Bizimle İletişime Geçin

Araştırma

Sen eşine veya sevgiline şiddet uyguluyor musun?

Yapılan bir araştırmaya katılanların yüzde 93’ü eşine veya sevgilisine şiddet uygulamadığını belirtti. Kadınların yüzde 12’si, erkeklerin ise yüzde 5’i şiddete maruz kaldığını ifade etti.

Gün geçmiyor ki gazete, internet haberlerinde veya televizyonlarda ülkenin herhangi bir kentinde kadına yönelik şiddet haberi olmasın. Sokak ortasında eşini çocuğunun gözü önünde darp eden, ayrılmak istemeyen sevgilisini öldüren caniler, dünyayı yaşanmak bir hale getiriyor.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), “fiziksel güç veya iktidarın kasıtlı bir tehdit veya gerçeklik biçiminde bir başkasına uygulanması sonucunda, şiddete uğrayan kişide yaralanma, ölüm ve psikolojik zarara yol açması veya açma olasılığının bulunması durumudur” diye açıklıyor şiddeti. DSÖ ayrıca aile içi şiddeti de, “yeni veya eski erkek partnerleri tarafından erişkin ve genç kadınlara karşı zorla uygulanan cinsel, ruhsal ve fiziksel davranışlardır” diye yorumluyor.
Kadın – Erkek eşitliği, kadınların toplumdaki rolü, toplumda aile içi dengeler ve şiddet modern çağ dediğimiz günümüzde bile hala dünyada önemli sorunlarından biri. Bu konuların ülkemizdeki durumuna ışık tutmak için NG Araştırma Şirketi bu kapsamda kadınlar, erkekler ve toplumla ilgili bir kamuoyu araştırması yaptı.
Araştırma; 15 – 26 Nisan 2021 tarihleri arasında Türkiye genelinde 15 yaş üzeri, farklı sosyo-ekonomik gruplardan 2 bin 55 kişinin katılımı ile online araştırma platformu benderimki.com üzerinde gerçekleştirildi.

Ev İşleri Paylaşılmalı Mı?

Geleneksel olarak ev işleri kadına ait olarak görülür. Fakat yakın tarihte kadınların eğitim olanaklarının artması ve iş hayatında daha çok yer almaları, ev işlerinin geleneksel sorumluluğunu nasıl değiştirdi?
Neredeyse her 4 katılımcıdan 3’ü ev işlerinde sorumluluğun paylaşılması gerektiğini düşünüyor. Her 4 katılımcıdan 1’i ise sorumluluğun kadına ait olduğu görüşünde. Erkeklerin sorumlu olduğunu belirtenlerin oranı ise oldukça az.

Neredeyse her 4 katılımcıdan 3’ü ev işlerinde sorumluluğun paylaşılması gerektiğini düşünüyor.

Para Kazanmak Kimin Görevi?

Ülkemizdeki geleneksel aile yapımız, babayı para kazanan, anneyi de ev işleriyle ilgilenen kişiler olarak ön plana çıkarıyor. Fakat eğitim ve iş hayatıyla ilgili yaşanan değişimler, para kazanma sorumluluğunun kime ait olduğuna dair bir değişim oluşturdu mu?

Her 3 kişiden 2’si para kazanmanın eşlerin ortak sorumluluğu olduğunu söylerken sadece kadınların sorumluluğu diyenler yok denecek kadar az.

Çocukların Bakımından Kim Sorumlu?

Ev işleri ve para kazanma sorumluluğu konusunda, bilinç altımıza yerleşen bir genelleme, çocuk bakımı sorumluluğu açısından nasıl?
Her 20 kişiden 17’si çocukların bakımı ve sorumluğunun ortak olması gerektiğini düşünürken, 3’ü ise bu sorumluluğun anneye ait olduğunu düşünüyor. Erkek diyenler ise oldukça az.

Ülkemizde Kadın-Erkek Eşitliği Var Mı?

Ülkemiz, kadınlara oy verme hakkını sağlayan ilk ülkeler arasında yer alıyor. Ülkemizde anayasanın 10. maddesi gereği kanun önünde kadın ve erkekler eşit haklara sahiptir. Ama günlük hayatımıza baktığımızda eşitlik gerçekten var mı yoksa lafta mı kalıyor?
Araştırmaya katılan her 10 kişiden 8’i ülkemizde kadın-erkek eşitliği olmadığını düşünürken, 2’si ise eşit olduklarını düşünüyor.

Katılımcıların yüzde 85’i eşi veya sevgilisi tarafından şiddete maruz kalmadığını belirtirken

Fiziksel Şiddetin Boyutları!

Ülkemizde son senelerde gündeme daha çok yansıyan ve üzerinde durulan en üzücü olaylardan biri eşin veya sevgilinin kadına uyguladığı ve cinayete kadar gidebilen fiziksel şiddet. Bu aşamaya gelene kadar kaç kadın uğradığı şiddete sessiz kalıyor? Kaçımız bu tür olayları yaşadık?
Katılımcıların yüzde 85’i eşi veya sevgilisi tarafından şiddete maruz kalmadığını belirtirken, yüzde 10’u hayatında en az bir defa fiziksel şiddete uğradığını belirtti.
Fiziksel şiddete uğradım diyenlerin cevaplarını detaylı incelediğimizde, araştırmaya katılan kadınların yüzde 12’si şiddete maruz kaldığını belirtirken, erkekler için bu oran yüzde 8.
Geçen yıl yapılan araştırmada “fiziksel şiddete uğradım” diyen kadın oranı yüzde 20 olurken, erkekler için bu oran yüzde 6 olmuştu. Geçen bir yılda böyle bir değişimin olması geleceğe dair daha umutlu olmamızı sağlar mı? Farkındalık oluşturma ve önlemler alma konusunda daha iyiye gidiyor muyuz?
Fiziksel şiddete maruz kalan katılımcılara yaşadığı durumu kısaca anlatmalarını istediğimizde en çok uygulanan fiziksel şiddetin tokat olduğunu görüyoruz. “Ve” kelimesinin oldukça sık kullanılması birden fazla şekilde şiddete maruz kalındığını da gösteriyor. Ayrıca araştırmanın bütününe baktığımızda görüyoruz ki fiziksel şiddetle beraber psikolojik şiddet de oldukça sık uygulanıyor.

Şiddete Uğrayanlar Kimseye Söylemiyor

Fiziksel şiddete maruz kalan her 20 kişiden yaklaşık 6’sı bunu kimseye söylemiyor. Her 20 kişiden yaklaşık 8’i ise anne, baba ve kardeşi gibi birinci dereceden akrabalarıyla bu durumu paylaşıyor. Aileden sonra en çok paylaşılanlar ise polis, mahkeme gibi devlet kuruluşları.
Fiziksel şiddete maruz kalanların, bunu engellemek için neler yapabileceğini ve nerelerden destek alabileceğini biliyor musun?
Araştırmaya katılan her 10 kişiden yaklaşık 7’si bildiğini belirtti. Bu oran kadınlarda, erkeklere göre biraz daha fazla. Sonuç olarak genel resme baktığımızda, her 10 kişiden 3’ünün hala bu konuda bilgiye ihtiyacı olduğunu görüyoruz.

Psikolojik Şiddet

Araştırmada katılımcılara psikolojik şiddete uğrayıp uğramadıkları, psikolojik şiddetin tanımı verilmeden ve daha sonra verilerek 2 kez soruldu. Tanımını görmeden psikolojik şiddet gördüğünü ifade edenlerin oranı yüzde 25 iken, paylaşılan metinden sonra bu oran yüzde 30’a çıktı. Bu değişim gösteriyor ki psikolojik şiddetin ne olduğu üzerine bilgilendirilmemiş bir birey, maruz kaldığı psikolojik şiddetin tam olarak farkında olmayabilir. Bu da psikolojik şiddet konusunda daha fazla farkındalık çalışmalarının gerekliliğini gösteriyor.
Psikolojik şiddet görenlerin yüzde 28’i bundan kimseye bahsetmezken, yüzde 31’i yakın arkadaşlarıyla paylaşıyor. Yüzde 25’lik kesim ise durumu ailesine anlatıyor.
Katılımcıların yüzde 93’ü eşine veya sevgilisine fiziksel şiddet uygulamadığını belirtti. Kadınların yüzde 12’si eşinden veya sevgilisinden hayatında en az bir defa fiziksel şiddet gördüğünü belirtirken fiziksel şiddet uyguladığını belirten erkeklerin oranı yalnızca yüzde 5. Aradaki bu fark akıllara farklı sorular getiriyor. Fiziksel şiddet uygulayan erkek bunu itiraf etmek istemiyor olabilir mi?
Eşine veya sevgiline psikolojik şiddeti sen uyguluyor musun diye baktığımızda karşımıza yine ilginç bir tablo çıkıyor. Kadınların %37’si hayatında en az bir defa psikolojik şiddet gördüğünü belirtirken, psikolojik şiddet uyguladığını belirten erkeklerin oranı yalnızca yüzde 10.
Erkeklerin yüzde 12’si eşinden veya sevgilisinden hayatında en az bir defa psikolojik şiddet gördüğünü belirtirken, psikolojik şiddet uyguladığını belirten kadınların oranı yüzde 12.

Yorum Yap

Yorum Yap覺n

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Samsun’un ilk bölgesel gazetesi Halk’ta spor servisinde muhabirlik, editörlük, müdürlük yaptı. Ardından Asal Grup’un Türkiye distribütörü olduğu Errea ve Mizuno spor markalarının pazarlama iletişimi faaliyetlerini yürüttü. Bir sonraki durağı Samsunspor oldu. Store, reklam, bilet, sponsorluk süreçlerini yönetti. Peşinden arkadaşlarıyla FIFTY FIVE markasını oluşturdu. Markasıyla bir yandan şirketlere pazarlama iletişimi hizmetleri verirken diğer taraftan Kanal Daa için içerik üretiyor.

Samsun’un ilk bölgesel gazetesi Halk’ta spor servisinde muhabirlik, editörlük, müdürlük yaptı. Ardından Asal Grup’un Türkiye distribütörü olduğu Errea ve Mizuno spor markalarının pazarlama iletişimi faaliyetlerini yürüttü. Bir sonraki durağı Samsunspor oldu. Store, reklam, bilet, sponsorluk süreçlerini yönetti. Peşinden arkadaşlarıyla FIFTY FIVE markasını oluşturdu. Markasıyla bir yandan şirketlere pazarlama iletişimi hizmetleri verirken diğer taraftan Kanal Daa için içerik üretiyor.

Araştırma

İnsan beyni kilo almayı engelleyen kalori sayacı ile donatılmış!

İnsan beyni aşırı yemeyi ve hızlı kilo almayı engelleyen; yerleşik bir kalori sayacı ile donatılmış olabilir.

Araştırma İngiltere’de yapıldı. Yapılan bir çalışmada uzmanlar; dört hafta boyunca insanların beslenme şekillerini inceledi.

Buna göre beynin kendi kalori sayacı sayesinde insanların yemek yerken kendilerini yönlendirebildiği keşfedildi

İnsan beyni aşırı yemeyi ve hızlı kilo almayı engelleyen; yerleşik bir kalori sayacı ile donatılmış olabilir.

Diyet araştırmacıları; bilinçli olarak yemeklerin ne kadar yağlı olduğunun insanlar tarafından ölçülebileceğini öne sürüyor.

Bu yerleşik olduğu düşünülen kalori sayacı, insanların enerji açısından zengin bir makarna mı yoksa sağlıklı bir salata mı yediklerine bağlı olarak alım ayarlamalarını buna göre yapıyor.

insan beyni

Abur cubur yeme isteğinizi nasıl yenersiniz?

Bir araştırmaya katılanlar; söylenmemesine rağmen daha küçük porsiyonlarda peynirli makarna yemeyi seçti. Bristol Üniversitesi’nin bulguları; özellikle insanların ne kadar kalori tükettiklerinden habersiz yiyiciler olduğuna dair önceki bilimsel düşünceyi alt üst etti.

“Yıllardır akılsızca fazla yendiğine inanıyorduk”

Baş yazar Annika Flynn; araştırmanın insanların daha eski bulgulara kıyasla daha akıllı yiyiciler olduğunu gösterdiğini söyledi. Flynn, “Özellikle yıllardır insanların enerji açısından zengin yemekleri akılsızca fazla yediğine inandık. Ayrıca dikkat çekici bir şekilde; bu çalışma insanların bir dereceye kadar, enerji yoğunluğu fazla olan seçeneklerden tükettikleri miktarı ayarlamayı başardıklarını ve bir beslenme zekasına sahip olduklarını gösteriyor” dedi.

insan beyni

Bilim insanları spora vakit bulamayanlar için en kısa ve kaliteli egzersizleri belirledi

Bir hastane koğuşunda gerçekleştirilen dört haftalık çalışmaya yirmi sağlıklı insan katıldı. Katılımcılara özellikle özel hazırlanmış çeşitli yemekler verildi. Bununla birlikte öğünlerde farklı kalori yoğunluğuna sahip yiyecekler vardı; tavuklu salatalı sandviç ve incirli bisküvi, yaban mersinli ve bademli yulaf lapası gibi.

Flynn ve ekibi, gönüllülerin her öğünden tam olarak kaç gram yediğini ölçtü. Sonuçlar, enerji açısından yoğun yiyecekler yiyen insanların daha sonra bilinçaltında daha küçük porsiyonlar yemeye başladıkları bir dönüm noktası olduğunu gösterdi.

Çocuklarda aşırı kilo ve obeziteyi nasıl önleriz?

Flynn, “Örneğin, insanlar enerji açısından zengin bir yemek olan kremalı peynirli makarnadan, nispeten zayıf olan ve birçok farklı sebze içeren salatadan daha küçük porsiyonlar yediler” dedi. Çalışmanın ortak yazarı Profesör Jeff Brunstrom, sonuçların insanların sadece akılsız yiyiciler olmadığını gösterdiğini ekledi.

Bristol’ün The American Journal of Clinical Nutrition’da yayınlanan bulguları, yüksek enerjili gıdaların obezite ile bağlantılı olduğuna dair önemli soruları gündeme getiriyor. Profesör Brunstrom, “Bulgular bize yiyecekleri pasif bir şekilde aşırı tüketmediğimizi gösteriyor. Bu nedenle obizete ile ilişkilendirilmesinin nedeni önceden düşünülenden daha nüanslı” dedi.

diyet

Kilo vermek istiyorsanız sabah 11’e kadar kahvaltı yapmayın!

Şimdilik bu araştırmanın; özellikle uzun zamandır devam eden bir konu hakkında yeni bir bakış açısı sunduğunu belirten Brunstrom; “Gelecekteki araştırmalar için bir dizi yeni soruya ve yollara kapı açıyor” diye konuştu.

Obezite, yetişkinlerin üçte ikisinin çok şişman olduğunu gösteren verilerle İngiltere’nin en büyük sağlık sorunlarından biridir.

ABD’de yetişkinlerin tahminen yüzde 73,6’sı aşırı kilolu veya obez olarak kabul ediliyor.

Fazla kilolu veya obez olmanın en az 13 farklı kanser türü riskini artırdığı ve yüksek tansiyon; tip 2 diyabet gibi tehlikeli sağlık sorunlarına neden olduğu bilinmektedir.

(Kaynak: DailyMail)

Okumaya devam et

Araştırma

Rusya Ukrayna Savaşı ‘nın arka planında ne var?

Rusya

Rusya ve Ukrayna Savaşı neden çıktı. Doktora öğrencisi Gökhan Alptekin; 2008 Rusya-Gürcistan savaşı ve 2014 Ukrayna krizi üzerinden bir araştırma yaptı.

Rusya Ukrayna Savaşı öncesinde neler yaşandı. Bu noktaya nasıl gelindi. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü doktora öğrencisi Gökhan Alptekin; “Rusya’nın yakın çevresini koruma politikası ve soğuk savaş izlenimleri; (2008 Rusya-Gürcistan savaşı ve 2014 Ukrayna krizi)” ile ilgili bir araştırma yaptı. Araştırma makalesi 31 Ocak 2022’de yayınlandı.

Kafkasya ve Karadeniz doğudan batıya uzanan enerji hatları açısından önemli bölgelerdir. Gürcistan ve Ukrayna ise bu bölgelerin hem NATO’nun hem de AB’nin güvenlik politikalarında kritik bir konuma sahip ülkeleri.

Söz konusu ülkeler; gerek batının enerji güvenliğini sağlamak gerekse Asya’nın batıya açılımını kontrol etmek için kilit noktalardan biridir.

Bu noktalar aynı zamanda Rusya’nın yakın çevresinde yer alıyor. 2008 Rusya–Gürcistan Savaşı ve 2014 Ukrayna Krizi; Rusya’nın Kafkasya, Karadeniz ve Doğu Avrupa gibi bölgelerde Sovyetler’in dağılmasından sonra meydana gelen güç boşluğunun kendisi dışında bir aktör tarafından doldurulmasına müsaade etmeyeceğini gösterdi.

Araştırmanın tartışma ve sonuç bölümünde doktora öğrencisi Gökhan Alptekin şu bilgileri paylaştı:

“2008 Rusya-Gürcistan Savaşı ve 2014 Ukrayna Krizi sonrasında; Rusya ile ABD’nin Kafkasya, Karadeniz ve Doğu Avrupa politikalarının birbirinden ne kadar farklı olduğu bir kez daha gözler önüne serilmiştir.

ABD ve AB, etki alanını bazı eski Sovyet ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletmek; Rusya ise yakın çevresini korumak istemektedir. Rusya, soğuk savaş dönemindeki gibi büyük bir kutup oluşturacak kadar güçlü değildir.

Ancak yakın çevresini koruyamayacak kadar da zayıf olmadığını göstermiştir. Her ne kadar batı bloğu içinde yer alsa da; AB’nin bu çekişmelerden en çok etkilenen güçlerden biri olduğu söylenebilir. Çünkü günümüz Rusya – Avrupa ilişkilerine bakıldığında; tıpkı Viyana Kongresi’nde ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında olduğu gibi Rusya olmadan Avrupa Ahengi’nin sağlanması zordur.

Sovyetlerin dağılmasından sonra meydana gelen gelişmeler incelendiğinde; ancak Kafkasya, Karadeniz ve Doğu Avrupa’nın hibrit veya konvansiyonel anlamda tamamen savaşa sürüklenmesi halinde Rusya’ya yakın çevresindeki devletleri Rusya’nın etki alanından bütünüyle çıkarıp ABD-AB-NATO yörüngesine sokmanın mümkün olduğu ifade edilebilir.

Rusya

Fotoğraflar sosyal medyadan alınmıştır

AB çatışmalardan fazlasıyla etkilenecektir

Böyle bir durumdan ABD, İngiltere ve NATO’nun pek de olumsuz etkilenmeyeceği ve alan dışında meydana gelen bir gelişmeye bölge ülkeleri açısından değil sadece çıkarları açısından bakacağı değerlendirilebilir.

AB ise çatışma bölgelerine yakınlığı ve Rusya ile doğrudan komşu olması nedeniyle muhtemel çatışmalardan fazlasıyla etkilenecektir. Diğer bir deyişle muhtemel soğuk savaştan en çok etkilenenler yine Rusya, Avrupa ve yakın çevre ülkeleri olacaktır.

AB, siyaset ve güvenlik anlamında ABD-NATO ittifakına bağlıdır. Bununla birlikte siyaset ve enerji bağlamında ABD’nin; güvenlik bağlamında ise NATO’nun; AB’ye yeterince fayda sağlayacak açılımlar sunmakta zorlandığı gözlenmiştir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra; ABD’nin ve NATO’nun vadettikleri ve uygulayabildikleri ile günümüzdeki imkân ve kabiliyetleri arasındaki farkın açılması; beklentilerin karşılanamaması demek olacaktır.

Rusya

AB’nin en nihayetinde uzun süredir cevabını ertelediği Avrupa güvenliğinin AB’nin kendi mimarisi içerisinde mi yoksa; ABD’nin etkisinde mi şekillenmeli sorusuyla yüzleşmek durumunda kalma ihtimali yüksektir.

Bu soru aynı zamanda Rusya’yı da yakından ilgilendirmektedir. Çünkü AB’nin konumu aynı zamanda muhtemel bir soğuk savaşın seyrini doğrudan etkileyecektir. Rusya ile iyi ilişkiler geliştirilmesi durumunda; yeni krizlerin azalacağı aksi durumda ise sıcak çatışma ihtimalinin artacağı değerlendirilmiştir.

Yeni bir soğuk savaş mı?

Rusya ile ABD arasında gelişen olaylara sadece soğuk savaş penceresinden bakılması; söz konusu devletler tarafından üretilen her politikanın sadece çıkar çatışması olarak görülmesine ve aslında böyle olmayan olayların da söylemlerle yönlendirilmesine yol açabilir.

Bu sürecin tam bir güvenlik ikilemine sürüklenmesi sonucunda; silahlanma yarışının ve hibrit ortamın temellerinin atılması büyük güçler tarafından fırsat olarak görülebilir. Uluslararası hukukun çizdiği çerçevenin etrafından dolaşmak için; elverişli bir ortamın yaratılmış olması ve hiçbir resmi aktörün olayların faili ya da tetikleyicisi olarak sorumlu tutulamaması gibi nedenlerden ötürü; bu hareket tarzı büyük güçler için gittikçe daha fazla tercih edilir bir yönteme dönüşebilir. Bu nedenle yaratılan algının, olayları yönlendirmesine izin verilmemesi önem arz etmektedir.

Rusya

Öte yandan Rusya’nın Suriye ve Libya müdahaleleri ile Dağlık Karabağ’daki örtülü desteği gibi ileri hamlelerinin habercisi; Gürcistan Savaşı ve Ukrayna Krizi olmuştur.

Her iki tarafın uyguladığı bazı politikalar soğuk savaş dönemini hatırlatsa da şu anda bir soğuk savaş dönemi yaşanmadığı değerlendirilmektedir. Çünkü henüz tek kutuplu düzenden tam olarak çıkıldığı söylenemez.

İki kutuplu veya çok kutuplu olmayan bir uluslararası düzende ise; soğuk savaşın şartlarının yeterince olgunlaşmamış olduğu ifade edilebilir.

Son olarak; yapılan çalışmalarda çoğunlukla Rusya’nın bölge politikalarının incelendiği dikkati çekmektedir. Araştırmacılar, çıkabilecek muhtemel bir soğuk savaş hakkında genellikle Rusya merkezli analizler yapmışlardır.

Bu çalışmalar literatüre faydalı sonuçlar kazandırmışlardır. Ancak analizlerin tek boyutlu yapılması konunun kapsamlı bir şekilde ele alınmasına engel olabilecektir. Bunu önlemek için ABD, AB ve NATO’nun Karadeniz, Güney Kafkasya ve Doğu Avrupa politikalarının muhtemel soğuk savaşın ortaya çıkması üzerindeki etkileri konusunda bilimsel çalışmalar arttırılmalıdır.”

Okumaya devam et

Araştırma

Çeltik çeşitliliğinde verim ve kalite Samsun’da yüksek

Çeltik çeşitliliğinde verim Samsun’un her bölgesinde oldukça yüksek. Yapılan araştırma bazı çeltik çeşitliliğinin verim ve kalite özelliklerini belirledi.

Samsun’da bazı çeltik çeşitliliğinin verim ve kalite özelliklerinin belirlenmesi amacıyla bir araştırma yapıldı.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tarla Bitkileri Anabilim Dalı’ndan Murat Can Bahadır’ın yüksek lisans tezi olan araştırma ilginç sonuçlar verdi.

Dünyanın yaklaşık üçte birinin temel besin kaynağı çeltikten elde edilen pirinç oluşturmakta. Özellikle bu kapsamda yapılan araştırmaya göre şu bilgiler paylaşıldı;

Pirinç

Samsun’un çeltik verimliliği araştırıldı.

Çeltik tüketilen kalorinin yüzde 50’sini oluşturuyor 

“Dünya da buğday, çeltik ve mısır insanlar tarafından tüketilen kalorinin yüzde 50‟den fazlasını sağlıyor. Bununla birlikte üretilen buğdayın yüzde 70’i ve çeltiğin yüzde 85’i insan beslenmesinde kullanılıyor. Dünya tarım alanlarının yaklaşık yüzde 50’si tahıl üretimi amacıyla kullanılıyor. Çeltikten elde edilen pirinç kişi başına tüketilen enerjinin yüzde 21’ni ve proteinin yüzde 15’ni karşılıyor.

Çeltik, ekim alanı bakımından buğdaydan sonra gelirken üretim açısından en fazla paya sahiptir. Ayrıca Dünyada 755 milyon ton çeltik üretimin ve 162 milyon hektar ekim alanlarının yüzde 90’ı Asya kıtasında.

Çin, Hindistan ve Endonezya gibi ülkeler toplam üretimin yüzde 65’ni karşılıyor. Ayrıca Türkiye’de ise 126 bin hektarda alanda 1 milyon ton çeltik üretimi yapılıyor.”

Pirinç

Araştırmanın sonuç bölümünde ise şu ifadelere yer verildi:

“Araştırmamızda ülkemizde yetiştirilen bazı çeltik çeşitlerinin Samsun ilinde verim; verim öğeleri ve kalite parametrelerinin belirlemek amacıyla 2019 – 2020 yıllarından 5 farklı lokasyonda 14 çeşit kullanılarak yürütülmüştür.

Yapılan araştırmada çiçeklenme gün sayısı, olgunlaşma gün sayısı, bitki boyu, ana sap kalınlığı, salkım uzunluğu, salkımda tane sayısı, sterilite, yatma, hasat indeksi, çeltik verimi, metrekaredeki salkım sayısı, kırıklı pirinç randımanı, kırıksız pirinç randımanı, çeltik bin tane ağırlığı, pirinç bin tane ağırlığı ve beyaz göbeklilik olarak 17 parametre incelenmiştir.

Yapılan analizler sonucunda lokasyonlar, yıl, çeşit, lokasyon x çeşit interaksiyonu bakımından tüm parametreler istitatistiksel olarak farklılıkların olduğu tespit edilmiştir. Tane verimi açısından değerlendirildiğinde; yıllar arasındaki 2019 yılında 589 kg da-1 iken 2020 yılında ise 678 kg da-1 olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca lokasyonlar bakımından değerlendirildiğinde de; Bafra, 19 Mayıs, Alaçam, Terme ve Çarşamba lokasyonları sırasıyla 809, 654, 534, 580, 590 kg da-1 ile elde edilmiştir.

Ön plana çıkan çeşitler

En yüksek tane verimi Bafra lokasyonunda ardından 19 Mayıs lokasyonu takip etmektedir. Lokasyonlar açısından değerlendirildiğinde Bafra lokasyonunda ortalamanın üstünde Meco, Vasco, Tosya Güneşi, Osmancık-97, Bereket, Presto çeşitleri ön plana çıkmaktadır.

19 Mayıs lokasyonu açısından değerlendirildiğinde ise, Alba, Tosya Güneşi, Osmancık-97, Bereket, Presto, Aslı çeşitleri; Alaçam loksayonunda Meco, Vasco, Tosya Güneşi, Osmancık-97, Bereket, Aslı, Keşhan çeşitleri; Terme lokasyonunda Meco, Alba, Kikko, Tosya Güneşi, Osmancık-97, Aslı, Romeo; Çarşamba lokasyonunda ise, Meco, Alba, Tosya Güneşi, Osmancık-97, Bereket, Aslı çeşitleri ön plana çıkmıştır.

Bafra, 19 Mayıs ve Terme…

Kırıksız pirinç randımanı parametresi açısından; çeşitlerde en yüksek randıman değeri Aslı çeşidinden % 61.98 iken en düşük ise % 54.35 ile Keşhan çeşinde elde edilmiştir. Kırıksız pirinç randımanı bakımından “Lokasyon x çeşit” interaksiyonu en yüksek kırıksız pirinç randımanı değeri “Bafra x Aslı” ve “Bafra x Osmancık-97” interaksiyonlarındadır.

Pirinç

Lokasyonlar açısından değerlendirildiğinde; Bafra lokasyonunda ortalamanın üstünde Baldo, Casanova, Vasco, Tosya Güneşi, Osmancık-97, Bereket, Aslı çeşitleri ön plana çıkmaktadır. 19 Mayıs lokasyonu açısından değerlendirildiğinde ise; Baldo, Meco, Casanova, Vasco, Tosya Güneşi, Aslı, Romeo çeşitleri; Alaçam loksayonunda Baldo, Meco, Casanova, Vasco, Aslı, Romeo çeşitleri;

Terme lokasyonunda Baldo, Meco, Casanova, Alba, Kikko, Vasco, Osmancık-97, Bereket, Aslı, Romeo; Çarşamba lokasyonunda ise; Baldo, Meco, Casanova, Alba, Kikko, Vasco, Aslı, Romeo çeşitleri ön plana çıkmıştır.

Ayrıca çeşitlerin lokasyonlar karşı farklı tepkilerinin olduğu belirlenmiştir. Özellikle bütün lokasyonlarda hepsinde Tosya Güneşi ve Osmancık-97 çeşitleri verim açısından ön plana çıkmıştır. Ayrıca kırıksız randıman açısından ise, Baldo, Casanova, Vasco ve Aslı çeşitleri ön plana çıkmaktadır. Araştırmamız sonucunda her lokasyona uygun çeşitler belirlenmiştir.”

Okumaya devam et

Editör Seçimi

    Copyright © 2021