Bizimle İletişime Geçin

Röportaj

Şükran Albayrak; ‘Sporun eğlence göz ardı ediyoruz’

Şükran Albayrak, Deniz Temiz Derneği/TURMEPA dergisini özel açıklamalarda bulundu. Güzel sunucu Şükran Albayrak, “Son yıllarda artan rekabetçilikle birlikte sporun en önemli misyonlarından birini göz ardı etmeye başladık; sporun bir eğlence olduğunu” diyor.

Şükran Albayrak, sporun toplumsal yerini, sağlıklı bir neslin oluşturulmasındaki misyonunu ve sporun kendisini şekillendirişini dergimiz Deniz Temiz’e değerlendirdi. Profesyonel basketbol hayatı sona erdikten sonra ekranlara yönelen başarılı Tivibu sunucusu Eski Fenerbahçe Kulübü milli sporcusu Şükran Albayrak, spora olan tutkusunun hayatının dününde ve bugününde önemli bir belirleyici olduğunu söylüyor. Sporun bireysel olarak bir insanın hayatını değiştirmesi ve daha iyiye götürmesinin yanında daha özgüvenli, mutlu, duyarlı ve sağlıklı bir toplum için de kriter olduğuna vurgu yapan eski milli sporcu, çocuklara aşılanacak spor kültürü ile bunun mümkün olabileceğinin altını çiziyor. Sporun ve sporcunun önemli bir rol model olduğunu ifade eden Albayrak, en büyük hayalinin çocuk ve sporu bir araya getirerek, bir gelişim platformu oluşturmak olduğunu aktarıyor.

Profesyonel basketbol hayatınız bittikten sonra, yine içinde basketbolu barındıran spor sunuculuğuna başladınız. Nasıl gidiyor, enerjinizi konuşarak atabiliyor musunuz?

Ben basketbolu çok erken yaşta, elit sporcu seviyesindeyken bıraktım. Dolayısıyla, bu durum içimden atamadığım bir enerjiye, bu enerjinin yoğunluğu da yorgunluğa dönüşmeye başlamıştı. Televizyon, hedeflerim arasında değildi fakat ekranlarla tanışmam ve bu tanışıklığın içinde yine basketbolu barındırması beni çok mutlu etti. Burada kendimi daha iyi ifade ediyorum; televizyon benim için bir yaşam biçimi oldu. Sonunda da bir şekilde içimdeki enerjiyi mental bir yoğunluğa dönüştürerek kendi lehime durumu artıya geçirdim. Çünkü içimde biriken enerjinin nedenlerinden biri de spor aşkımdı ve ekranlarla beraber bu tutkuyu devam ettirmiş oldum. Spordan aldığım keyif o kadar yüksek ki, basketbolu bıraktıktan sonra hayatıma yeni heyecanlar kattım. Golf oynuyorum, kürek çekiyorum, yelken yapıyorum, masa tenisi oynuyorum… Sporun herhangi bir dalını deneme heyecanım hep çok yüksek. Spora karşı isteğimi hiç yitirmiyorum. Tüm bunların yanında ekran benim bu heyecanımı daha da tetikliyor çünkü burası çok değişken bir platform. Bilgiler üzerinden ilerliyor ve sporun farklı alanlarına dair denk geldiğim bilgiler, öğrenimler beni yeni başlangıçlara teşvik ediyor.

Bu bahsettiğiniz yeni sporların basketbol oynarken hayatınıza girme imkanı yok muydu?

Açıkçası antrenmanların ve bireysel çalışmalarımın yoğunluğu yeni bir spora vakit ayırmama olanak tanımıyordu. Diğer yandan sahip olduğum profesyonellik duygusu da başka bir sporu hayatıma almama izin vermiyordu; farklı alanlar arasında bölünmek yerine birinde ilerleyip en iyisini ortaya koymak istedim. Ayrıca basketboldan kalan zamanımı da daha basit hobilere ayırmak ve dinlenmeyi tercih etmek, daha çok işime geldi. Basketboldan emekliye ayrıldıktan sonra sporun bendeki heyecanının hiçbir şekilde bitmediğini fark ettiğimde ise elime geçen tüm sportif imkanları değerlendirmeye başladım. Artık amatör ruhun heyecanı ile mevzuya yaklaştığımdan pek çok dala aynı anda tutunabiliyorum.

Sporun hayatınızdaki derinliğinin kökleri aileye mi dayanıyor, yoksa kendinizin edindiği bir tutku mu?

Spor; bizim ailenin bir gerçeği, kültürü. Ailemdeki herkesin sporla bir bağı, geçmişi var. İlkokul yıllarımda, Arçelik kulübünde hentbol oynadım ve bu branşta milli takım seviyesine kadar yükseldim. Kulübün kapanması ile kendimi bir anda basketbolun içinde buldum. 10-12 yaşlarındayken, ablam, ben ve kuzenim Fenerbahçe’nin kapısından içeri girdik. Güzel olan şu ki, üçümüzün de aynı anda Fenerbahçe sporcusu olması, mahallenin havasını değiştirdi. Diğer gençleri de teşvik etmiş olduk ve bizden sonra çok fazla sporcu oluştu.

Şükran Albayrak

Eski Fenerbahçe Kulübü milli sporcusu Şükran Albayrak

Peki, bu kara sporları kültürünün içinde deniz kendine nasıl yer buldu?

Denizi hayatıma dahil etme isteğim aslında bir eksikliğe dayanıyor; bu eksiklik ise içinde iki neden barındırıyor. Çok küçük yaşlardan itibaren sporun içinde oldum ve yoğun bir çalışma temposu içinde yaşadım. Bu sebeple de tatil kavramı ve dolayısıyla deniz, yaşamımda çok sınırlı miktarda var oldu. Elbette bundan hiçbir zaman şikayetçi olmadım; isteyerek ve keyifle yaptım. Ancak bu kısıtlılık maviye bir hasret duymama neden oldu. Basketbolu bıraktıktan sonra kendimi dinlediğimde bunu daha net fark ettim. Bir diğer sebep de doğayla daha iç içe yaşama isteğim oldu. Ben çok büyük bir tribünden geliyorum, her zaman tıklım tıklım bir stat ve taraftarın daha da yükselttiği bir adrenalin vardı hayatımda. Bunun üzerine doğayla iç içe, daha sakin bir başlangıç yapmak istedim çünkü bu, benim için bir eksiklikti. Kendi alanımı terk ettikten sonra ilk olarak golfe başladım; bu branşta lisans ve antrenörlük ehliyeti aldım. Yıllarca kapalı bir yarış alanından doğanın içine geçmek bana iyi geldi. Yeşili iyice içselleştirdikten sonra da doğanın mavisine geçmek istedim. Basketboldan sonra yeni sporlara yönelme isteğim maviyle buluşunca, kendimi yelkende buldum. Bu arada denizle daha bütünleşik bir yaşam isteğimi tetikleyen başka etkenler de oldu. Mesela, Rahmi M. Koç’un Nazenin IV ile Devri Alem kitabını okuduktan sonra tekneye, tekneyle seyahat etmeye hevesli olduğumu gördüm. Televizyonculuğa başladığım ilk yıllarda tekne yarışları üzerine ağırladığım konuklar, anlatımlar, görüntüler, okyanusların mücadelesi de beni cezbetti. Bir şekilde sürekli bir şeyler bana denizlere yönelik işaretler veriyor gibi hissediyordum. Tüm bunların neticesinde de bu işin eğitimini almaya karar verdim ve kaptanlık ehliyeti aldım. Ara sıra teknesi olan arkadaşlarımla deniz hayatını deneyimliyorum. Yarışlara katılıyorum. Şu an işin başındayım ama öğrenmek için çok istekliyim. En büyük arzumsa bir gün kendi teknemi kullanmak. Yelken, benim gelecek dönem hayalim. Şu an denizlerle olan bağımı kürek çekerek sürdürülür kılıyorum. Haliç’te, Altınboynuz spor kulübünde kürek çekiyorum. Haliç’in manzarası eşliğinde bunu yapmak bana büyük bir keyif veriyor.

Peki sizin tercihiniz yelken mi yoksa motor yat mı?

Evet, tekne dünyasında böyle bir ayrım var ama sanırım, ben ikisini de aynı anda istiyorum. Ancak dediğim gibi buna henüz vakit var. Tekne söz konusu olduğunda, onunla ne kadar vakit geçirebildiğiniz çok önemli. Teknelere yönelik ilk farkındalığım bu oldu. Sizinle beraber yaşayan, özen isteyen bir varlık tekne. İş tempomu daha da azalttığım ve denizlere daha da vakit ayırabileceğimi düşündüğüm dönemimde kendi teknemi planlayacağım. Bu arada tekneye yönelik hayallerimin en büyüğü de bir dünya turuna çıkmak.

Geçtiğimiz yıllarda Doğa Koleji’nin “Doğada Hayat Var” projesinin bir parçası olmuştunuz. Farkındalık oluşturulmasına yönelik benzeri çalışma ve destekleriniz var mı?

Çocuklar benim için çok değerli bir yerde duruyor. Bu sebeple de sosyal sorumluluk alanında verdiğim desteklerin hemen tamamını buraya aktarıyorum diyebilirim. Bir süre Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nın bir üyesi olarak çocuklara temas ettim. Daha önce köy çocukları ile yaptığımız çalışmalarda, onlara verdiğimiz eğitimle gelişimlerine katkıda bulunmaya çalıştık. Yine verdiğim sportif direktörlükle, çocukları spora teşvik ederek kendilerini geliştirmelerine yardımcı olmaya çalıştım. Çocuğun kendini tanıması, yetkinliklerini fark etmesi adına katkı sunmaya çalışıyorum. Tüm bunları da en iyi bildiğim alan olan spor üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyorum. Gönlümde henüz gerçekleştiremediğim bir hayalim var: Çocuklara bir şekilde ulaşamadıkları imkanları sağlamak ve onlara alternatif bir hayat sunmak. Yelken, tekne, deniz, doğa elbette benim için değerli, buna dair isteklerim, arzularım var. ama bu benim bireysel keyfim, lüks. Ancak çocuklar toplumsal ve evrensel bir mesele. Çocukların kendini ifade edebilmesini sağlamalıyız. Sporun; bir çocuğun sağlıklı, özgüvenli ve başarılı bir birey olmasında önemli bir aracı olduğuna inanıyorum. Bu noktada da sporu tanıtmanın, sporun sahip olduğu değerleri aktarabilmenin önemini fark etmemiz gerekiyor. Herkes başarılı ve ünlü bir sporcu olmayabilir ama spor yapan herkes disiplinli, cesaretli, özgüvenli, mücadeleci bireyler olabilir. Bu sebeple de amatör sporculuk önemli. Biz sporcular, işin amatör tarafının her zaman desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz. Bütün bunlardan dolayı da spor ve çocuğu aynı potada eriterek, bir gelişim platformu yaratmak istiyorum. Bu benim için bir hedef.

Genel olarak sporcuların önemli birer rol model olduğu bilinir, öyle olması istenir. Sporcunun rol modelliği üzerine neler söylersiniz?

Sporcu olmasaydım bugün çok farklı bir hayatım olabilirdi; spor, hayatımı güzelleştiren, çeşitlendiren ve cesaretlendiren bir alan oldu. Erken yaştan itibaren sorumluluk almamı ve kendimi disipline etmemi sağladı. Spor, genç yaşta işin içine girip, yüksek hakimiyet kazanmak, hep daha iyisi için çalışmak, çaba göstermek, takım olabilmek ve mutlu olmak demek. Tüm bu değerler düşünüldüğünde bir sporcunun rol model teşkil etmesi çok normal. Spora daha fazla ağırlık verilmesi; daha fazla başarılı yeteneğin oluşması ve camiaya kazandırılması, arkadan daha fazla gencin oluşması anlamına geliyor. Diğer yandan bu sadece sporcuların rolü de değil. Ailelere de önemli görevler düşüyor. Bugün pek çok başarılı sporcunun başarısının arkasında aileleri olduğunu görebiliyoruz. Spora para ve kariyer olarak bakmadan önce güzel, kendini tanımış birey yetiştirme gözü ile bakmalıyız.

Sporun kadının toplumdaki yerini iyileştirmede bir rolü olduğunu düşünüyor musunuz?

Bugün futbol, erkek egemen bir branş algısına sahip; keza futboldan sonraki en favori spor dalımız olan basketbol da daha ziyade erkeklerle; voleybol ise kadınlarla anılıyor. Spor dallarını cinsiyetlerle eşleştirmek ve bunun doğru olduğuna inanmak; cinsiyetçi söylemlere neden olan, kadının, kız hatta erkek çocuklarının pozisyonuna söylemleri olumsuzlaştıran, gelişimine engel olan bir durum. Mesela Beşiktaş kadın futbol takımı çok başarılı bir takım. Cinsiyetçi bakış açısına rağmen kadınlar sporun içinde önemli başarılar elde ediyor. Bu ön yargıları kırsak çok daha önemli başarılar elde edilecektir. Bu, ülke ve toplumun uluslararası arenadaki rolü adına da son derece önemli. Spora kendi değerleri içinde yaklaşmak daha başarılı kadınlar ve daha mutlu bir gelecek için önemli. Bugün spordaki cinsiyetçi yaklaşımın önüne geçmenin en temel yolu, spor kültürü oluşturmaktan geçiyor. Spor kültürü geliştirdiğimizde bu tür sorunların ortadan daha hızlı şekilde kalkacağına inanıyorum. Mesela jimnastik alanında son yıllarda önemli başarılar ortaya koyuyoruz ama bunları çok az görüyoruz, okuyoruz. Spor kültüründen kastım sadece basketbol ve futbolu değil, sporun tüm dallarını benimsememiz gerektiği. Sporda bir sürdürülebilirlik sağlamalıyız. Dört yılda bir, olimpiyatlardan olimpiyatlara konuşmamalıyız bu branşları. Sporcu kültürüne sahip bireyler yetiştirmek için olimpik ruhun okul çağlarında çocukların hayatına girmesi gerekiyor. Ayrıca sporun yanında sanatta ve edebiyatta da benzer atılımları gerçekleştirmeliyiz. Sanat ve spor, uluslararası bir dil ve bunun ilerletilmesi bireysel ve kişisel gelişimin ölçüsünü belirler.

Son olarak neler eklemek istersiniz?

Son yıllarda artan rekabetçilikle birlikte sporun en önemli misyonlarından birini göz ardı etmeye başladık; sporun bir eğlence olduğunu. Sporu sadece rekabet üzerinden okumak keyifli tarafını, centilmenliğini, matematiksel yanını unutmamıza neden oldu. Hedeflerimden biri de ekranlar üzerinden sporun bu değerlerini yeniden hatırlatmak. Kaynak : TURMEPA

Yorum Yap

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Samsun’un ilk bölgesel gazetesi Halk’ta spor servisinde muhabirlik, editörlük, müdürlük yaptı. Ardından Asal Grup’un Türkiye distribütörü olduğu Errea ve Mizuno spor markalarının pazarlama iletişimi faaliyetlerini yürüttü. Bir sonraki durağı Samsunspor oldu. Store, reklam, bilet, sponsorluk süreçlerini yönetti. Peşinden arkadaşlarıyla FIFTY FIVE markasını oluşturdu. Markasıyla bir yandan şirketlere pazarlama iletişimi hizmetleri verirken diğer taraftan Kanal Daa için içerik üretiyor.

Samsun’un ilk bölgesel gazetesi Halk’ta spor servisinde muhabirlik, editörlük, müdürlük yaptı. Ardından Asal Grup’un Türkiye distribütörü olduğu Errea ve Mizuno spor markalarının pazarlama iletişimi faaliyetlerini yürüttü. Bir sonraki durağı Samsunspor oldu. Store, reklam, bilet, sponsorluk süreçlerini yönetti. Peşinden arkadaşlarıyla FIFTY FIVE markasını oluşturdu. Markasıyla bir yandan şirketlere pazarlama iletişimi hizmetleri verirken diğer taraftan Kanal Daa için içerik üretiyor.

Okumaya Devam Edin

Röportaj

Prof. Dr. Aydın : TEKNOFEST zihniyet değiştiriyor

Samsun Üniversitesi

Prof. Dr. Mahmut Aydın, Kanaldaa’ya konuk oldu. TEKNOFEST ile ilgili konuştu.

Samsun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Aydın, “TEKNOFEST, gençlerimizin zihniyetini değiştiriyor” dedi.

Kanaldaa YouTube kanalındaki ‘Cevap Bekleyen Sorular’ programına Samsun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Aydın konuk oldu.

Programda TEKNOFEST’in önemine değinen Prof. Dr. Aydın, “Bu festival özellikle gençlerimize çok değer katacak” ifadelerini kullandı.

“Tabiri caizse ben burayı bir altın madenine benzetiyorum.” dediği Ballıca Kampüsüne de değinerek şunları söyledi:

Samsun Üniversitesi Ballıca Yerleşkesi 700 dönümlük bir arazi içerisinde kurulu. Tekel’in özelleştirilmesinden sonra Ondokuz Mayıs Üniversitesi’ne devredildi.

2018’te Samsun Üniversitesi kurulunca bize tahsis edildi. Burası şuanda Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi olarak hizmet veriyor.

Prof. Dr. Mahmut Aydın

Özdemir Bayraktar’ın adı verildi

Bulunduğumuz yerde 60 tane bin metrekarelik tütün kurutma hangarı var. 3 tane de 5 bin metrekarelik hangar var. Biz bunları yeniden yapılandırmaya başladık.

Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi’ni kampüsün diğer alanından buraya taşıyacağız. 6 hangardan oluşan bir havacılık fakültesi inşa ediyoruz.

2 hangarı bitti 4 hangarı da inşallah TEKNOFEST dönemine yetişecek. Bu arada Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültemizin adını değiştirdik.

Rahmetli Özdemir Bayraktar beyin adını verdik. Bunun yanında Sivil Havacılık Yüksekokulu, Mühendislik Fakültesi, Mimarlık ve Tasarım Fakültesi, Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu bu kampüsümüzde konuşlanmış durumda.

İnşallah burası çok yakın bir zamanda ülkemizin en önemli havacılık kampüslerinden birisi olacak.”

Prof. Dr. Mahmut Aydın

Prof. Dr. Aydın : Başarılarımız Samsun için önemliydi

TEKNOFEST’in Samsun’da yapılacak olmasının önemine değinen Prof. Dr. Aydın şöyle devam etti:

TEKNOFEST ilk olarak 2018 yılında kapılarını İstanbul Havalimanı’nda yarışmalara ve konuklara açtı. Biz yarışmaya katıldık ve 2018 yılında roket takımımız Kızılırmak Roketiyle ikinci olmuştu.

TEKNOFEST’in serüveni ile üniversitemizin serüveni aynı. Dolayısıyla TEKNOFEST’le beraber yola çıktık.

O günden sonra özellikle Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültemiz TEKNOFEST ile özdeşleşti.

2019 yılında ve 2020 yılında ciddi dereceler aldık. En son 2021 İstanbul Atatürk Havalimanı’ndaki TEKNOFEST’te de 7 tane ödül aldık.

Yeni kurulan bir üniversite olmamıza rağmen, üniversiteler arasında ilk 10 da yer aldık. Bu başarılar Samsun için, Karadeniz Bölgesi için oldukça önemliydi.

Çünkü Karadeniz Bölgesi’nde Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi sadece Samsun Üniversitesi’nde var.

Muhtemeldir ki TEKNOFEST’in Samsun’a verilmesinde de bu fakültenin çok ciddi katkısı olduğunu düşünüyoruz.

Onun için de TEKNOFEST’i de fırsat bilerek şehrimizin başta valimiz olmak üzere Büyükşehir Belediye Başkanımız, milletvekillerimizin son derece ciddi ilgisi var.

Onların da destekleriyle inşallah bu kampüsü hak ettiği yere taşıyacağız. Ayrıca burası ülkemizin sayılı havacılık kampüslerinden birisi haline getireceğimizi düşünüyoruz.

TEKNOFEST özellikle gençlerimizin zihniyetini değiştirecektir.”

Okumaya devam et

Röportaj

TOGG yollara çıkmaya hazırlanıyor !

TOGG CEO’su Mehmet Gürcan Karakaş, Büyükşehir Belediyesi yayın organı Samsun e-Dergi’ye özel röportaj verdi.

Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin Türkiye’nin ilk interaktif dergisi Samsun e-Dergi TOGG CEO’su Mehmet Gürcan Karakaş ile konuştu.

Bir otomobilden fazlası olan TOGG için: “Kullanıcılarımızı dinliyor, onları anlıyor, onlarla bütünleşiyor, onlara uygun çözümler sunuyor. Bu sayede  yalnızca bir otomobil değil, çok daha fazlasını; kullanıcısına göre dönüşen ve kullanıcısını da dönüştüren, kullanıcısının hayatını kolaylaştırmak için tasarlanmış, tarz sahibi ve akıllı bir cihaz sunmak üzere çalışıyoruz” diyen Karakaş’ın röportaj…

TOGG

Fotoğraf Samsun E-Dergi’den alınmıştır.

Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu ile yollarınız nasıl  kesişti, hangi hedeflerle yola çıktınız?

Türkiye’de görev yaptığım yıllarda yöneticisi olduğum şirketi temsilen üyesi olduğum TAYSAD (Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği) toplantılarında bir gün Türkiye’nin de kendisine ait bir otomotiv markası olması gerektiğini konuşur, hayal ederdik.

2018 yılında yurt dışında yöneticilik yaptığım sırada TOGG’a gelmem teklif edildi. Bende bu hayali hayata geçirmek üzere kabul ettim. Her yenilik bir hayalle başlar.

Ama sonra bilgi ve akılla hayata geçirilir. TOGG’un doğuştan elektrikli araçlar üretmek ve bunu yaparken ülkemizin alanında çok deneyimli otomotiv tedarik sanayisini mobilite alanında iş ortaklarına dönüştürmek ve mobilite alanındaki girişimlerin de dahil olacağı bir ekosistem ortaya çıkarmak hedefi de bu aklı temsil ediyordu. Bu hedeflerle küresel bir marka oluşturmak ve ülkemizin mobilite ekosisteminin çekirdeğini oluşturmak üzere yola çıktık.

TOGG

TOGG için “Bir otomobilden daha fazlası…” derken neleri ifade etmek istiyorsunuz? Biraz bahseder misiniz?

Ekosistem, sözlük anlamıyla canlı ve cansız varlıkların etkileşimleriyle oluşan ve birbirlerini besleyerek süreklilik arz eden bir düzeni tarif ediyor.

Mobilite ekosistemi ise bütün  ulaşım alternatiflerinin ve hayatımıza değer katacak her türlü hizmetin birbirine akıllı bir şekilde bağlı ve interaktif olduğu bir dünya demek.

Otomotiv endüstrisi de büyük bir hızla mobilite ekosistemine dönüşüyor,  oyunun kuralları değişiyor. Bugünün otomobil dünyası ürün konseptini oluşturma, aracı geliştirme, üretme, satış ve sonrasındaki işleyişlerle ilgileniyor.

Bizim işimiz ise klasik araç üreticilerinin işinin bittiği yerde başlıyor, biz otomobili yeni nesil akıllı cihaza dönüştürüyoruz. Çünkü değişen kullanıcı beklentileri doğrultusunda geçmişte telefonda yaşanan dönüşüm bugün otomotivde yaşanıyor.

Başından itibaren akıllı cihazımızı kullanıcı odaklı, akıllı, empatik, bağlantılı, otonom, paylaşımlı ve elektrikli olarak tanımladık.

Türkiye'nin otomobili

O nedenle de başından itibaren her türlü tasarımı, ürün geliştirmeyi bu şekilde oluşturduk. İngilizcede ağa bağlı, otonom, paylaşımlı ve elektrikli araçlar için Case kısaltması kullanılıyor.  Ama bu bizim için yeterli değildi.

Bunun başına kullanıcı odaklı-User-centric, akıllı-Smart ve empatik-Emphatic kelimelerini de ekledik çünkü bizim yaptığımız, yapacağımız işin farkını bu kavramlar tanımlıyordu.

Ortaya  İngilizcesi “USE-CASE Mobility®️” olan bir kavram çıktı ve biz de küresel rekabete hazırlandığımız için biz kavramı Togg adına ticari marka olarak dünya çapında tescil ettirdik.

TOGG’u tanımlarken İngilizce olarak  “We are a global USE-CASE Mobility provider” diyoruz.

Yani mobilite alanında küresel bir platform örneği sağlayıcısıyız. Ama şu an yaptığımız işi de bu kavramı tersinden okuyarak “We are the Mobility USE-CASE of Türkiye”.

Yani biz Türkiye’nin mobilite alanındaki örnek platform sağlayıcısıyız diye tanımlıyoruz.

Türkiye'nin otomobili

Yerli üretimin ülkeler için önemi nedir sizce? Türkiye’nin yerli üretim hamlesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özgünlük ve millilik bizim açımızdan fikri ve sınai mülkiyet haklarının tamamıyla bize ait olması demektir. Bu şunun için önemlidir; Eğer fikri ve sınai mülkiyet hakları bize aitse, bu bizi bağımsız ve özgür kılar. Bu özelliğimiz sayesinde

  • Kararlarımızı Türkiye’deki merkezimizde kendimiz alıyoruz.
  • Özgün teknolojimizi kendimiz geliştiriyoruz.

O nedenle de millilik ve özgünlük elzem bir konudur. Eğer millilik sizdeyse ürün ve hizmetlerin yerlileştirilmesi, küresel rekabet açısından da avantaj sağlıyorsa, zaten kaçınılmazdır.

Biz yerlilik oranımızı başından itibaren daha üretim başlangıcında %51 olarak açıkladık. Ayrıca yıllar içinde rekabet şartlarını göz ardı etmeden artıracağımız sözünü de verdik.

TOGG

TOGG’un logosu neyi simgeliyor?

Logomuz doğu ile batı kültürlerinin, duygu ile aklın kesişim noktasını sembolize ediyor. Logomuzu tasarlarken de marka kimliğimizden ilham aldık. Doğu ve Batı kültürlerini birleştirmeyi sembolize edecek şekilde bir araya gelen okların tam ortasında birlikten doğan çokluk ve insan odaklılık ifade ediliyor.

İnsanı merkeze koyan teknoloji ve insanı bugünün ve yarının kesişim noktasında bir araya getiren, hayatı kolaylaştıran mobilite çözümlerini simgeliyor. Oluşan bu form aynı zamanda bir küresel teknoloji ve mobilite markasına uygun biçimde güç ile zarafet arasında denge oluşturuyor.

Öne çıkan teknik özellikler neler?

Türkiye’nin ilk doğuştan elektrikli, sıfır emisyonlu ve akıllı otomobili olarak üretilecek. Bu özellikteki C-SUV modeli, sınıfının en uzun aks mesafesi, en geniş iç hacmi, en iyi hızlanma performansı ve en düşük toplam sahip olma maliyeti gibi özellikleriyle de rakiplerinin önünde yer alacaktır.

Gelecekteki akıllı ulaşım ihtiyaçlarına şimdiden cevap verebilecek. «kalıpların ötesinde mobilite çözümleri» sağlamak üzere yola çıkan TOGG’un ilk akıllı cihazı 2023 yılının ilk çeyreğinde önce Türkiye’de, bu tarihten yaklaşık 18 ay sonra ise Avrupa’da yollara çıkacaktır.

300 ve 500 kilometre olmak sembolize edecek şekilde bir araya gelen okların tam ortasında birlikten doğan çokluk ve insan odaklılık ifade ediliyor.

İnsanı merkeze koyan teknoloji ve insanı bugünün ve yarının kesişim noktasında bir araya getiren, hayatı kolaylaştıran mobilite çözümlerini simgeliyor.

Oluşan bu form aynı zamanda bir küresel teknoloji ve mobilite markasına uygun biçimde güç ile zarafet arasında denge oluşturuyor.

TOGG

Araçların en kritik parçası olan batarya üretimi nasıl olacak?

Elektrikli araçlar için en kritik komponent bilindiği gibi batarya. Bu noktada Siro yatırımımızdan mutlaka bahsetmek gerekir.

Silk Road Temiz Enerji Depolama Teknolojileri A.Ş.  Togg’un enerji depolama çözümleri için Farasis firması ile ortaklığımız ve ülkemizde fikri ve sınai hakları bize ait olmak üzere modül ve paket üretimi yapacağız.

Şirket zaman içinde batarya kimyası için Ar-Ge çalışmaları yapacak ve hücre üretimi de gerçekleştirecektir.

Mehmet Gürcan Karakaş

Markalaşma adımları hakkında neler söylemek istersiniz?

Togg markasının nasıl bir karakteri var mı sorusunun cevabı şöyle oluştu:

“Dünyada olup bitenle ilgili, sürekli öğrenen, ileri görüşlü, proaktif ve çevresini daha güzel bir hâle dönüştüren; işine tutkuyla sarılan, girişimci, yetkinliği ön planda tutan, özü sözü bir, kendisinin ve çevresindekilerin prestijini önemseyen, dokunduğu herkese değer katma gayreti içerisinde olan, tarz sahibi, hayat dolu bir karakter.”

Dünyadaki dönüşümün ve insanların bu dönüşümü yakalama isteğinin farkındaydık. Bu yüzden ilk adım olarak, bildiğiniz otomobil deneyimini dönüştürmek için yola çıktık…

Kullanıcılarımızı dinliyor, onları anlıyor, onlarla bütünleşiyor. Onlara uygun çözümler sunuyor. Bu sayede yalnızca bir otomobil değil, çok daha fazlasını; kullanıcısına göre dönüşen ve kullanıcısını da dönüştüren, kullanıcısının hayatını kolaylaştırmak için tasarlanmış, tarz sahibi ve akıllı bir cihaz sunmak üzere çalışıyoruz.

Tesiste kaç kişi istihdam edilecek?

4.300 kişiye doğrudan, en az 20 bin kişiye de dolaylı olarak iş imkanı sağlayacağız.

TOGG’u tam olarak ne zaman yollarda göreceğiz?

2023 yılının ilk çeyreğinde yollarda olacağız.

2023’te TOGG yollara çıktığında gelecek yoğun talebi karşılayabilecek misiniz?

Çalışmalarımızı gelecek talebi karşılamak üzere planlı bir şekilde sürdürüyoruz. Gemlik tesislerimizde yılda 175 bin adet akıllı cihaz üretebilecek kapasitemiz var. Zaman içinde belli bir plan ve program çerçevesinde gerek ülkemizden, gerekse bir süre sonra ihracata başlayacağımızı Avrupa pazarından gelecek talebi sağlıklı bir şekilde karşılamak üzere çalışıyoruz.

Okumaya devam et

Röportaj

Yakup Özden : Futbol oynamak, futbolcu olmak hayalimizdi

Ampute futbolu

Yakup Özden ile Ampute Futbolu üzerine sohbet ettik. Nasıl sakat kaldığından bugün geldiği noktaya kadar her konuya cevap verdi.

Yakup Özden kimdir ?

Samsun Bedensel Engelliler Spor Kulübü Başkanıyım. 1960 doğumluyum. Evli ve 3 çocuk babasıyım. Küçük yaşlarda geçirdiğim bir kaza sonucu sakat kaldım.

Yaşadığınız kaza nasıl oldu?

İlkokula gidiyordum. Okuldan çıkıp eve geldim. Üstümü değiştirip top oynamak için dışarıya çıktım. Eksiden Piazza’ya giden yol üzerinde mezbahane vardı.

Onun yanında da at yarışlarının deve güreşlerinin yapıldığı bir alan vardı. Oraya da TIR’larla at getirmişlerdi. Biz de sahaya top oynamaya gitmeden önce onları izliyorduk.

O sırada Çarşamba tarafından gelen tren düdüğünü öttürünce atlar ürktü. Ben de korkup ters tarafa doğru kaçtım. Karşı taraftan gelen kamyonun altında kaldım. Sonra ayağımız kesildi.

Ampute futbolu

Kazadan sonra hayata bakışınız değişti mi?

7 yaşına kadar sokakta koşuyorsun, okula gidiyorsun. Arkadaşlarında top oynuyorsun. O yaştan sonra sakat kalıyorsun. Bir yıl evden dışarı çıkmadım.

Sonra arkadaşlarımın eve gelip gitmesi ile yavaş yavaş dışarıya çıkmaya başladım. Tekrar tek bacağımda arkadaşlarımla birlikte futbol oynamaya başladım. Belki de amatör liglerde tek bacağı ile futbol oynayan tek kişi Yakup Özden olarak benimdir.

Futbol oynamak, futbolcu olmak, antrenörlük yapmak, kulüp başkanı olmak hayalimizdi. Basamak basamak hepsini yaparak bugünlere kadar geldik.

Yakup Özden ampute futbolunun doğuşunu anlattı.

Samsun’da Ampute Futbol Takımı ne zaman kuruldu?

Samsun’da ilk ben kurmuştum. Tabi o zaaman Ampute değil ‘Koşar Futbol’ deniyordu. Parmağı olmayan, eli olmayan, ayağı olmayan bir spordu.

Bizim sayemizde basının aracılığıyla ‘Koşar Futbol’ tüm Türkiye’ye yayıldı. Sonra dünyada bir Ampute futbolu diye bir şey ortaya çıktı. Bir gün beni GATA’dan aradılar ve Ankara’ya davet ettiler. Ben de GATA’ya gittim. Gazilerimiz var. Onların spora teşvik etmek için…

Yakup Özden : Spor sayesinde insanlar hayata bağlandı

Bana Ampute futbol var, siz de Koşar Futbol diyorsunuz. Bu ikisini harmanlayabilir miyiz? Tamam dedik ve şöyle oldu. Dedi ki; kolu olmayanlar kaleci olsun, ayağı olmayanlar futbolcu olsun. Türkiye’de bu şekilde Ampute futbolunu kurduk. Türtiye’de Ampute futbolu kuran kişiyim. Gururluyum.

Daha önce evlerinde çıkamayan engelli arkadaşlarımız, kardeşlerimiz bu spor sayesinde hayata tutundu. Kendileriyle barıştı. Hayata bağlandılar. İş sahibi oldular, aile sahibi oldular.

Ampute futbolu

Kaç sporcunuz var ?

250 sporcumuz var. Samsun’da ilçelerimizle birlikte 150 bin engelli vatandaşımız var. İnsanlarımızı spor yapmaya çağırıyoruz. Sadece futbola değil, tüm branşlara. Tabi çogu gelmek istemiyor.

Samsun’da Ampute Futbol Takımı’nın durumu nasıl?

5 yıl öncesine kadar Türkiye’de bir numaraydık. Ancak kulüplere yardım yapılmıyor. Sporcularımız da büyük takımlara transfer oluyor. Elimizdeki oyuncuları tutamıyoruz. Böyle olunca da Samsun olarak pek iyi durumda değiliz.

Ampute Milli Takım hatıralarınızdan bahseder misiniz?

Yine Ankara’da toplandık ve milli takım için ne yapabiliriz diye konuştuk. Türkiye’deki tüm engelli sporcuları Antalya’ya davet ettik. 40-50 kişi geldi. Antalya’da 2 ay kamp yaptık. Seçmeler yapıldı ve sayıyı 22 kişiye indirdik. Milli takım kuruluşu böyle başladı. İlk defa kurulan milli takım, dünya üçüncüsü oldu.

İyi ki sporcu olmuşum dediğin an oldu mu?

İyi ki sporcu olmuşum, iyi ki engelli olmuşum. Engelli olmasam kim bilir ne olacaktım.

Engelli sporcular destek görüyor mu?

Yeterli desteği gördüğümüzü söyleyemeyeceğim. Bakın Samsun spor kenti diyoruz. Ama Samsun’da engelli spor kulüpleri kapandı. Maddiyatsızlıktan faaliyetlerini durdurdu. Destek olsa daha çok engelli kardeşimize dokunabiliriz.

Okumaya devam et

Editör Seçimi

    Copyright © 2021 | Tüm hakları saklıdır. İnternet sitesinde yer alan görsel ve metinlerin izinsiz kopyalanması yasaktır.