Bizimle İletişime Geçin

Röportaj

Suat Kılıç : Türkiye’de muhalefet alternatif olamıyor

Suat Kılıç bakan

Suat Kılıç, 61.TC Hükümeti Gençlik ve Spor Bakanlığı görevinde hayata geçirdiği projelerinden, güncel siyasete kadar bir çok konuda Samsun’un Dijital İçerik Platformu kanaldaa.com’un sorularını yanıtladı.

Gençlik ve Spor Eski Bakanı Suat Kılıç, Türk sporunun sorunlarından, muhalefetin izlediği politikaya kadar bir çok soruya yanıt verdi. AK Parti‘nin 20 yıldır seçim kaybetmemesinin başarısına değindi. Keyifli bir sohbet ortamında geçen röportaj ile siz değerli okuyucularımızı baş başa bırakıyoruz…

Randevu alıp gittim…

Erken yaşta siyasete atıldınız. Siyasete atılma sürecinizden bahseder misiniz?

3 Kasım 2002 seçimlerine yönelik erken seçim kararı alındığında; henüz o günlerde 29’umdan 30’uma geçiş yapmış ve gün almıştım. Siyasete girmek Samsun’dan milletvekili olmak öteden beri niyetimde vardı.

Suat Kılıç

Suat Kılıç, AK Parti’den 2002 yılı seçimlerinde milletvekili olmadan önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü.

O günün koşullarında AK Parti Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan randevu istedim. Gittim, görüştüm. Samsun’dan milletvekili aday adayı olmak üzere kendisiyle yaptığım görüşme sonucunda karar aldım. Başvurumu yaptım. Aday adayı oldum, aday oldum ve ondan sonraki süreç gelişti.

3 dönem milletvekilliği yaptınız? Bu süreçteki performansınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çalışma odaklı bir insanınım. İş kavramı beni yoran, rahatsız eden değil bilakis çalışma azmimi şekillendiren, artıran bir kavram. Çalışmalıyız, üretmeyiz sorun çözmeliyiz. İşte devlet adamları bunun için vardır. Bir insan millet meseleleriyle ilgilenebilmek için milletvekili olur.

13 yıla yakın aktif siyaset yaptım

Milletin rızası, memleketin sevdası ve bu eksende sorunlara çözüm üretme çabasıdır siyasete girmekteki temel motivasyon. Ben de 3 dönem milletvekilliği yaptım. Bu dönem içerisinde Gençlik ve Spor Bakanlığımız var. AK Parti Grup Başkanvekilliğimiz var. Yine AK Parti’de medya ve tanıtım başkan yardımcılığımız var. 13 yıla yakın aktif siyasetin içinde kaldım.

Bu süreç içerisinde bir taraftan Türkiye’nin meselelerine, diğer taraftan da Samsun’un yerel sorunlarına hızlı, etkin, aktif ve interaktif çözümler üretmeye gayret ettik. Bütün bu sorunlara çözümler üretme çabasını ortaya koyarken de muhatapları dinlemek, sorunu sahibinden öğrenmek ve yine muhataplarıyla çözümler geliştirmek şeklinde çözüm odaklı bir yaklaşım benimsedik.

Türkiye’nin ilk ‘Gençlik ve Spor Bakanı’ sizsiniz. Bakanlık döneminize dair neler söylersiniz?

Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın kurucu bakanıyım. 2011 yılında kanun hükmünde kararnameyle dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kurulan birçok bakanlıkla birlikte Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın yasal anlamda kuruluşu gerçekleştirildi. Haziran 2011 seçimlerinin hemen akabinde Gençlik ve Spor Bakanı olarak tayin edilince bu atamaya istinaden çalışmalara başladık.

Suat Kılıç

Gençlik ve Spor Eski Bakanı Suat Kılıç, Kanal Daa içerik platformuna konuştu.

Adı konulan ama adresi belli olmayan, logosu olmayan, altyapısı hazır olmayan bir bakanlıktı Gençlik ve Spor Bakanlığı. Çünkü o tarihe kadar Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı olarak idare edilmiş ve bu devlet bakanının çalışma ofisi başbakanlık binasında bir oda olarak belirlenmiş.

Hızlıca Gençlik ve Spor Bakanlığının eksiklerini tamamladık. Markalaşma sürecini tamamladık. Logosundan personeline, binasından spordaki diğer altyapı ihtiyaçlarına kadar hem zihniyet hem de inşaat anlamında çok hızlı bir yapısallaşma sürecine girdik.

Performansını kamuoyu takdir etsin

Gençleri çok hızlı organize ettik. Çünkü öncesinde Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı vardı. Oysa kurulan bakanlık Gençlik ve Spor Bakanlığı. Gençliği sporun önünde tutan, önce gençlik, sonra spor şeklinde gençliğe odaklanan bir bakanlık algısı vardı.

Zaten o dönem Başbakanımız, Gençlik ve Spor Bakanlığını tevdi ederken ‘biz seni Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak her iki alandaki büyük performansların sahibi olarak görmek istiyoruz’ şeklinde bir motivasyon cümlesi kurmuştu. Biz de bu istikamette çalışmalarımızı yoğunlaştırdık.

Recep Tayyip Erdoğan

Geçen yıl Ağustos ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile külliyede görüştü.

Bu anlamda performansımı kamuoyu takdir etsin, spor kamuoyu genç kamuoyu, Türkiye kamuoyu. Ama çok gayret ettik, çok çalıştık. Türkiye’nin spordaki altyapı eksikliklerini neredeyse tamamen ortadan kaldırdık diyebilirim. Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezlerinin kuruluşlarını gerçekleştirdik. Sporcu tarama testleriyle ilgili altyapıyı oluşturduk.

Sporcuların daha anaokulu yaşındayken spora elverişli bedenlerin belirlenmesi için çalışmaları organize ettik ve başlattık. Hamdolsun iyi çalışmalardı bunlar.

Gençlik ve Spor Bakanı olarak en iyi icraatınız neydi?

Doğrusu çok şey yaptık. Türkiye’de 81 ilin 42’sinde yüzme havuzu yoktu. Bunu önemli bir eksiklik olarak gördüm ve AK Parti hükümetleri döneminde, benim bakanlığım döneminde kalan 42 ilin tamamına yüzme havuzlarını inşa ettik.

Başbakanımızın stadyum sözü verdiği 25 il vardı. Samsun, Trabzon, Sivas, Malatya, Antalya, Kocaeli, Sakarya, İzmir ve Diyarbakır gibi 25 ilimizin tamamına stadyum projelerini başladık ve tamamladık. Ama hepsinden önde tuttuğum proje Gençlik Merkezleri Projesi. Türkiye’nin bütün illerinde önce birer, büyük illerde ikişer, üçer olmak üzere kısa sürede 300 civarında Gençlik Merkezlerinin açılışlarını gerçekleştirdik.

Her biri birbirinden değerli projelerdi

Gençlik Merkezlerinde tiyatrodan dramaya, yabancı dil eğitiminden Osmanlıca Kuranı Kerim eğitimlerine, edebiyattan sinemaya, matematikten felsefeye, spordan sanatın, resmin ve müziğin diğer bütün branşlarına varıncaya kadar onlarca farklı branşta milyonlarca gencimize ulaşabilme ve evde ailelerinin karşılayamadığı ihtiyaçlarını giderebilme imkanını yakaladık.

Gençlik Merkezleri okul ve aileden sonra üçüncü istasyondu. Her biri birbirinden değerli çalışmalardı. Biri diğerinin önündedir diyemem.

Türk sporunda tespit ettiğiniz en temel sorun nedir?

Türk sporundaki en temel sorun mental sorun. Mental yorgunluğu aşabilmemiz lazım. Genç insanlarımız var. Kapasiteli insanlarımız var. Artık spor altyapısıyla ilgili kimsenin söz etmemesi lazım. Evet bazı ilçelerimizde bazı tesisler olamayabilir.

Her ilde her spor tesisini hazır ve nazır bulundurmak zaten mümkün değildir. Bu Japonya’da da yok, Kanada’da da yok, Amerika Birleşik Devletlerinde de yok. Bazen tesisler sporcuların olduğu yere gider, bazen de katılımın sınırlı olduğu branşlarda sporcular, tesislerin ve hocaların yoğun olarak bulunduğu yere gider.

Böylece karşılaştırmalar sağlıklı bir şekilde yapılmış olur. Bizim sporcularımızın beslenmeye, psikolojik desteğe ve mental desteğe ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum. Psikolojik destek anlamında müessesenin kuvvetlendirilmesi bizim sporcularımıza çok şey katacaktır.

Suat Kılıç

AK Parti’den 3 dönem milletvekilliği ve Gençlik ve Spor Bakanlığı görevinde bulunan Suat Kılıç, sık sık hemşehrileri ile bir araya geliyor.

Sporcuların temel sorunu…

Sporcuların maddi doyuma ulaşması sportif başarılarının bazen düşmanı olabiliyor. Çelme takabiliyor. Sporcularımızın da şunu bilmesi lazım. Manevi başarı her zaman maddi başarının, maddi performansın önündedir. Bir olimpiyat şampiyonu olsun, bir olimpiyat şampiyonu daha olsun. Bir altın madalya birkaç da gümüş madalya kazansın. Var mı bir problem; yok.

Bugün Rıza Kayaalp ve Taha Akgül’e baktığımız zaman Avrupa Güreş Şampiyonasında biri serbest stilde diğeri grekoromende adeta madalyalara el koydular. Bu kardeşlerimizin sekiz, dokuz onuncu şampiyonlukları oldu. Marka değerler haline geldiler. O nedenle bu mentör desteği çok önemli. Kafada başarıya doymamak olursa daha başarılı olacaklar diye düşünüyorum.

AK Parti 20 yıldır ülkeyi yönetiyor. Partinizde metal yorgunluğu oluştuğuna dair görüşler mevcut. Sizin bu konudaki yorumunuzu merak ediyoruz?

Bugün aktif siyasetin dışındayım ama AK Parti’nin üyesiyim. AK Partinin tam anlamında dışına çıkmış değilim. Siyasetin de böyle bir tarafı var. Bir camiaya girdiğiniz zaman oradan çıkabilmek kolay değil. Fakat şunu gözlemlemek lazım. Herhangi bir vasıta ile buradan kalkıp Antalya’ya tek kontak ile yol gitmeye kalksanız, arabada bir hararet ısınma olabilir.

Ne yaparsınız; ya dinlenirsiniz, ya şoförü değiştirirsiniz, ya motor suyunu değiştirirsiniz, lastiklerin havasını kontrol edersiniz. AK Parti de belli zamanlarda belli değişimler ve dönüşümler yaparak yoluna devam etmeye gayret ediyor. Elbette 20 senedir iktidarda olması dolayısıyla Türkiye’de hangi konu olursa olsun hesabını AK Parti vermek zorunda, hükümete bakan alanlarda.

20 senedir iktidarda olduğuna göre sağlık da, eğitim de, yollar ve köprüler de, spor ve gençlik politikaları da, tarım ve orman da, gençlik de, su da AK Parti’nin meselesi. AK Parti de zaten bunlar benim meselem değil dememektedir. Yorulan varsa değiştirmek lazım. Önemli olan millettir memlekettir. Kimsenin paşa gönlü için herhangi bir koltukta tutulması mevzu bahis olamaz.

Sadece Ankara’nın değiştirmesini beklememek lazım

Hiç kimse hayatı boyunca milletvekili, belediye başkanı, bakan, genel müdür, bölge müdürü, il müdürü olmak durumda değildir. Bu değişimler zaman zaman yapılıyor. Biz de maalesef kendi iradesi ve isteğiyle bırakıp gitme kültürü henüz oluşmadı. Bir genel müdür, bölge müdürü, il müdürü diyebilir ki ‘benden buraya kadar artık müsaade’ bunlar da denilebilir. Sadece Ankara’nın değiştirmesini, dönüştürmesini değil de taşradaki yöneticinin de değişim ve dönüşüm talebinde bulunmasını bekleyebiliriz.

Bu yorgunlukla ilgili konu son zamanlarda çok gündem edilmeye başlandı. Ama ben şunu diyorum; Yorgunluğu en iyi değerlendirecek olan vatandaşın kendisidir. Bunun takdirini yapacak olan milletin kendisidir. 2002’den bu yana AK Parti gerek yerel gerekse genel seçimlerde hatta anayasa referandumlarını da buna katabiliriz. Girdiği seçimlerden başarıyla çıkmaktadır. Bunu bir şeye de birkaç şeye de bağlayabiliriz.

Bu seçim başarılarını, ‘millet AK Parti’den daimi olarak memnun’ yargısına da bağlayabiliriz. ‘Toplum AK Parti’den memnun ama muhalefet tarafından sağlıklı bir alternatif de yok’ gibi ilave bir yargı da geliştirebiliriz.

Suat Kılıç : Türkiye’de muhalefet büyümüyor

‘AK Parti’de kızdığımız, eleştirdiğimiz yerler var ama kime oy vereceksin’ gibi, daha ortadan bir kanaatle de hareket edebiliriz. Benim bir tespitim şu; 20 yıllık bir iktidar yorulabilir, hatalar da yapabilir. Zaten şöyle bir söz vardır. Mevlana hazretlerine atfedilir; ‘Yüzde ısrar etme doksan da olur, insan dediğin de noksanda olur.’

Bu AK Parti öteki alemden gelen doğa üstü varlıkların insan üstü varlıkların kurduğu bir parti ya da iktidar değil ki. İnsanlardan oluşmakta. Etten kemikten insanlarız. Hata da yapabilir, hatasında ısrar da edebilir, hata yaptığının farkına da varamayabilir. Yanlışa da sapabilir, bütün bunlar doğrular yanlışlar bir araya toparlandığında artılardan eksileri düşersiniz, net sayınız ortaya çıkar. Bu net sayılarına bakıldığında AK Parti’nin iktidarını koruduğu görülüyor.

Suat Kılıç

Benim gördüğüm bir başka şey; Türkiye’de muhalefet büyümüyor. Türkiye’de muhalefet alternatif olamıyor. Muhalefet topluma umut veremiyor. AK Parti’nin bir üyesi olarak bu benim üzüntüm. Niye; AK Partili olarak muhalefetin güçsüz ve zayıf olmasından hoşnut olabilirim. Ama vatandaş olarak nitelikli ve kaliteli bir muhalefetin varlığı bizim karımızadır.

Bir otobüs firması olursa bilet fiyatlarını kontrol edemezsin ama 3 otobüs firması olursa bilet fiyatları kontrol altında kalır. Rekabet vatandaşın yararınadır. Muhalefet kaliteyi artıracak. Kadrolarını kuvvetlendirecek. Sorunlara inandırıcı çözümler bulacak. Öyle vara yoğa iktidarı kötülemekle bu işler olmuyor. Ne kadar eleştirirlerse eleştirsinler, Recep Tayyip Erdoğan’dan daha iyi şeyler vaat etmedikçe, topluma daha yüksek güven vermedikçe, ‘dünyada Türkiye’nin sesini biz daha güçlü şekilde seslendirir ve haklarını daha kuvvetli bir şekilde koruruz’ umudunu topluma vaat etmedikçe, Recep Tayyip Erdoğan’ın önüne geçebilmeleri mümkün değil.

Aktif siyaseti özlüyor musunuz?

Siyasete giren insanların zaten en başından siyaset yapma arzuları vardır. Siyaseti sonuçta melekler yapmıyor insanlar yapıyor. En mütevazi gördüğünüz siyasetçinin bile içinde siyasette olma, var olma, milletin sorunlarıyla uğraşma ve devlet yönetimine katkı vermek gibi bir istek vardır.

Buna ego da diyebiliriz. Ayrıca en mütevazi gördüğünüz, en alçak gönüllü olarak tanımladığınız siyasetçinin bile onu siyasete taşıyan ve iddiasını korumasını sağlayan bir egosu vardır. Ben 30 yaşından 43 yaşına kadar siyasetin içinde kalmışım. 30 yaşında vardı bende bu istek 43 yaşında bitti diyemem. Millete, devlete hizmet etme iradesi insanların içinde bitmez. Ben de siyaset yapmak isterim.

Türkiye’nin geleceğine dair neler söylersiniz?

Türkiye’de büyük bir değişim yaşanacaksa, siyasetten ve devlet kurumlarından çok daha büyük değişim dinamiğini harekete geçirecek olan öğretmen ve din adamlarımız. Ben buna inanıyorum. Kimseye bir model dayatamazsınız. Ama öğretmenler ve din adamları saygınlıklarıyla, donanımlarıyla, duruşlarıyla ve fedakarlıklarıyla gençlerimizi doğrudan hedef kitle olarak alır ve görürlerse onlarla iletişime geçerlerse dışlamadan yargılamadan, kınamadan, suçlamadan, eleştirmeden deyim yerindeyse doğduğuna ve soru sorduğun pişman hale getirmeden onlarla diyalog kurabilirse bu iki meslek grubu, Türkiye’de çok şeyin çok büyük bir hızla değişim sürecine girdiğini göreceğiz.

Suat Kılıç : Eğitimde kalite artmalı

Eğitimde kalite ne kadar artarsa, o eğitim sisteminde yetişenlerin ürettiğinin de kalitesi artacak. Bir kilogram ihracatımızın kalitesi artacak. Bununla birlikte yüksek teknoloji ürünleri ihraç etmek zorundayız. Eğitimde fedakarlık artacak, fedakarlıkla birlikte kalite artacak. Kaliteli nesiller, üretimin, imalatın ve teknolojinin kalitesini ve düzeyini yükseltecek.

Bu yükselen düzey, yüksek gelir getirecek. Yükselen milli gelir topluma dağılacak. Bu sefer yeni bir sarmala gireceğiz. Negatif sarmaldan poztif sarmala. Eğitimin kalitesi arttıkça, para artacak, para artıkça eğitimin kalitesi artacak, refah artacak. İnsanların morali yükselecek. O yüksek moralle daha yüksek eğitim, bununla daha yüksek teknoloji ve kaliteli üretim. İşte o zaman milli gelir 20 bin, 30 bin, 50 bin dolarlar düzeyine yükselmeye başlayacak.

Hedefimiz bu olmalı. Sadece AK Parti olarak değil Türk toplumu olarak hedefimiz bu olmalı. Ne yaşayanlar içerisinde ne ölenler içerisinde elinde sihirli değnek olan ve sen ben çalışmadan ülkeyi 20 bin dolar milli gelire ulaştıracak kapasiteye sahip bir siyasetçi yok. Sihirli değnek diye bir şey yok.

Yorum Yap

Yorum Yap覺n

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Editör

Röportaj

Yakup Özden : Futbol oynamak, futbolcu olmak hayalimizdi

Ampute futbolu

Yakup Özden ile Ampute Futbolu üzerine sohbet ettik. Nasıl sakat kaldığından bugün geldiği noktaya kadar her konuya cevap verdi.

Yakup Özden kimdir ?

Samsun Bedensel Engelliler Spor Kulübü Başkanıyım. 1960 doğumluyum. Evli ve 3 çocuk babasıyım. Küçük yaşlarda geçirdiğim bir kaza sonucu sakat kaldım.

Yaşadığınız kaza nasıl oldu?

İlkokula gidiyordum. Okuldan çıkıp eve geldim. Üstümü değiştirip top oynamak için dışarıya çıktım. Eksiden Piazza’ya giden yol üzerinde mezbahane vardı.

Onun yanında da at yarışlarının deve güreşlerinin yapıldığı bir alan vardı. Oraya da TIR’larla at getirmişlerdi. Biz de sahaya top oynamaya gitmeden önce onları izliyorduk.

O sırada Çarşamba tarafından gelen tren düdüğünü öttürünce atlar ürktü. Ben de korkup ters tarafa doğru kaçtım. Karşı taraftan gelen kamyonun altında kaldım. Sonra ayağımız kesildi.

Ampute futbolu

Kazadan sonra hayata bakışınız değişti mi?

7 yaşına kadar sokakta koşuyorsun, okula gidiyorsun. Arkadaşlarında top oynuyorsun. O yaştan sonra sakat kalıyorsun. Bir yıl evden dışarı çıkmadım.

Sonra arkadaşlarımın eve gelip gitmesi ile yavaş yavaş dışarıya çıkmaya başladım. Tekrar tek bacağımda arkadaşlarımla birlikte futbol oynamaya başladım. Belki de amatör liglerde tek bacağı ile futbol oynayan tek kişi Yakup Özden olarak benimdir.

Futbol oynamak, futbolcu olmak, antrenörlük yapmak, kulüp başkanı olmak hayalimizdi. Basamak basamak hepsini yaparak bugünlere kadar geldik.

Yakup Özden ampute futbolunun doğuşunu anlattı.

Samsun’da Ampute Futbol Takımı ne zaman kuruldu?

Samsun’da ilk ben kurmuştum. Tabi o zaaman Ampute değil ‘Koşar Futbol’ deniyordu. Parmağı olmayan, eli olmayan, ayağı olmayan bir spordu.

Bizim sayemizde basının aracılığıyla ‘Koşar Futbol’ tüm Türkiye’ye yayıldı. Sonra dünyada bir Ampute futbolu diye bir şey ortaya çıktı. Bir gün beni GATA’dan aradılar ve Ankara’ya davet ettiler. Ben de GATA’ya gittim. Gazilerimiz var. Onların spora teşvik etmek için…

Yakup Özden : Spor sayesinde insanlar hayata bağlandı

Bana Ampute futbol var, siz de Koşar Futbol diyorsunuz. Bu ikisini harmanlayabilir miyiz? Tamam dedik ve şöyle oldu. Dedi ki; kolu olmayanlar kaleci olsun, ayağı olmayanlar futbolcu olsun. Türkiye’de bu şekilde Ampute futbolunu kurduk. Türtiye’de Ampute futbolu kuran kişiyim. Gururluyum.

Daha önce evlerinde çıkamayan engelli arkadaşlarımız, kardeşlerimiz bu spor sayesinde hayata tutundu. Kendileriyle barıştı. Hayata bağlandılar. İş sahibi oldular, aile sahibi oldular.

Ampute futbolu

Kaç sporcunuz var ?

250 sporcumuz var. Samsun’da ilçelerimizle birlikte 150 bin engelli vatandaşımız var. İnsanlarımızı spor yapmaya çağırıyoruz. Sadece futbola değil, tüm branşlara. Tabi çogu gelmek istemiyor.

Samsun’da Ampute Futbol Takımı’nın durumu nasıl?

5 yıl öncesine kadar Türkiye’de bir numaraydık. Ancak kulüplere yardım yapılmıyor. Sporcularımız da büyük takımlara transfer oluyor. Elimizdeki oyuncuları tutamıyoruz. Böyle olunca da Samsun olarak pek iyi durumda değiliz.

Ampute Milli Takım hatıralarınızdan bahseder misiniz?

Yine Ankara’da toplandık ve milli takım için ne yapabiliriz diye konuştuk. Türkiye’deki tüm engelli sporcuları Antalya’ya davet ettik. 40-50 kişi geldi. Antalya’da 2 ay kamp yaptık. Seçmeler yapıldı ve sayıyı 22 kişiye indirdik. Milli takım kuruluşu böyle başladı. İlk defa kurulan milli takım, dünya üçüncüsü oldu.

İyi ki sporcu olmuşum dediğin an oldu mu?

İyi ki sporcu olmuşum, iyi ki engelli olmuşum. Engelli olmasam kim bilir ne olacaktım.

Engelli sporcular destek görüyor mu?

Yeterli desteği gördüğümüzü söyleyemeyeceğim. Bakın Samsun spor kenti diyoruz. Ama Samsun’da engelli spor kulüpleri kapandı. Maddiyatsızlıktan faaliyetlerini durdurdu. Destek olsa daha çok engelli kardeşimize dokunabiliriz.

Okumaya devam et

Röportaj

Lütfi Pirinç : Adana Kebap kırmızı çizgim

Lütfi Pirinç

Lütfi Pirinç, ‘Kanaldaa’ Youtube kanalı ‘Anlat İşini’ programına konuştu. Adana Kebap yapmanın püf noktası nedir? Neye dikkat etmek gerekir? Bu işe nasıl başladı?

Lütfi Pirinç, “Önce işime sonra eşime aşığım” diyerek meslekteki 40 yılını anlattı…

Sizi tanıyabilir miyiz?

1971 Şanlıurfa Siverek’te doğdum. Adana’da büyüdüm.

Sizin hikayeniz nerede ve nasıl başladı ?

Küçüklüğümde, 1980’li yılların başlarında çok hayta bir çocuktum. Ele avuca gelmeyen , rahat durmayan, düz duvara durmayan bir çocuktum. Buna istinaden rahmetli amcam, babam ve dayımla konuşmuş. ‘Bunu durdurabilmek için ne yapalım’ diye. O zaman işte beni lokantacılar odası başkanı ve dönemin en iyi ustalarından Nuri Usta’nın yanına verdiler beni. Orada iş başı yaparak kebapçılık serüvenimiz başladı.

Adana Kebap

Lütfi Pirinç, ekip ruhunun önemine de değindi.

Kebapçılık serüveniniz kaç yaşında başladı?

14 Şubat 1983’te. Hiç unutmam o tarihi. Aşkla sevgiyle başladık. Neredeyse 40’ncı yıla gireceğiz.

Her sabah kalktığımda aynı heyecanla işe başlıyorum. Bir müddet komilik yaptım.

Sonra ‘komilik bana göre değil’ diyerek bulaşık yıkamaya geçtim. Bir kaç gün bulaşık yıkadıktan sonra o zaman mezeci ustamı da takip ediyordum.

Bıçağı nasıl kullanıyor, domatesi soğanı nasıl doğruyor takip ediyordum. Bunları bir film sahnesi gibi gözümün önüne getire getire akşamları evde tatbik ediyordum.

Bir gün aldığım yevmiye ile gittim kasaba. 100 gram kıyma aldım. Bir tane de şiş aldım. Adana saplamayı öğreneceğim. Sabaha kadar uyumadan onu öğrendim.

Her zaman söylüyorum; bu işim olmasaydı ben bugün olmazdım. Lütfi usta olmazdım.

Adana Kebap

İlk kebabınızı ne zaman yaptınız ?

1985 yılının ortalarıydı. Onu da aileme yedirdim.

Kebap üretiminin bir reçetesi var mı?

Günümüzde herkes bir reçete çıkarabilir. Ancak bunun en önemli reçetesi anlamak, anlamak, anlamak…

X bir kişi geldi, ‘bana tarif et’ dedi. Tarif edersiniz o da sizi çok iyi anladı. Lakin tatbike geldiğinde bunu yapamayacaktır.

Çünkü Adana yapmanın, et işlemenin özelliği şudur; Güzel bir tezgah, bıçak, zırh, satırı olmalı.

Zırh dediğimiz el kıyması dediğimiz alet mutlaka olmalı. Bu olmadığında makineden çektiğiniz kıyma ile yaptığınızda bildiğiniz köfte yersiniz.

Şiş köfte olur. Reçete olarak baktığınızda, 20 gram tuz, 10 gram biber gibi bunları söyleyebiliriz. Ama önemli olan eti işlemek.

Adana Kebap

Lütfi usta, Adana kebap için eti iyi işlemek gerektiğini anlattı.

Eti kasaba giderek kendim alırım…

Bu detay isteyen bir şey, Belki bana deli diyecekler ama olsun desinler. Ben zaman zaman etle konuşurum. Ciddiyim. Etleri kasaba gidip kendim alıyorum. Eti işliyorum. Etlerin besisi ile alakalı; yağlı olur yağsız olur…

Bunu dengelemek lazım. Bilimsel olarak gramaj olarak söyleyebilirsiniz. Tatbik olarak kötü bir sonuçla karşı karşıya gelebilirsiniz. Önce o eti anlamak gerekir. Aldığınız etin yağ oranını besi oranını bilmeniz gerekiyor.

Bunları bilmediğiniz, anlamadığınız zaman ne olabilir; Adana kebap üzerinden konuşarak, dökülebilir, lezzetli olmayabilir, yağlı olabilir.

Bu ayar çok önemli. Bir de etin arasındaki sinirleri almak gerekiyor. Almazsanız, kebap parçalanır, sert düşebilir artı aradığınız lezzeti alamazsınız.

Adana Kebap

Favori kebabınız hangisi ?

Bütün kebaplar favoridir. Ancak benim favorim Adana. Benim ona farklı bir bakış açım var. Aşkla bakıyorum ben ona.

Buna inanmayacaksınız belki ama Adana kebaba bakınca benim içimde kabarma başlıyor. Adana benim için kutsaldır.

Kırmızı çizgimdir. Ben işime aşık ir adamım. Önce işime sonra eşime aşığım. Neden? İşim olmasaydı eşimle evlenemezdim.

4 çocuğum olmazdı. Evim, arabam olmazdı. Yaptığınız iş ne olursa olsun severek ve aşkla yapmalısınız.

Okumaya devam et

Röportaj

Saffet Emre Tonguç : Rüzgarın aşk ettiği şehir

Saffet Emre Tonguç, Büyükşehir Belediyesi’nin dijital yayın organı ‘Samsun E-Dergi‘ye Azerbaycan’ın başkenti Bakü’yü yazdı.

Seyahat yazarı Saffet Emre Tonguç kaleminden Rüzgarın aşk ettiği, ışıkların raks ettiği şehir Bakü…

Samsun E-Dergi’ye özel  

Bakü’ye Azerice “Bakı” deniyor ve “Rüzgarlı Şehir” anlamına geliyor. Özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bağımsızlığını kazanan Azerbaycan; sınırları içinde bulunan petrol ve doğalgaz rezervleri sayesinde büyük bir gelişim yaşıyor. İşte Azerbaycan’ın başkenti Bakü…

Modern ve çok iddialı mimariyle yapılan binalar şehrin siluetini değiştiriyor. Bakü’nün merkezinde ve yakın çevresinde tarihi binalara uyum sağlamak amacıyla hemen hemen tüm binalar benzer üslupla ciddi bir restorasyon içinde.

En büyük, en uzun, en görkemli mantığı ile yapılan yerler Bakü’yü bir başka etkiliyor. Geceleri ayrı bir güzelliğe bürünen başkent Bakü’nün gerek tarihi taş binalarının gece aydınlatmalarına, gerekse de geniş bulvarların, parkların, gökdelenlerin ışıkla danslarına bayılacaksınız.

Bakü’yü üç ana bölüme ayırmak mümkün; İçeri Şehir (eski Bakü), Sovyetler Birliği zamanının Bakü’sü ve yeni şehir.

Bakü

İçeri şehir

Özellikle yerel halk tarafından “Köhne Şehir” olarak adlandırılan İçeri Şehir; Orta Doğu’nun en eski meskenlerinden biri. Ayrıca kazılar Paleolitik dönemden itibaren yerleşim yeri olarak kullanıldığını gösteriyor. Aralık 2000’de sınırları içinde yer alan Şirvanşahlar Sarayı ve Kız Kalesi ile birlikte UNESCO tarafından Dünya Mirasları arasına alınmış.

Kız kulesi

Kız Kulesi de deniyor Kız Kalesi de. Eski bir Zerdüşt Tapınağı olduğu düşünülen, çağlar boyunca deniz feneri, savunma kalesi ve rasathane olarak kullanılan Kız Kulesi; 12. yüzyılda inşa edilmiş. İçeri Şehir’in güneydoğu bölümündeki 1. katta duvar kalınlığı 5 metreyi bulan, 8 katlı kulenin her katı yоntma taşlarla yapılmış.

Bunun dışında; kalenin altından Şirvanşahlar Sarayı’na bir geçit olduğu söyleniyor.

Kulenin tarihi için çok ilginç bir ayrıntı var: Kız Kulesi’nin üstten görünümü Arapça’ da Allah’ın 94’üncü ismi “El Bâki” biçiminde. Bu da şehrin özgün adını hatırlatıyor.

Kız Kulesi’nin Hikâyesi…

Bir efsaneye göre o zamanlar Hazar Denizi’nin sularına kavuşacak kadar kardeşmiş kule ve sular. Kulede erkek kardeşi tarafından hapsedilen bir kız yaşarmış.

Ayrıca kutsak kız çok mutsuzmuş ve bu hapis hayatının azabına dayanamamış… Günün birinde kendini kaleden Hazar Denizi’nin şefkatli kollarına bırakmış.

Bu yüzden Kız Kulesi olmuş adı. Bir başka söylenti de hiçbir zaman düşmanlar tarafından ele geçirilemediği için bu adın verildiği.

Üçüncü bir görüşe göre de  önce adı ‘Göz Kalesi’ymiş, zamanla ve söylene söylene değişip ‘Kız Kulesi’ şeklini almış. Özellikle son yıllarda kale ve arkasındaki meydanda her yıl Nevruz Bayramı şenliklerinin yapılması gelenek olmuş.

Bakü

Kız Kalesi.

Devlet Bayrağı Meydanı

2010 yılında açılan Devlet Bayrağı Meydanı; Azerbaycan halkının birlik ve bütünlüğünü simgeleyen 162 metre yüksekliğindeki bayrağın bulunduğu meydan. Özellikle “En uzun bayrak” rekorunu kırarak Guinness Rekorlar Kitabı’na geçmiş. Bayrağın boyu 35 metre, eni 70 metre, toplam alanı 2450 metrekare, ağırlığı ise yaklaşık 350 kilogram.

Kristal Palas

Hazar Denizi’nin kıyısında yapılan Kristal Saray, muhteşem görkemiyle çok fonksiyonlu kapalı bir arena.

Kapasitesi 25 bin kişi. Kristal Saray’dan geceleri gökyüzüne doğru yükselen lazer ışınları olağanüstü bir görüntü oluşturuyor. Ayrıca yüzeyindeki ışıklandırma da koca yapıyı devasa bir kristale dönüştürüyor. Ayrıca Eurovision Şarkı Yarışması da Kristal Saray’da yapılmıştı.

Şehitlik

25 Mayıs-17 Kasım 1918’deki Kafkas Harekatı’nda Türk-Kafkas Ordusu 15 Eylül 1918’de Bakü’ye girmiş, Azerbaycan, Karabağ ve Dağıstan’ı düşman işgalinden kurtarmış. Bu savaşlarda şehit olmuş Azeri ve Türk askerlerinin defnedildiği bu yere Şehitler Hiyabanı adı verilmiş. 1130 Türk askerinin isimlerini 1999’da açılan anıtın üzerinde görebilirsiniz. Günümüzde hala protokol karşılamalarında kullanılıyor bu şehitlik. Buraya kolay ulaşılabilmesi için sahilde füniküler de inşa edilmiş. Şehitliğin yanına bir de cami yapılmış. Adı Şehitlik Camii. Azerbaycan topraklarını savunurken şehit olan Türk askerlerinin anısını yaşatmak için Türk Diyanet Vakfı tarafından inşa edilmiş.

Nizami Caddesi

Azeri şair Nizami Ganjavi’nin adı ile anılıyor. Araç trafiğine kapalı yaklaşık 3,5 kilometrelik bir cadde. Cadde boyunca neredeyse tüm Türk ve uluslararası markalara rastlamanız mümkün.

Tam bir piyasa yeri yapmışlar burayı. Ayrıca ciddi bir sosyal yaşam merkezi olmuş. Büyük alışveriş merkezleri ve mağazalar, restoran ve kafeler, dinlenme parkları ile İçeri Şehir’ in dışarısında bir Avrupa caddesi yaratmışlar. Işıklandırma caddeyi geceleri de gündüz gibi yapıyor.

Bakü

Saffet Emre Tonguç.

Bakü Bulvarı

Bakü sahil şeridine paralel uzanan Bakü Bulvarı 1909 yılında açılmış. Üstelik geçtiğimiz yüzyılın başında Bakü’deki zengin petrol tacirleri yaşıyormuş burada. Bölge daha sonra Deniz Kenarı Milli Parkı olarak adlandırılarak koruma altına alınmış. Hazar kıyısında bulunan bu bulvar alanının büyüklüğüne göre Paris’te Seine Nehri kıyısındaki parktan sonra ikinci sırada. İlk sırayı almak için kordon kıyı boyunca uzatılıyor. Ayrıca hedefleri dünyanın en büyüğü olmakmış.

Alev Kuleleri

Yeni Bakü’de bir yanda cam kuleler ile dev gökdelenler var diğer yanda klasik ve modern mimari. Dünyanın en büyük otel zincirleri şehirde yerlerini almış bile. Ayrıca şehir merkezindeki Ateş Kuleleri Bakü’nün yeni simgesi artık.

190 metre yüksekliğindeki kompleks ofis, konut ve otel olarak kullanılan 3 kuleden oluşuyor.

En önemli özelliği, 10 bin LED ampul ile kaplanmış dış yüzeylerinde Azerbaycan bayrağından, dans eden alevlere dek türlü ışık oyunlarıyla Bakü akşamlarına muhteşem görüntü katması.

İstanbul – Bakü arası uçakla 2 saat 45 dakika sürüyor. Ayrıca, Ankara – Bakü arasındaki yolculuk süresi 2 saat.

Bununla birlikte İstanbul’dan Bakü’ye otobüs ile de gitmek mümkün. Otobüs yolculuğu yaklaşık 34 saat sürüyor.

Türkiye’den Azerbaycan’a ayrıca tren seferi bulunmuyor.

Okumaya devam et

Editör Seçimi

    Copyright © 2021