mayıs-17 Kasım 1918’deki Kafkas Harekatı’nda Türk-Kafkas Ordusu 15 Eylül 1918’de Bakü’ye girmiş, Azerbaycan, Karabağ ve Dağıstan’ı düşman işgalinden kurtarmış. Bu savaşlarda şehit olmuş Azeri ve Türk askerlerinin defnedildiği bu yere Şehitler Hiyabanı adı verilmiş. 1130 Türk askerinin isimlerini 1999’da açılan anıtın üzerinde görebilirsiniz. Günümüzde hala protokol karşılamalarında kullanılıyor bu şehitlik. Buraya kolay ulaşılabilmesi için sahilde füniküler de inşa edilmiş. Şehitliğin yanına bir de cami yapılmış. Adı Şehitlik Camii. Azerbaycan topraklarını savunurken şehit olan Türk askerlerinin anısını yaşatmak için Türk Diyanet Vakfı tarafından inşa edilmiş.

Nizami Caddesi

Azeri şair Nizami Ganjavi’nin adı ile anılıyor. Araç trafiğine kapalı yaklaşık 3,5 kilometrelik bir cadde. Cadde boyunca neredeyse tüm Türk ve uluslararası markalara rastlamanız mümkün.

Tam bir piyasa yeri yapmışlar burayı. Ayrıca ciddi bir sosyal yaşam merkezi olmuş. Büyük alışveriş merkezleri ve mağazalar, restoran ve kafeler, dinlenme parkları ile İçeri Şehir’ in dışarısında bir Avrupa caddesi yaratmışlar. Işıklandırma caddeyi geceleri de gündüz gibi yapıyor.

Bakü

Saffet Emre Tonguç.

Bakü Bulvarı

Bakü sahil şeridine paralel uzanan Bakü Bulvarı 1909 yılında açılmış. Üstelik geçtiğimiz yüzyılın başında Bakü’deki zengin petrol tacirleri yaşıyormuş burada. Bölge daha sonra Deniz Kenarı Milli Parkı olarak adlandırılarak koruma altına alınmış. Hazar kıyısında bulunan bu bulvar alanının büyüklüğüne göre Paris’te Seine Nehri kıyısındaki parktan sonra ikinci sırada. İlk sırayı almak için kordon kıyı boyunca uzatılıyor. Ayrıca hedefleri dünyanın en büyüğü olmakmış.

Alev Kuleleri

Yeni Bakü’de bir yanda cam kuleler ile dev gökdelenler var diğer yanda klasik ve modern mimari. Dünyanın en büyük otel zincirleri şehirde yerlerini almış bile. Ayrıca şehir merkezindeki Ateş Kuleleri Bakü’nün yeni simgesi artık.

190 metre yüksekliğindeki kompleks ofis, konut ve otel olarak kullanılan 3 kuleden oluşuyor.

En önemli özelliği, 10 bin LED ampul ile kaplanmış dış yüzeylerinde Azerbaycan bayrağından, dans eden alevlere dek türlü ışık oyunlarıyla Bakü akşamlarına muhteşem görüntü katması.

İstanbul – Bakü arası uçakla 2 saat 45 dakika sürüyor. Ayrıca, Ankara – Bakü arasındaki yolculuk süresi 2 saat.

Bununla birlikte İstanbul’dan Bakü’ye otobüs ile de gitmek mümkün. Otobüs yolculuğu yaklaşık 34 saat sürüyor.

Türkiye’den Azerbaycan’a ayrıca tren seferi bulunmuyor.

Okumaya devam et

Editör Seçimi

    Copyright © 2021