Bizimle İletişime Geçin

Röportaj

Tıbbi cihaz ve cerrahi aletler üretiminde Samsun marka şehir

Ahmet Aydemir

İçindekiler

Tıbbi cihaz ve cerrahi aletler üretiminde dünyanın 3 merkezinden biri olan Samsun’da faaliyet gösteren AYSAM 20 bin çeşit ürünle 80 ülkeye ihracat yapıyor. AYSAM’ın başarı hikayesini yönetim kurulu başkanı Ahmet Aydemir ile konuştuk.

Tıbbi cihaz ve cerrahi aletler üretiminde Samsun marka şehir haline geldi. Yüksek teknoloji makine parkı ile 5 bin metrekare alanda üretim yaptıklarını anlatan Opr.Dr.Ahmet Aydemir, Samsun’un özgün içerik platformu www.kanaldaa.com’a önemli açıklamalar yaptı. Sorular bizden, yanıtlar Aydemir’den…

Opr. Dr. Ahmet Aydemir kimdir? Bize yaşam yolculuğunuzdan bahseder misiniz?

1968 doğumluyum. Sırası ile Samsun Anadolu Lisesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni (İngilizce) bitirdikten sonra Ankara Numune Hastanesi’nde ortopedi ihtisasını tamamladım. Samsun Devlet Hastanesi’nde yaklaşık 10 yıl ‘ortopedi uzmanı’ olarak çalıştım. 6 yıl kadar bir süre özel hastane işletmeciliği yaptım. Yaklaşık 20 yıldır da ‘ortopedik implant’ imalatı, ihracatı yapan bir firmam var. Halen bu firmamın yönetim kurulu başkanlığını yapıyorum. Yine Samsun’daki tıbbi cihaz üreticilerinin bir araya gelerek kurduğu ‘Samsun Medikal Sanayii İnovasyon Kümesi Derneği’ MEDİKÜM’ün 10 yıla yakın bir süredir başkanlığını yürütüyorum. Aynı zamanda Türkiye genelinde  ortopedik ve omurga cerrahisi ürün grubunda üretim yapan firmaların bir araya gelerek kurduğu ‘Tıbbi Malzeme Üreticileri ve Sanayicileri Derneği’ (TÜSAN) ‘nin de başkanlığını yapmaktayım. Evliyim, ikisi tıp fakültesi öğrencisi olan üç çocuk babasıyım.

Tıbbi Cihaz ve Cerrahi Aletler

Tıbbi cihaz ve cerrahi aletler üretiminde Samsun’un marka şehir olduğunu söyleyen Ahmet Aydemir, sektörün durumunu değerlendirdi.

Doktor olarak başladı, üretime geçiş yaptı

Bu sektöre ne zaman ve nasıl girdiniz?

1986 yılında tıp tahsiline başlayarak tıbbi cihaz endüstrisiye tanışmaya başladım. Ancak 1992 yılında ortopedi ve travmatoloji uzmanlık eğitimimin başlamasıyla birlikte ameliyatlarda kullandığımız ortopedik implantlarla daha fazla haşır neşir olmaya başladım. Bir taraftan da ameliyatlarda kullandığımız cihazların ne işe yaradığı, nasıl olması gerektiği, nasıl üretildiği gibi konular bende merak uyandırdı. İhtisasımı tamamladıktan sonra Samsun Devlet Hastanesi’nde göreve başladığım zamanlarda, hastalarda kullandığım bir kısım cihazlarda ortaya çıkan sıkıntıları yerel imkanlarla ortadan kaldırmaya yönelik çabalarım sonucunda kendimi sahanın, sanayinin ve üretimin içerisinde buldum. Zaman içerisinde sanayi ile birlikte iç içe olma durumum giderek arttı.

Kaç çeşit ürün üretiyorsunuz ve hammaddeyi nereden temin ediyorsunuz?

Yaklaşık 20 bin çeşit ürün üretimi yapmaktayız. Ana ürün gruplarımız; ortopedik travma implantları, ortopedik eklem protezleri, ortopedik cerrahi alet setleri, ortopedik cerrahi aletler, cerrahi alet sterilizasyon kutuları şeklinde tanımlayabiliriz. Kullandığımız hammaddeler özel çelik, alüminyum, peek, fiber carbon ve titanyum alaşımlar olup yurtdışı menşeli hammaddelerimiz genellikle yurt dışındaki hammadde üreticisi firmalardan doğrudan tedarik etmekteyiz.

5 kıta 80 ülkeye ihracat

Hangi ülkelere ihracat yapıyorsunuz?

Dünyanın 5 kıtasında 80’den fazla ülkeye ihracat yapmaktayız. Bu ülkeler arasında Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya gibi Avrupa ülkelerinin yanı sıra ABD, Kolombiya, Arjantin, Peru gibi Kuzey ve Güney Amerika ülkeleri bulunmakta. Ayrıca Suudi Arabistan, Irak, Katar, Ürdün gibi Ortadoğu ülkeleri, Mısır, Tunus, Cezayir, Fas, Güney Afrika, Kenya, Nijerya gibi Afrika ülkeleri, Tayland, Singapur, Vietnam gibi Asya ülkeleri de mevcut.

Tıbbi Cihaz ve Cerrahi Aletler

Ahmet Aydemir, 5 kıta 80 ülkeye ihracat yaptıklarını ifade etti.

Vietnam’a ihracatınızın hikayesini anlatır mısınız?

Vietnamlı müşterimizle tanışmamız yaklaşık 15 sene önce Almanya’da Medica Fuarı sırasında olmuştu. Önceleri küçük ve seyrek siparişlerle başlayan iş birliğimiz yıllar içerisinde artarak bugünkü hacimlerine ulaştı.

Cerrahi alet dünyada kaç ülkede üretiliyor ve ülkemiz bu konuda kaçıncı sırada?

Cerrahi aletlerle ilgili olarak dünyada üç kümelenme merkezi var. Bunlar; Tuttlingen (Almanya), Sialkot (Pakistan) ve Samsun. Bu üç kümelenme merkezinin birbiriyle de alışverişleri oluyor. Ülkemiz, kümelenmeleri, büyüklük ve teknoloji ölçeğinde değerlendirdiğimizde üçüncü sırada yer alıyor. Büyüklükte Sialkot, teknolojide Tuttlingen birinci sırada.

“Tıbbi cihaz ve cerrahi aletler hayati öneme haiz”

Tıbbi cihaz ve cerrahi el aletleri konusunda dünya pazarının dağılımı nasıl?

Elimizde cerrahi aletler pazarı hakkında özellikli bir çalışma olmamakla birlikte tüm tıbbi cihazlarda dünya pazarının 2020 yılı büyüklüğü 500 milyar USD civarında. Bu pazarın yüzde 90 kadarına yaklaşık 30 küresel firmanın sahip olduğunu belirtmek isterim. Ülkemizin bu pazarda yüzde 0.08 oranında bir paya sahip olduğunu söyleyebilirim.

Cerrahi Aletler

Cerrahi aletler üretiminde Samsun’un dünyanın 3 merkezinden biri olduğu ifade edildi.

Küresel markaların yerel markaları satın alarak/rekabet ederek yutmalarının dünyaya yansıması nasıl olmaktadır?

Bu yaklaşım tekelleşmeye ve sağlık açısından kontrolünüzü bu tekellere teslim etmeye doğru giden bir süreçtir. Tıpkı savunma sanayinde olduğu gibi stratejik öneme haiz tıbbi cihaz ve ilaç sektörü için bu tür yaklaşımlar, ülkelerin gelecekleri açısından ciddi riskleri de beraberinde getirmekte. Bu sebeple bunun önüne geçecek tedbirlerin alınması, yerli firmaların özellikle pandemi döneminde ayakta tutulması ülkemiz açısından hayati öneme haizdir.

“Devlet bu planın her yerinde olmalı”

Sektörün en az savunma sanayi kadar önemli olduğu pandemi sürecinde görüldü. Aselsan, Bayraktar ve Arçelik birlikte solunum cihazı üreterek ülkemizdeki ani talebi karşıladıkları gibi iyi rakamlara ihtiyacı olan ülkelere de ihraç etti. Buradan hareketle izlenmesi gereken yol, yapılması gereken stratejik plan nasıl olmalı? Devlet bu planın neresinde olmalı?

Devlet, tıpkı savunma sanayinde olduğu gibi bu planın her yerinde olmalıdır. Bu anlamda tıbbi cihaz sektörüne yönelik, ‘Cumhurbaşkanlığı Bilim, Teknoloji ve Yenilik Politikaları Kurulu’ tarafından derneğimizden görüş istendi. Buna binaen ‘8 Haziran 2020’ tarihinde görüşümüzü ilettik. Yazımızda, ‘Sağlık Endüstrileri Başkanlığı’nın kurularak sektörün bu başkanlık üzerinden yönetilip yönlendirilmesini önermiştik. Bu yazımızdan yaklaşık 6 ay sonra böyle bir başkanlığın kurulma çalışmalarının başlatılmış olması bizleri umutlandırmıştır.

Gerçek şudur ki; yerli tıbbi cihaz firmalarımızın sermaye derinlikleri küresel firmalarla rekabete girmelerine olanak sağlamamakla beraber, devlet tarafından desteklendikleri takdirde tıpkı savunma sanayinde olduğu gibi büyük işler başarabilecek kapasiteye sahiptir.

Medikal Sanayi

Türkiye dünya çapındaki üretimi ile önemli bir ekonomik girdi sağlıyor.

Bu konu neden bu kadar önemli?

Tıbbi cihaz endüstrisi ülkemizde gelişimini kendiliğinden sürdürmeye çalışan bir alandır. Önümüzdeki yıllarda tıbbi teknolojilerin, biyolojik ve nano teknolojilerin çok daha fazla öneme sahip olacağı düşüncesindeyim. Bu nedenle Biyo savunma sistemlerinin çokça konuşulacağı bir döneme girilirken bu başkanlığın yerli endüstriyi desteklemesi, disipline edip yönlendirmesi azami önem arz etmektedir.

Ülkemizde ve dünyada bu sektörde kaç kişi çalışıyor ve istihdam ediliyor. Ekonomik geliri ne kadar?

Avrupa’da tıbbi teknoloji sanayinde çalışan sayısı 650 bin çalışan var. Tıbbi teknoloji sanayinde bu sayı ABD’de de 520 bin civarında. Bizde ise 20 bin ila 30 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Avrupa ve Amerika ile kıyaslandığında bu sayının ne kadar düşük olduğunu bir kez daha görmekteyiz. Açıkçası bu konularda yeterince istatistik olmadığı için ekonomik gelir düzeylerini de gerçekçi ifade edemiyoruz.

Bölgede 50 firma var

Samsun Türkiye’de ve dünyada bu işin neresinde? Samsun’un sektördeki varoluş hikayesinden bahseder misiniz?

Samsun’da bu sektör silah tamirinden cerrahi alet tamirine geçişle başladı. Yaklaşık 40 yıl kadar önce başlayan sektörde, katma değerli imalatın farkına varan üreticiler ürün çeşitlerini artırdı. Üstelik imalatlarını da büyüterek üretmeye devam ettiler. Öte yandan bölgemizde irili ufaklı 50 kadar firma imalat yapıyor. Halen bu imalat kalemleri içerisinde bir çok ürün var. Cerrahi aletler, ortopedik travma plak ve vidalarıyla eklem protezleri, sterilizasyon kutuları, hastane gaz sistemleri, hasta başı ünitelerinin yanı sıra, ameliyathane pendantları, hasta sedyeleri, farmasötik ampuller gibi çok sayıda ürün bulunuyor.

Cerrahi Aletler

Aysam Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Aydemir, 20 bin çeşit ürün ürettiklerini dile getirdi.

Yatırım yapmak isteyenlere MEDİKÜM’den destek

Bu alana yönelik yatırım yapmak isteyen girişimciler işe nereden başlamalılar?

Sektöre yatırım yapmak isteyenler öncelikle pazar, ilgili mevzuat, sertifikasyon gibi araştırmalarını yapmalıdır.  Daha sonra imalat yeterliliklerini gözden geçirmelidir. Ayrıca son dönemde Avrupa Birliği tarafından uygulamaya konulan uygulamalar var. Ülkemizin de kabul edip resmi gazetede yayınladığı MDR (Tıbbi Cihaz Tüzüğü) uygulamaları sıkı denetimleri ve yaptırımları da beraberinde getirdi. Bu anlamda yatırımcılar MEDİKÜM’den destek talep edebilir.

Sektör nitelikli ara teknik ve teknik personel ihtiyacını nasıl karşılıyor?

Bunun temeli eski valilerimizden Sayın İbrahim Şahin döneminde atıldı. MEDİKÜM ve Milli Eğitim Müdürlüğü arasında valiliğimiz öncülüğünde protokol imzalandı. Bu kapsamda imzalanan protokolle kurulan, ‘Tıbbi Cihaz Teknolojileri Meslek Lisesi’ personel ihtiyacımızı karşılıyor. Bunun dışında OMÜ Yeşilyurt Meslek Yüksek Okulu ve Samsun Üniversitesi başta olmak üzere bir çok üniversitemizde bulunan biyomedikal ve tıp mühendislikleri mezunlarıyla da teknik personel ihtiyaçları karşılanıyor.

MEDİKÜM’ün hikayesi

Samsun’da başlayan cerrahi el aletleri imalatı günümüzde nerelere gelmiştir?

Samsun’da bugün dünya standartlarında tıbbi cihazlar üretiliyor. Bu ürünler dünyanın birçok ülkesine ihraç ediliyor. Üstelik devlet tarafından yeterince desteği gördüğü takdirde bu sektörün Samsun ve yakın bölgenin işsizlik ve ekonomik sorunlarını çözeceği düşüncesindeyim.

Medikal Sanayi Kümelenme Derneği (MEDİKÜM)’nin başkanlığını da yapıyorsunuz. Derneğin oluşum hikayesini ve geldiği noktayı anlatır mısınız?

Derneğimizin kurulumunda dönemin valisi Sayın Hüseyin Aksoy’un katkısı büyük. Bu sayede Kümelenme Derneği olarak Valimiz Aksoy’un teşvikiyle kurulan derneğimiz eğitime de çok önem verdi. Biyomedikal ön lisans programlarının kurulması için adım attık. Böylece Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde biyomedikal ön lisans programı kuruldu. Üstelik biyomedikal mühendisliği lisans programı da Samsun Üniversitesi’nde kuruldu. Ayrıca Samsun Valiliğimizin destekleriyle Cerrahi Aletler ve Sağlık Müzesi kuruldu. Ayrıca Ticaret Bakanlığı’nın katkılarıyla URGE projesi uygulandı. Proje kapsamında Almanya ve Cezayir’de uluslararası iki adet sektörel fuara katılım sağlandı. Bu süreçte firmalarımız arasında da iş birliği gelişti.

Ortopedik alet

Aysam tarafından üretilen cerrahi aletler dünyanın dört bir yanına ihraç ediliyor.

Samsun bu sektörde önemli bir şehir. Tıbbi cihaz ve cerrahi el aletleri noktasında markalaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tıbbi cihaz üretim kültürüyle Samsun artık ‘tıbbi cihaz’ konusunda marka şehir konumuna geldi. Ayrıca Samsun bu marka değerini yükseltebilecek bir altyapıya sahip. Bunun kamu tarafından daha fazla desteklenmesi gerekli.

“Büyük ortak ayrılınca faaliyete geçemedik”

MediClust A.Ş. firmasının kuruluşu ve gelinen noktadan bahseder misiniz?

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın onayı ile Mediclust A.Ş. firmasını kurduk. Maalesef büyük ortak Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin ortaklıktan çekilmesi sonucunda ‘Mediclust A.Ş.’ faaliyete geçemedi. Mediclust ismi şu anda MEDİKÜM ve ülkemizdeki diğer medikal kümelerinin ortak platformunun ismi olarak kullanılmaktadır. İnşallah bir gün çatı şirket olarak adını tüm dünyaya duyurmak mümkün olur.

Yorum Yap

Yorum Yap覺n

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İbrahim CANBULAT

Röportaj

Yakup Özden : Futbol oynamak, futbolcu olmak hayalimizdi

Ampute futbolu

Yakup Özden ile Ampute Futbolu üzerine sohbet ettik. Nasıl sakat kaldığından bugün geldiği noktaya kadar her konuya cevap verdi.

Yakup Özden kimdir ?

Samsun Bedensel Engelliler Spor Kulübü Başkanıyım. 1960 doğumluyum. Evli ve 3 çocuk babasıyım. Küçük yaşlarda geçirdiğim bir kaza sonucu sakat kaldım.

Yaşadığınız kaza nasıl oldu?

İlkokula gidiyordum. Okuldan çıkıp eve geldim. Üstümü değiştirip top oynamak için dışarıya çıktım. Eksiden Piazza’ya giden yol üzerinde mezbahane vardı.

Onun yanında da at yarışlarının deve güreşlerinin yapıldığı bir alan vardı. Oraya da TIR’larla at getirmişlerdi. Biz de sahaya top oynamaya gitmeden önce onları izliyorduk.

O sırada Çarşamba tarafından gelen tren düdüğünü öttürünce atlar ürktü. Ben de korkup ters tarafa doğru kaçtım. Karşı taraftan gelen kamyonun altında kaldım. Sonra ayağımız kesildi.

Ampute futbolu

Kazadan sonra hayata bakışınız değişti mi?

7 yaşına kadar sokakta koşuyorsun, okula gidiyorsun. Arkadaşlarında top oynuyorsun. O yaştan sonra sakat kalıyorsun. Bir yıl evden dışarı çıkmadım.

Sonra arkadaşlarımın eve gelip gitmesi ile yavaş yavaş dışarıya çıkmaya başladım. Tekrar tek bacağımda arkadaşlarımla birlikte futbol oynamaya başladım. Belki de amatör liglerde tek bacağı ile futbol oynayan tek kişi Yakup Özden olarak benimdir.

Futbol oynamak, futbolcu olmak, antrenörlük yapmak, kulüp başkanı olmak hayalimizdi. Basamak basamak hepsini yaparak bugünlere kadar geldik.

Yakup Özden ampute futbolunun doğuşunu anlattı.

Samsun’da Ampute Futbol Takımı ne zaman kuruldu?

Samsun’da ilk ben kurmuştum. Tabi o zaaman Ampute değil ‘Koşar Futbol’ deniyordu. Parmağı olmayan, eli olmayan, ayağı olmayan bir spordu.

Bizim sayemizde basının aracılığıyla ‘Koşar Futbol’ tüm Türkiye’ye yayıldı. Sonra dünyada bir Ampute futbolu diye bir şey ortaya çıktı. Bir gün beni GATA’dan aradılar ve Ankara’ya davet ettiler. Ben de GATA’ya gittim. Gazilerimiz var. Onların spora teşvik etmek için…

Yakup Özden : Spor sayesinde insanlar hayata bağlandı

Bana Ampute futbol var, siz de Koşar Futbol diyorsunuz. Bu ikisini harmanlayabilir miyiz? Tamam dedik ve şöyle oldu. Dedi ki; kolu olmayanlar kaleci olsun, ayağı olmayanlar futbolcu olsun. Türkiye’de bu şekilde Ampute futbolunu kurduk. Türtiye’de Ampute futbolu kuran kişiyim. Gururluyum.

Daha önce evlerinde çıkamayan engelli arkadaşlarımız, kardeşlerimiz bu spor sayesinde hayata tutundu. Kendileriyle barıştı. Hayata bağlandılar. İş sahibi oldular, aile sahibi oldular.

Ampute futbolu

Kaç sporcunuz var ?

250 sporcumuz var. Samsun’da ilçelerimizle birlikte 150 bin engelli vatandaşımız var. İnsanlarımızı spor yapmaya çağırıyoruz. Sadece futbola değil, tüm branşlara. Tabi çogu gelmek istemiyor.

Samsun’da Ampute Futbol Takımı’nın durumu nasıl?

5 yıl öncesine kadar Türkiye’de bir numaraydık. Ancak kulüplere yardım yapılmıyor. Sporcularımız da büyük takımlara transfer oluyor. Elimizdeki oyuncuları tutamıyoruz. Böyle olunca da Samsun olarak pek iyi durumda değiliz.

Ampute Milli Takım hatıralarınızdan bahseder misiniz?

Yine Ankara’da toplandık ve milli takım için ne yapabiliriz diye konuştuk. Türkiye’deki tüm engelli sporcuları Antalya’ya davet ettik. 40-50 kişi geldi. Antalya’da 2 ay kamp yaptık. Seçmeler yapıldı ve sayıyı 22 kişiye indirdik. Milli takım kuruluşu böyle başladı. İlk defa kurulan milli takım, dünya üçüncüsü oldu.

İyi ki sporcu olmuşum dediğin an oldu mu?

İyi ki sporcu olmuşum, iyi ki engelli olmuşum. Engelli olmasam kim bilir ne olacaktım.

Engelli sporcular destek görüyor mu?

Yeterli desteği gördüğümüzü söyleyemeyeceğim. Bakın Samsun spor kenti diyoruz. Ama Samsun’da engelli spor kulüpleri kapandı. Maddiyatsızlıktan faaliyetlerini durdurdu. Destek olsa daha çok engelli kardeşimize dokunabiliriz.

Okumaya devam et

Röportaj

Lütfi Pirinç : Adana Kebap kırmızı çizgim

Lütfi Pirinç

Lütfi Pirinç, ‘Kanaldaa’ Youtube kanalı ‘Anlat İşini’ programına konuştu. Adana Kebap yapmanın püf noktası nedir? Neye dikkat etmek gerekir? Bu işe nasıl başladı?

Lütfi Pirinç, “Önce işime sonra eşime aşığım” diyerek meslekteki 40 yılını anlattı…

Sizi tanıyabilir miyiz?

1971 Şanlıurfa Siverek’te doğdum. Adana’da büyüdüm.

Sizin hikayeniz nerede ve nasıl başladı ?

Küçüklüğümde, 1980’li yılların başlarında çok hayta bir çocuktum. Ele avuca gelmeyen , rahat durmayan, düz duvara durmayan bir çocuktum. Buna istinaden rahmetli amcam, babam ve dayımla konuşmuş. ‘Bunu durdurabilmek için ne yapalım’ diye. O zaman işte beni lokantacılar odası başkanı ve dönemin en iyi ustalarından Nuri Usta’nın yanına verdiler beni. Orada iş başı yaparak kebapçılık serüvenimiz başladı.

Adana Kebap

Lütfi Pirinç, ekip ruhunun önemine de değindi.

Kebapçılık serüveniniz kaç yaşında başladı?

14 Şubat 1983’te. Hiç unutmam o tarihi. Aşkla sevgiyle başladık. Neredeyse 40’ncı yıla gireceğiz.

Her sabah kalktığımda aynı heyecanla işe başlıyorum. Bir müddet komilik yaptım.

Sonra ‘komilik bana göre değil’ diyerek bulaşık yıkamaya geçtim. Bir kaç gün bulaşık yıkadıktan sonra o zaman mezeci ustamı da takip ediyordum.

Bıçağı nasıl kullanıyor, domatesi soğanı nasıl doğruyor takip ediyordum. Bunları bir film sahnesi gibi gözümün önüne getire getire akşamları evde tatbik ediyordum.

Bir gün aldığım yevmiye ile gittim kasaba. 100 gram kıyma aldım. Bir tane de şiş aldım. Adana saplamayı öğreneceğim. Sabaha kadar uyumadan onu öğrendim.

Her zaman söylüyorum; bu işim olmasaydı ben bugün olmazdım. Lütfi usta olmazdım.

Adana Kebap

İlk kebabınızı ne zaman yaptınız ?

1985 yılının ortalarıydı. Onu da aileme yedirdim.

Kebap üretiminin bir reçetesi var mı?

Günümüzde herkes bir reçete çıkarabilir. Ancak bunun en önemli reçetesi anlamak, anlamak, anlamak…

X bir kişi geldi, ‘bana tarif et’ dedi. Tarif edersiniz o da sizi çok iyi anladı. Lakin tatbike geldiğinde bunu yapamayacaktır.

Çünkü Adana yapmanın, et işlemenin özelliği şudur; Güzel bir tezgah, bıçak, zırh, satırı olmalı.

Zırh dediğimiz el kıyması dediğimiz alet mutlaka olmalı. Bu olmadığında makineden çektiğiniz kıyma ile yaptığınızda bildiğiniz köfte yersiniz.

Şiş köfte olur. Reçete olarak baktığınızda, 20 gram tuz, 10 gram biber gibi bunları söyleyebiliriz. Ama önemli olan eti işlemek.

Adana Kebap

Lütfi usta, Adana kebap için eti iyi işlemek gerektiğini anlattı.

Eti kasaba giderek kendim alırım…

Bu detay isteyen bir şey, Belki bana deli diyecekler ama olsun desinler. Ben zaman zaman etle konuşurum. Ciddiyim. Etleri kasaba gidip kendim alıyorum. Eti işliyorum. Etlerin besisi ile alakalı; yağlı olur yağsız olur…

Bunu dengelemek lazım. Bilimsel olarak gramaj olarak söyleyebilirsiniz. Tatbik olarak kötü bir sonuçla karşı karşıya gelebilirsiniz. Önce o eti anlamak gerekir. Aldığınız etin yağ oranını besi oranını bilmeniz gerekiyor.

Bunları bilmediğiniz, anlamadığınız zaman ne olabilir; Adana kebap üzerinden konuşarak, dökülebilir, lezzetli olmayabilir, yağlı olabilir.

Bu ayar çok önemli. Bir de etin arasındaki sinirleri almak gerekiyor. Almazsanız, kebap parçalanır, sert düşebilir artı aradığınız lezzeti alamazsınız.

Adana Kebap

Favori kebabınız hangisi ?

Bütün kebaplar favoridir. Ancak benim favorim Adana. Benim ona farklı bir bakış açım var. Aşkla bakıyorum ben ona.

Buna inanmayacaksınız belki ama Adana kebaba bakınca benim içimde kabarma başlıyor. Adana benim için kutsaldır.

Kırmızı çizgimdir. Ben işime aşık ir adamım. Önce işime sonra eşime aşığım. Neden? İşim olmasaydı eşimle evlenemezdim.

4 çocuğum olmazdı. Evim, arabam olmazdı. Yaptığınız iş ne olursa olsun severek ve aşkla yapmalısınız.

Okumaya devam et

Röportaj

Saffet Emre Tonguç : Rüzgarın aşk ettiği şehir

Saffet Emre Tonguç, Büyükşehir Belediyesi’nin dijital yayın organı ‘Samsun E-Dergi‘ye Azerbaycan’ın başkenti Bakü’yü yazdı.

Seyahat yazarı Saffet Emre Tonguç kaleminden Rüzgarın aşk ettiği, ışıkların raks ettiği şehir Bakü…

Samsun E-Dergi’ye özel  

Bakü’ye Azerice “Bakı” deniyor ve “Rüzgarlı Şehir” anlamına geliyor. Özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bağımsızlığını kazanan Azerbaycan; sınırları içinde bulunan petrol ve doğalgaz rezervleri sayesinde büyük bir gelişim yaşıyor. İşte Azerbaycan’ın başkenti Bakü…

Modern ve çok iddialı mimariyle yapılan binalar şehrin siluetini değiştiriyor. Bakü’nün merkezinde ve yakın çevresinde tarihi binalara uyum sağlamak amacıyla hemen hemen tüm binalar benzer üslupla ciddi bir restorasyon içinde.

En büyük, en uzun, en görkemli mantığı ile yapılan yerler Bakü’yü bir başka etkiliyor. Geceleri ayrı bir güzelliğe bürünen başkent Bakü’nün gerek tarihi taş binalarının gece aydınlatmalarına, gerekse de geniş bulvarların, parkların, gökdelenlerin ışıkla danslarına bayılacaksınız.

Bakü’yü üç ana bölüme ayırmak mümkün; İçeri Şehir (eski Bakü), Sovyetler Birliği zamanının Bakü’sü ve yeni şehir.

Bakü

İçeri şehir

Özellikle yerel halk tarafından “Köhne Şehir” olarak adlandırılan İçeri Şehir; Orta Doğu’nun en eski meskenlerinden biri. Ayrıca kazılar Paleolitik dönemden itibaren yerleşim yeri olarak kullanıldığını gösteriyor. Aralık 2000’de sınırları içinde yer alan Şirvanşahlar Sarayı ve Kız Kalesi ile birlikte UNESCO tarafından Dünya Mirasları arasına alınmış.

Kız kulesi

Kız Kulesi de deniyor Kız Kalesi de. Eski bir Zerdüşt Tapınağı olduğu düşünülen, çağlar boyunca deniz feneri, savunma kalesi ve rasathane olarak kullanılan Kız Kulesi; 12. yüzyılda inşa edilmiş. İçeri Şehir’in güneydoğu bölümündeki 1. katta duvar kalınlığı 5 metreyi bulan, 8 katlı kulenin her katı yоntma taşlarla yapılmış.

Bunun dışında; kalenin altından Şirvanşahlar Sarayı’na bir geçit olduğu söyleniyor.

Kulenin tarihi için çok ilginç bir ayrıntı var: Kız Kulesi’nin üstten görünümü Arapça’ da Allah’ın 94’üncü ismi “El Bâki” biçiminde. Bu da şehrin özgün adını hatırlatıyor.

Kız Kulesi’nin Hikâyesi…

Bir efsaneye göre o zamanlar Hazar Denizi’nin sularına kavuşacak kadar kardeşmiş kule ve sular. Kulede erkek kardeşi tarafından hapsedilen bir kız yaşarmış.

Ayrıca kutsak kız çok mutsuzmuş ve bu hapis hayatının azabına dayanamamış… Günün birinde kendini kaleden Hazar Denizi’nin şefkatli kollarına bırakmış.

Bu yüzden Kız Kulesi olmuş adı. Bir başka söylenti de hiçbir zaman düşmanlar tarafından ele geçirilemediği için bu adın verildiği.

Üçüncü bir görüşe göre de  önce adı ‘Göz Kalesi’ymiş, zamanla ve söylene söylene değişip ‘Kız Kulesi’ şeklini almış. Özellikle son yıllarda kale ve arkasındaki meydanda her yıl Nevruz Bayramı şenliklerinin yapılması gelenek olmuş.

Bakü

Kız Kalesi.

Devlet Bayrağı Meydanı

2010 yılında açılan Devlet Bayrağı Meydanı; Azerbaycan halkının birlik ve bütünlüğünü simgeleyen 162 metre yüksekliğindeki bayrağın bulunduğu meydan. Özellikle “En uzun bayrak” rekorunu kırarak Guinness Rekorlar Kitabı’na geçmiş. Bayrağın boyu 35 metre, eni 70 metre, toplam alanı 2450 metrekare, ağırlığı ise yaklaşık 350 kilogram.

Kristal Palas

Hazar Denizi’nin kıyısında yapılan Kristal Saray, muhteşem görkemiyle çok fonksiyonlu kapalı bir arena.

Kapasitesi 25 bin kişi. Kristal Saray’dan geceleri gökyüzüne doğru yükselen lazer ışınları olağanüstü bir görüntü oluşturuyor. Ayrıca yüzeyindeki ışıklandırma da koca yapıyı devasa bir kristale dönüştürüyor. Ayrıca Eurovision Şarkı Yarışması da Kristal Saray’da yapılmıştı.

Şehitlik

25 Mayıs-17 Kasım 1918’deki Kafkas Harekatı’nda Türk-Kafkas Ordusu 15 Eylül 1918’de Bakü’ye girmiş, Azerbaycan, Karabağ ve Dağıstan’ı düşman işgalinden kurtarmış. Bu savaşlarda şehit olmuş Azeri ve Türk askerlerinin defnedildiği bu yere Şehitler Hiyabanı adı verilmiş. 1130 Türk askerinin isimlerini 1999’da açılan anıtın üzerinde görebilirsiniz. Günümüzde hala protokol karşılamalarında kullanılıyor bu şehitlik. Buraya kolay ulaşılabilmesi için sahilde füniküler de inşa edilmiş. Şehitliğin yanına bir de cami yapılmış. Adı Şehitlik Camii. Azerbaycan topraklarını savunurken şehit olan Türk askerlerinin anısını yaşatmak için Türk Diyanet Vakfı tarafından inşa edilmiş.

Nizami Caddesi

Azeri şair Nizami Ganjavi’nin adı ile anılıyor. Araç trafiğine kapalı yaklaşık 3,5 kilometrelik bir cadde. Cadde boyunca neredeyse tüm Türk ve uluslararası markalara rastlamanız mümkün.

Tam bir piyasa yeri yapmışlar burayı. Ayrıca ciddi bir sosyal yaşam merkezi olmuş. Büyük alışveriş merkezleri ve mağazalar, restoran ve kafeler, dinlenme parkları ile İçeri Şehir’ in dışarısında bir Avrupa caddesi yaratmışlar. Işıklandırma caddeyi geceleri de gündüz gibi yapıyor.

Bakü

Saffet Emre Tonguç.

Bakü Bulvarı

Bakü sahil şeridine paralel uzanan Bakü Bulvarı 1909 yılında açılmış. Üstelik geçtiğimiz yüzyılın başında Bakü’deki zengin petrol tacirleri yaşıyormuş burada. Bölge daha sonra Deniz Kenarı Milli Parkı olarak adlandırılarak koruma altına alınmış. Hazar kıyısında bulunan bu bulvar alanının büyüklüğüne göre Paris’te Seine Nehri kıyısındaki parktan sonra ikinci sırada. İlk sırayı almak için kordon kıyı boyunca uzatılıyor. Ayrıca hedefleri dünyanın en büyüğü olmakmış.

Alev Kuleleri

Yeni Bakü’de bir yanda cam kuleler ile dev gökdelenler var diğer yanda klasik ve modern mimari. Dünyanın en büyük otel zincirleri şehirde yerlerini almış bile. Ayrıca şehir merkezindeki Ateş Kuleleri Bakü’nün yeni simgesi artık.

190 metre yüksekliğindeki kompleks ofis, konut ve otel olarak kullanılan 3 kuleden oluşuyor.

En önemli özelliği, 10 bin LED ampul ile kaplanmış dış yüzeylerinde Azerbaycan bayrağından, dans eden alevlere dek türlü ışık oyunlarıyla Bakü akşamlarına muhteşem görüntü katması.

İstanbul – Bakü arası uçakla 2 saat 45 dakika sürüyor. Ayrıca, Ankara – Bakü arasındaki yolculuk süresi 2 saat.

Bununla birlikte İstanbul’dan Bakü’ye otobüs ile de gitmek mümkün. Otobüs yolculuğu yaklaşık 34 saat sürüyor.

Türkiye’den Azerbaycan’a ayrıca tren seferi bulunmuyor.

Okumaya devam et

Editör Seçimi

    Copyright © 2021