Bizimle İletişime Geçin

Araştırma

Sigara Fabrikası; Üretimden tüketime dönüş hikayesi

Sigara fabrikası

Sigara fabrikası olarak uzun yıllar hizmet veren ve ülke ekonomisine önemli girdi sağlayan mekanın tüketim merkezine dönüşmesi sosyolojik açıdan incelendi. Fabrika, zaman içerisinde iki zıt mekan haline nasıl geldi ?

Sigara fabrikası dünden bugüne üretim merkezinden tüketim merkezine nasıl dönüştü? Bu sorunun cevabını Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi Eda Kaplan farklı bir bakış açısıyla bulmaya çalıştı. Tezinde 1887-1997 yılları arasında ‘Samsun Tütün Fabrikası’ olarak faaliyetini sürdüren mekanın dönüşüm hikayesini inceledi.

Sigara Fabrikası

Sigara fabrikası olarak uzun yıllar hizmet veren ve bir süre atıl durumda kalan mekan şimdi AVM.

‘Tütün Fabrikasından Alışveriş Merkezine: Samsun Tütün Fabrikasının Dönüşümü’ başlığıyla hazırlanan çalışma kapsamında bugün yaş ortalaması 69 olan tütün fabrikası çalışanları ve yaş ortalaması 29 olan AVM çalışanlarıyla görüşüldü.

Sigara fabrikası 134 yıllık geçmişe sahip

Üretim ve tüketim olmak üzere mekana dair iki zıt durum karşılaştırıldı. 134 yıllık geçmişe sahip olan ve şehrin kalbinde yer alan tütün fabrikasının tüketimden üretim merkezine dönüşümü sosyolojik açıdan incelendi.

Giriş, gelişme ve sonuç olarak 3 bölümden oluşan araştırmada şu bilgiler paylaşıldı;

Tütünün özellikle sigara halindeki ticareti ve tüketimi gün geçtikçe azalsa da geçmişte bölge ve ülke ekonomilerinde hatırı sayılır bir paydası olduğu bilinmekte. Günümüzde bilindik birkaç yabancı şirketin tekelinde halen gelir elde edilen bir sektör olan tütün Avrupa’dan doğuya yayılan bir ürün olarak ön plana çıkıyor.

Tütünün Osmanlı İmparatorluğu’na 1605 yılında Hollandalı ve Venedikli tacirler tarafından sokulduğu belirtiliyor. Kısa bir sürede yaygınlık kazanan tütünün daha sonra toprak yapısı ve iklim özelliklerinin etkisiyle yeni bir tür olarak ortaya çıkmasıyla adına ‘Türk Tütünü’ denildi.

Sigara üretimi her geçen yıl azaldı

Diğer bölgelerde yetişen tütünlere kıyasla daha kaliteli olması hasebiyle tercih edilmeye başlandı. Bu sayede Osmanlı Devleti’nin en garantili gelir kaynaklarından biri haline geldi. Tütün sanayisinin iki kolu vardır; yaprak tütünün işlendiği tesisler ya da sigara, puro gibi içimlik ürünlerin üretildiği tesisler. Samsun’daki fabrika ise sigara üretimi üzerine kuruldu.

Samsun’ da 2000 yılında tütün üretim miktarı 23 bin 42 ton iken, 2017 yılında üretim miktarı 5 bin 587 ton oldu. Tütünde üretim alanı yüzde 76 azaldı, yani 18 bin hektara geriledi.. Bir üretim çıktısı olarak bakıldığında 2017 yılı itibariyle yalnızca 6 bin ton tütün üretildi.

TEKEL’in kapatılmasının ardından tütünün kaderi devredildiği şirketlere bırakıldı. TEKEL ile ilgili Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı 2 Şubat 2001 tarihinde imzalamasına rağmen sigara fabrikalarının özelleştirilmesi, 22 Şubat 2008 tarihinde çıkılan ihalede gerçekleşti ve fabrikalar en yüksek teklifi veren British American Tobacco (BAT) firmasına satıldı.

Sigara fabrikası

2012 yılında restore edilerek AVM haline getirilen mekan kentin kalbi noktasında.

Samsun Tütün Fabrikası ise kapatılmasının ardından restore edilerek 2012 yılında alışveriş merkezi projesiyle yeniden değerlendirildi. Mekanın geçirdiği dönüşüm aynı zamanda, üretim ve tüketim olmak üzere, birbirine zıt bu iki ayrı olgunun aynı mekan üzerinden incelenmesine imkan tanıyor.

Fabrika emeklileri ve AVM çalışanları…

Bu iki ayrı olgunun, tütün fabrikasında çalışanların ve alışveriş merkezinde çalışanların perspektifinden nasıl algılandığı ve katılımcıların anlam dünyalarında ne gibi değişiklikler meydana getirdiğine dair hususlar araştırmanın temel konularını oluşturdu.

Bu araştırmanın amacı, bir mekanın farklı dönemlerde, farklı işlevlerde kullanıldığının bilinmesinin ardından hikayesinin onu tecrübe edenler vasıtasıyla açığa çıkarılmasıdır. Bir mekanı en iyi anlatan, ona anlamını veren nokta insan ile kurduğu ilişki.

Bu sebeple araştırma nesnemiz olan mekanın fabrika emeklileri ilk grup, AVM çalışanları ikinci grup olmak üzere kendi perspektiflerinden nasıl tecrübe ettiklerini öğrenmek bu araştırmanın ana amacı oldu.

Yüz yüze görüşüldü

Fabrikada çalışan ve şuan emeklilik hayatı yaşayan 13 kişi ile yüz yüze görüşüldü. 12’si kadın olan katılımcıların eğitim durumlarına bakıldığında yalnızca 3 kişinin ilkokul mezunu olduğu ve bir kişinin kendini okur- yazar olarak tanımladığı görüldü.

Yaş ortalaması 69 olan katılımcıların hepsinin evli, en az 2, en fazla 10 çocuk sahibi olduğu belirtildi. Fabrikada çalıştıkları bölümlere bakıldığında 12 kişinin tütün açma bölümünde, bunlardan 3’ünün sigara ve makine bölümlerinde de çalıştığı, tek erkek katılımcının ise güvenlik görevlisi olarak çalıştığı ifade edildi. Son olarak fabrikada çalışma sürelerine bakıldığında en az 15, en fazla 30 yıl olmak üzere ortalama 24 yıl çalıştıkları görüldü.

İkinci grupta yer alan AVM çalışanlarından ise 7 kadın ve 5 erkek ile görüşüldü. Yaş ortalaması 29 olan katılımcıların 7’si bekar, 5’i evli. Çocuk sayıları ise 0 ve 2 arasında değişmekte.

AVM çalışanlarının 3’ü kafe sektöründe; 2’si barista, 1’i garson olarak, 6’sı her biri farklı marka bünyesinde olmak üzere satış danışmanı olarak, 3’ü de mağaza yönetiminde çalışmakta.

Sigara fabrikası

Günde binlerce kişinin ziyaret ettiği AVM, aynı zamanda tarihi dokuyu da yansıtıyor.

Araştırmanın sonuç ve değerlendirme bölümünde ise şu ifadeler yer aldı:

Samsun Tütün Fabrikası, restore edildiği zamandan sonrası da hesaba dahil edilirse 134 yıllık bir geçmişe sahip. Fransızların Osmanlı topraklarında inşa etmiş olduğu mekan tütünün işlenmeye başlanması ile faaliyetine başlamıştır. Tütün işleme, sigara sarma ve paketleme, depolama gibi bölümleri bulunan mekan yıllar boyu binlerce işçinin geçimini sağlamıştır.

12 yıl viran halde kaldı

Ancak her iki yönetim döneminde de kaderi aynı olan tütün fabrikaları son olarak BAT’a satılmıştır. Bu özelleştirmeler sonucunda birçok fabrika kapanmıştır. İşçiler emekli edilmiş ve tütün üretimi azalmaya başlamıştır.

Tütün işçisi, tütün tarımı yapan çiftçi kendine bir alan bulamadıkça gün geçtikçe azalmış, yok olma noktasına gelmiştir. Samsun Tütün Fabrikası da bu gelişmelerin sonucunda sessizliğe gömülmüştür.

12 yıl viran bir halde, zaten merkezi olan ancak giderek daha da merkezileşen konumunda kaderinin tayin edilmesini beklemiştir. Nihayetinde AVM olmasına karar verilen mekan günümüzde şehrin kalbinde bir tüketim mekanı olarak halen faaliyetine devam etmektedir.

Samsun Tütün Fabrikası kapatılmadan yaklaşık 2 yıl öncesinden günü dolan işçilerini emekli etmeye başlamıştır. Kalan işçiler Samsun’un Ondokuz Mayıs ilçesinde bulunan eski adıyla Ballıca Sigara Fabrikası bünyesine tahliye edilmiştir. Ancak Samsun Tütün Fabrikası ile kıyaslandığında kapasitesi az ve üretim kısıtlı olduğu için istihdam oranı düşüktür.

Sigara fabrikası – AVM dönüşümü

Samsun Tütün Fabrikası bünyesinden emekli olan kişiler günümüzde 64-74 yaş aralığında mekanı eski işlevi ile 25-30 yıl tecrübe etmiş kişilerdir. Araştırma nesnemiz olan mekanın son canlı şahitleri onlardır.

Bu çalışmanın asıl amacı, araştırmanın nesnesi konumundaki mekanın Samsun Tütün Fabrikası iken Bulvar AVM’ye dönüşüm hikayesini açıklığa kavuşturmaktı.

Sonuca gelinen noktada bu amaca ulaşılmış, mekanın hikayesine tüm yönleriyle vakıf olunmuştur. Elde edilen verileri karşılaştırmalı ve yorumlayıcı bir analize tabi tuttuğumuzda görülmüştür ki, fabrikadan emekli katılımcılar için mekanın yeri AVM çalışanlarına göre daha farklıdır.

Fabrikadan emekli katılımcılar için mekanın yeri 25-30 yıllık bir tecrübe süresi sonucunda oluşmuştur. Zamanla mekanın anlam dünyalarındaki yeri derin ve sarsılmaz bir konuma ulaşmıştır. Bu konumu sağlayan en büyük etken bizce ekonomik olgulardır.

Katılımcıların yaptıkları işe karşılık aldıkları ücretin onları tatmin etmesidir. Çünkü katılımcıların hepsi, kırdan kente kısa bir zaman önce göç etmiş, şehirde hiçbir mal varlığı olmayan, yoksulluk görmüş kişilerdir.

Bulvar AVM

Neredeyse hepsinin eğitim seviyelerinin okuma yazma seviyesinde olduğu da hesaba katıldığında onlar için devlet garantili bir işte çalışmış olmak çok büyük bir fırsat olmuştur. Onlar da bu fırsatı değerlendirmiş ve rahat bir yaşlılık dönemi geçirebilmişlerdir.

Fabrikada disiplin

Araştırmamızda fabrikada disiplinli bir çalışma ortamının olduğu ortaya çıkmıştır. Eksper şeklinde bahsedilen otoriteler zaman zaman fabrika işçileri için zorlayıcı bir faktör olmuştur. İşin yanlış yapılması gibi durumlarda diğer çalışanların önünde tütün kasalarının yere döküldüğü anlatımlarından yola çıkarak bazen bu gibi utanç uyandıran zor durumlar yaşamaları unutamadıkları anıların başında gelmektedir.

Buna karşın katılımcılar anılarını anlatırken geçmişi sürekli özlemle, hüzünlerek ve olumlu kelimelerle anmışlardır. Fabrikada edindikleri dostlukları çoğu katılımcı hala sürdürmektedir. Mekanın dönüşümünü sorguladığımız kısımlarda katılımcılar birbirine oldukça benzer duygusal tepkiler vermiştir.

Ancak anlaşılmıştır ki mekanla ilişiklerinin kesilmesi, buranın farklı bir işleve ruha bürünmesi onların mekana verdikleri değeri ve anlamı değiştirmemiştir. AVM çalışanları için ise durum daha farklıdır. Mekanda geçirdikleri süre daha azdır. AVM çalışanlarından bazıları, tüketim sektöründe emeklerinin karşılığını aldığını düşünmemektedir.

Büyük bir çoğunluk daha iyi bir iş fırsatı çıktığında bunu değerlendireceğini belirtmiştir. Bu noktada araştırmada belirgin bir farklılık ortaya çıkmıştır. Üretim sektöründe işte kalıcılık oranı oldukça yüksekken tüketim sektöründe bir o kadar düşüktür.

AVM’de mekana aidiyet gelişmedi

Kalıcılık oranının düşük olması mekanda geçirilen süre ve tecrübeyi de azaltmaktadır. Bu sebeple AVM katılımcılarının ilerleyen yıllarda da mekana aidiyet duygusu geliştireceği sanılmamaktadır.

AVM çalışanlarının mekanda kurduğu ilişkilerin analizi sonucunda ise katılımcılarının patron ve iş arkadaşları ile kurduğu iletişimin kendi tabirleri ile saygılı, olması gerektiği gibi ve iyi olduğu anlaşılmıştır.

Birçoğu AVM’den sonra da iş arkadaşlarıyla görüşeceğini ifade etmiştir. Fabrika hakkındaki bilgi ve görüşlerinden faydalandığımız noktada ise çalıştıkları mekanın hikayesine vakıf oldukları anlaşılmıştır. Ancak gözlem sonuçlarında ortaya çıkan mekanın hikayesine dair AVM’de pek bir ibare bulunmaması gelecekte bu tarihin unutulmasına sebep olacaktır.”

Yorum Yap

Yorum Yap覺n

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Editör

Araştırma

İnsan beyni kilo almayı engelleyen kalori sayacı ile donatılmış!

İnsan beyni aşırı yemeyi ve hızlı kilo almayı engelleyen; yerleşik bir kalori sayacı ile donatılmış olabilir.

Araştırma İngiltere’de yapıldı. Yapılan bir çalışmada uzmanlar; dört hafta boyunca insanların beslenme şekillerini inceledi.

Buna göre beynin kendi kalori sayacı sayesinde insanların yemek yerken kendilerini yönlendirebildiği keşfedildi

İnsan beyni aşırı yemeyi ve hızlı kilo almayı engelleyen; yerleşik bir kalori sayacı ile donatılmış olabilir.

Diyet araştırmacıları; bilinçli olarak yemeklerin ne kadar yağlı olduğunun insanlar tarafından ölçülebileceğini öne sürüyor.

Bu yerleşik olduğu düşünülen kalori sayacı, insanların enerji açısından zengin bir makarna mı yoksa sağlıklı bir salata mı yediklerine bağlı olarak alım ayarlamalarını buna göre yapıyor.

insan beyni

Abur cubur yeme isteğinizi nasıl yenersiniz?

Bir araştırmaya katılanlar; söylenmemesine rağmen daha küçük porsiyonlarda peynirli makarna yemeyi seçti. Bristol Üniversitesi’nin bulguları; özellikle insanların ne kadar kalori tükettiklerinden habersiz yiyiciler olduğuna dair önceki bilimsel düşünceyi alt üst etti.

“Yıllardır akılsızca fazla yendiğine inanıyorduk”

Baş yazar Annika Flynn; araştırmanın insanların daha eski bulgulara kıyasla daha akıllı yiyiciler olduğunu gösterdiğini söyledi. Flynn, “Özellikle yıllardır insanların enerji açısından zengin yemekleri akılsızca fazla yediğine inandık. Ayrıca dikkat çekici bir şekilde; bu çalışma insanların bir dereceye kadar, enerji yoğunluğu fazla olan seçeneklerden tükettikleri miktarı ayarlamayı başardıklarını ve bir beslenme zekasına sahip olduklarını gösteriyor” dedi.

insan beyni

Bilim insanları spora vakit bulamayanlar için en kısa ve kaliteli egzersizleri belirledi

Bir hastane koğuşunda gerçekleştirilen dört haftalık çalışmaya yirmi sağlıklı insan katıldı. Katılımcılara özellikle özel hazırlanmış çeşitli yemekler verildi. Bununla birlikte öğünlerde farklı kalori yoğunluğuna sahip yiyecekler vardı; tavuklu salatalı sandviç ve incirli bisküvi, yaban mersinli ve bademli yulaf lapası gibi.

Flynn ve ekibi, gönüllülerin her öğünden tam olarak kaç gram yediğini ölçtü. Sonuçlar, enerji açısından yoğun yiyecekler yiyen insanların daha sonra bilinçaltında daha küçük porsiyonlar yemeye başladıkları bir dönüm noktası olduğunu gösterdi.

Çocuklarda aşırı kilo ve obeziteyi nasıl önleriz?

Flynn, “Örneğin, insanlar enerji açısından zengin bir yemek olan kremalı peynirli makarnadan, nispeten zayıf olan ve birçok farklı sebze içeren salatadan daha küçük porsiyonlar yediler” dedi. Çalışmanın ortak yazarı Profesör Jeff Brunstrom, sonuçların insanların sadece akılsız yiyiciler olmadığını gösterdiğini ekledi.

Bristol’ün The American Journal of Clinical Nutrition’da yayınlanan bulguları, yüksek enerjili gıdaların obezite ile bağlantılı olduğuna dair önemli soruları gündeme getiriyor. Profesör Brunstrom, “Bulgular bize yiyecekleri pasif bir şekilde aşırı tüketmediğimizi gösteriyor. Bu nedenle obizete ile ilişkilendirilmesinin nedeni önceden düşünülenden daha nüanslı” dedi.

diyet

Kilo vermek istiyorsanız sabah 11’e kadar kahvaltı yapmayın!

Şimdilik bu araştırmanın; özellikle uzun zamandır devam eden bir konu hakkında yeni bir bakış açısı sunduğunu belirten Brunstrom; “Gelecekteki araştırmalar için bir dizi yeni soruya ve yollara kapı açıyor” diye konuştu.

Obezite, yetişkinlerin üçte ikisinin çok şişman olduğunu gösteren verilerle İngiltere’nin en büyük sağlık sorunlarından biridir.

ABD’de yetişkinlerin tahminen yüzde 73,6’sı aşırı kilolu veya obez olarak kabul ediliyor.

Fazla kilolu veya obez olmanın en az 13 farklı kanser türü riskini artırdığı ve yüksek tansiyon; tip 2 diyabet gibi tehlikeli sağlık sorunlarına neden olduğu bilinmektedir.

(Kaynak: DailyMail)

Okumaya devam et

Araştırma

Rusya Ukrayna Savaşı ‘nın arka planında ne var?

Rusya

Rusya ve Ukrayna Savaşı neden çıktı. Doktora öğrencisi Gökhan Alptekin; 2008 Rusya-Gürcistan savaşı ve 2014 Ukrayna krizi üzerinden bir araştırma yaptı.

Rusya Ukrayna Savaşı öncesinde neler yaşandı. Bu noktaya nasıl gelindi. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü doktora öğrencisi Gökhan Alptekin; “Rusya’nın yakın çevresini koruma politikası ve soğuk savaş izlenimleri; (2008 Rusya-Gürcistan savaşı ve 2014 Ukrayna krizi)” ile ilgili bir araştırma yaptı. Araştırma makalesi 31 Ocak 2022’de yayınlandı.

Kafkasya ve Karadeniz doğudan batıya uzanan enerji hatları açısından önemli bölgelerdir. Gürcistan ve Ukrayna ise bu bölgelerin hem NATO’nun hem de AB’nin güvenlik politikalarında kritik bir konuma sahip ülkeleri.

Söz konusu ülkeler; gerek batının enerji güvenliğini sağlamak gerekse Asya’nın batıya açılımını kontrol etmek için kilit noktalardan biridir.

Bu noktalar aynı zamanda Rusya’nın yakın çevresinde yer alıyor. 2008 Rusya–Gürcistan Savaşı ve 2014 Ukrayna Krizi; Rusya’nın Kafkasya, Karadeniz ve Doğu Avrupa gibi bölgelerde Sovyetler’in dağılmasından sonra meydana gelen güç boşluğunun kendisi dışında bir aktör tarafından doldurulmasına müsaade etmeyeceğini gösterdi.

Araştırmanın tartışma ve sonuç bölümünde doktora öğrencisi Gökhan Alptekin şu bilgileri paylaştı:

“2008 Rusya-Gürcistan Savaşı ve 2014 Ukrayna Krizi sonrasında; Rusya ile ABD’nin Kafkasya, Karadeniz ve Doğu Avrupa politikalarının birbirinden ne kadar farklı olduğu bir kez daha gözler önüne serilmiştir.

ABD ve AB, etki alanını bazı eski Sovyet ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletmek; Rusya ise yakın çevresini korumak istemektedir. Rusya, soğuk savaş dönemindeki gibi büyük bir kutup oluşturacak kadar güçlü değildir.

Ancak yakın çevresini koruyamayacak kadar da zayıf olmadığını göstermiştir. Her ne kadar batı bloğu içinde yer alsa da; AB’nin bu çekişmelerden en çok etkilenen güçlerden biri olduğu söylenebilir. Çünkü günümüz Rusya – Avrupa ilişkilerine bakıldığında; tıpkı Viyana Kongresi’nde ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında olduğu gibi Rusya olmadan Avrupa Ahengi’nin sağlanması zordur.

Sovyetlerin dağılmasından sonra meydana gelen gelişmeler incelendiğinde; ancak Kafkasya, Karadeniz ve Doğu Avrupa’nın hibrit veya konvansiyonel anlamda tamamen savaşa sürüklenmesi halinde Rusya’ya yakın çevresindeki devletleri Rusya’nın etki alanından bütünüyle çıkarıp ABD-AB-NATO yörüngesine sokmanın mümkün olduğu ifade edilebilir.

Rusya

Fotoğraflar sosyal medyadan alınmıştır

AB çatışmalardan fazlasıyla etkilenecektir

Böyle bir durumdan ABD, İngiltere ve NATO’nun pek de olumsuz etkilenmeyeceği ve alan dışında meydana gelen bir gelişmeye bölge ülkeleri açısından değil sadece çıkarları açısından bakacağı değerlendirilebilir.

AB ise çatışma bölgelerine yakınlığı ve Rusya ile doğrudan komşu olması nedeniyle muhtemel çatışmalardan fazlasıyla etkilenecektir. Diğer bir deyişle muhtemel soğuk savaştan en çok etkilenenler yine Rusya, Avrupa ve yakın çevre ülkeleri olacaktır.

AB, siyaset ve güvenlik anlamında ABD-NATO ittifakına bağlıdır. Bununla birlikte siyaset ve enerji bağlamında ABD’nin; güvenlik bağlamında ise NATO’nun; AB’ye yeterince fayda sağlayacak açılımlar sunmakta zorlandığı gözlenmiştir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra; ABD’nin ve NATO’nun vadettikleri ve uygulayabildikleri ile günümüzdeki imkân ve kabiliyetleri arasındaki farkın açılması; beklentilerin karşılanamaması demek olacaktır.

Rusya

AB’nin en nihayetinde uzun süredir cevabını ertelediği Avrupa güvenliğinin AB’nin kendi mimarisi içerisinde mi yoksa; ABD’nin etkisinde mi şekillenmeli sorusuyla yüzleşmek durumunda kalma ihtimali yüksektir.

Bu soru aynı zamanda Rusya’yı da yakından ilgilendirmektedir. Çünkü AB’nin konumu aynı zamanda muhtemel bir soğuk savaşın seyrini doğrudan etkileyecektir. Rusya ile iyi ilişkiler geliştirilmesi durumunda; yeni krizlerin azalacağı aksi durumda ise sıcak çatışma ihtimalinin artacağı değerlendirilmiştir.

Yeni bir soğuk savaş mı?

Rusya ile ABD arasında gelişen olaylara sadece soğuk savaş penceresinden bakılması; söz konusu devletler tarafından üretilen her politikanın sadece çıkar çatışması olarak görülmesine ve aslında böyle olmayan olayların da söylemlerle yönlendirilmesine yol açabilir.

Bu sürecin tam bir güvenlik ikilemine sürüklenmesi sonucunda; silahlanma yarışının ve hibrit ortamın temellerinin atılması büyük güçler tarafından fırsat olarak görülebilir. Uluslararası hukukun çizdiği çerçevenin etrafından dolaşmak için; elverişli bir ortamın yaratılmış olması ve hiçbir resmi aktörün olayların faili ya da tetikleyicisi olarak sorumlu tutulamaması gibi nedenlerden ötürü; bu hareket tarzı büyük güçler için gittikçe daha fazla tercih edilir bir yönteme dönüşebilir. Bu nedenle yaratılan algının, olayları yönlendirmesine izin verilmemesi önem arz etmektedir.

Rusya

Öte yandan Rusya’nın Suriye ve Libya müdahaleleri ile Dağlık Karabağ’daki örtülü desteği gibi ileri hamlelerinin habercisi; Gürcistan Savaşı ve Ukrayna Krizi olmuştur.

Her iki tarafın uyguladığı bazı politikalar soğuk savaş dönemini hatırlatsa da şu anda bir soğuk savaş dönemi yaşanmadığı değerlendirilmektedir. Çünkü henüz tek kutuplu düzenden tam olarak çıkıldığı söylenemez.

İki kutuplu veya çok kutuplu olmayan bir uluslararası düzende ise; soğuk savaşın şartlarının yeterince olgunlaşmamış olduğu ifade edilebilir.

Son olarak; yapılan çalışmalarda çoğunlukla Rusya’nın bölge politikalarının incelendiği dikkati çekmektedir. Araştırmacılar, çıkabilecek muhtemel bir soğuk savaş hakkında genellikle Rusya merkezli analizler yapmışlardır.

Bu çalışmalar literatüre faydalı sonuçlar kazandırmışlardır. Ancak analizlerin tek boyutlu yapılması konunun kapsamlı bir şekilde ele alınmasına engel olabilecektir. Bunu önlemek için ABD, AB ve NATO’nun Karadeniz, Güney Kafkasya ve Doğu Avrupa politikalarının muhtemel soğuk savaşın ortaya çıkması üzerindeki etkileri konusunda bilimsel çalışmalar arttırılmalıdır.”

Okumaya devam et

Araştırma

Çeltik çeşitliliğinde verim ve kalite Samsun’da yüksek

Çeltik çeşitliliğinde verim Samsun’un her bölgesinde oldukça yüksek. Yapılan araştırma bazı çeltik çeşitliliğinin verim ve kalite özelliklerini belirledi.

Samsun’da bazı çeltik çeşitliliğinin verim ve kalite özelliklerinin belirlenmesi amacıyla bir araştırma yapıldı.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tarla Bitkileri Anabilim Dalı’ndan Murat Can Bahadır’ın yüksek lisans tezi olan araştırma ilginç sonuçlar verdi.

Dünyanın yaklaşık üçte birinin temel besin kaynağı çeltikten elde edilen pirinç oluşturmakta. Özellikle bu kapsamda yapılan araştırmaya göre şu bilgiler paylaşıldı;

Pirinç

Samsun’un çeltik verimliliği araştırıldı.

Çeltik tüketilen kalorinin yüzde 50’sini oluşturuyor 

“Dünya da buğday, çeltik ve mısır insanlar tarafından tüketilen kalorinin yüzde 50‟den fazlasını sağlıyor. Bununla birlikte üretilen buğdayın yüzde 70’i ve çeltiğin yüzde 85’i insan beslenmesinde kullanılıyor. Dünya tarım alanlarının yaklaşık yüzde 50’si tahıl üretimi amacıyla kullanılıyor. Çeltikten elde edilen pirinç kişi başına tüketilen enerjinin yüzde 21’ni ve proteinin yüzde 15’ni karşılıyor.

Çeltik, ekim alanı bakımından buğdaydan sonra gelirken üretim açısından en fazla paya sahiptir. Ayrıca Dünyada 755 milyon ton çeltik üretimin ve 162 milyon hektar ekim alanlarının yüzde 90’ı Asya kıtasında.

Çin, Hindistan ve Endonezya gibi ülkeler toplam üretimin yüzde 65’ni karşılıyor. Ayrıca Türkiye’de ise 126 bin hektarda alanda 1 milyon ton çeltik üretimi yapılıyor.”

Pirinç

Araştırmanın sonuç bölümünde ise şu ifadelere yer verildi:

“Araştırmamızda ülkemizde yetiştirilen bazı çeltik çeşitlerinin Samsun ilinde verim; verim öğeleri ve kalite parametrelerinin belirlemek amacıyla 2019 – 2020 yıllarından 5 farklı lokasyonda 14 çeşit kullanılarak yürütülmüştür.

Yapılan araştırmada çiçeklenme gün sayısı, olgunlaşma gün sayısı, bitki boyu, ana sap kalınlığı, salkım uzunluğu, salkımda tane sayısı, sterilite, yatma, hasat indeksi, çeltik verimi, metrekaredeki salkım sayısı, kırıklı pirinç randımanı, kırıksız pirinç randımanı, çeltik bin tane ağırlığı, pirinç bin tane ağırlığı ve beyaz göbeklilik olarak 17 parametre incelenmiştir.

Yapılan analizler sonucunda lokasyonlar, yıl, çeşit, lokasyon x çeşit interaksiyonu bakımından tüm parametreler istitatistiksel olarak farklılıkların olduğu tespit edilmiştir. Tane verimi açısından değerlendirildiğinde; yıllar arasındaki 2019 yılında 589 kg da-1 iken 2020 yılında ise 678 kg da-1 olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca lokasyonlar bakımından değerlendirildiğinde de; Bafra, 19 Mayıs, Alaçam, Terme ve Çarşamba lokasyonları sırasıyla 809, 654, 534, 580, 590 kg da-1 ile elde edilmiştir.

Ön plana çıkan çeşitler

En yüksek tane verimi Bafra lokasyonunda ardından 19 Mayıs lokasyonu takip etmektedir. Lokasyonlar açısından değerlendirildiğinde Bafra lokasyonunda ortalamanın üstünde Meco, Vasco, Tosya Güneşi, Osmancık-97, Bereket, Presto çeşitleri ön plana çıkmaktadır.

19 Mayıs lokasyonu açısından değerlendirildiğinde ise, Alba, Tosya Güneşi, Osmancık-97, Bereket, Presto, Aslı çeşitleri; Alaçam loksayonunda Meco, Vasco, Tosya Güneşi, Osmancık-97, Bereket, Aslı, Keşhan çeşitleri; Terme lokasyonunda Meco, Alba, Kikko, Tosya Güneşi, Osmancık-97, Aslı, Romeo; Çarşamba lokasyonunda ise, Meco, Alba, Tosya Güneşi, Osmancık-97, Bereket, Aslı çeşitleri ön plana çıkmıştır.

Bafra, 19 Mayıs ve Terme…

Kırıksız pirinç randımanı parametresi açısından; çeşitlerde en yüksek randıman değeri Aslı çeşidinden % 61.98 iken en düşük ise % 54.35 ile Keşhan çeşinde elde edilmiştir. Kırıksız pirinç randımanı bakımından “Lokasyon x çeşit” interaksiyonu en yüksek kırıksız pirinç randımanı değeri “Bafra x Aslı” ve “Bafra x Osmancık-97” interaksiyonlarındadır.

Pirinç

Lokasyonlar açısından değerlendirildiğinde; Bafra lokasyonunda ortalamanın üstünde Baldo, Casanova, Vasco, Tosya Güneşi, Osmancık-97, Bereket, Aslı çeşitleri ön plana çıkmaktadır. 19 Mayıs lokasyonu açısından değerlendirildiğinde ise; Baldo, Meco, Casanova, Vasco, Tosya Güneşi, Aslı, Romeo çeşitleri; Alaçam loksayonunda Baldo, Meco, Casanova, Vasco, Aslı, Romeo çeşitleri;

Terme lokasyonunda Baldo, Meco, Casanova, Alba, Kikko, Vasco, Osmancık-97, Bereket, Aslı, Romeo; Çarşamba lokasyonunda ise; Baldo, Meco, Casanova, Alba, Kikko, Vasco, Aslı, Romeo çeşitleri ön plana çıkmıştır.

Ayrıca çeşitlerin lokasyonlar karşı farklı tepkilerinin olduğu belirlenmiştir. Özellikle bütün lokasyonlarda hepsinde Tosya Güneşi ve Osmancık-97 çeşitleri verim açısından ön plana çıkmıştır. Ayrıca kırıksız randıman açısından ise, Baldo, Casanova, Vasco ve Aslı çeşitleri ön plana çıkmaktadır. Araştırmamız sonucunda her lokasyona uygun çeşitler belirlenmiştir.”

Okumaya devam et

Editör Seçimi

    Copyright © 2021