Oscar ‘a doğru, 1’i başyapıt 3 favori…

Oscar ödülleri
Serena ve Venüs. Spor dünyasının 2 büyük yıldızı. 2 büyük ikon...Richard King'i izlemek için başka sebebe gerek var mı?
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

2022 Oscar Ödülleri için adaylar açıklandı.

Amerikan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi tarafından 1929’dan bu yana verilen ve bu yıl 94’üncü kez sahiplerini bulacak olan Oscar Ödülleri’nde; bu yıl The Power of The Dog 12, Dune filmi ise 10 dalda aday olarak öne çıktı.

2022 Oscar Ödülleri, 27 Mart’ta Los Angeles’taki Dolby Tiyatrosu‘nda düzenlenecek ve 3 yıl aradan sonra ilk kez sunuculu bir törenle sahiplerini bulacak diyelim. Ayrıca bu sanatsal sinema gecesine (Oscar) dair 3 seçkimizle sizlerle birlikte olalım.

BİR ‘GETTO’DAN ÇIKTIM YOLA’ ÖYKÜSÜ

KRAL RİCHARD: YÜKSELEN ŞAMPİYONLAR(2021)

Yönetmen: Reinaldo Marcus GREEN

Kral Richard… ve Prensesleri…

İyi bir sinemasever iseniz adını duyduğunuz anda, afişini gördüğünüz anda izlemek isteyeceğiniz filmler vardır. Bu tarz filmler nadiren girerler hayatınıza aslında. O yüzden heyecan vericidir, o yüzden bir an önce izlenilesidir bu filmler…

Bir baktık ki, tenis sporunun tarihine ‘efsane’ olarak imza atmış 2 kız kardeş Serena Williams ve Venus Williams’ın filmini yapmışlar!

Lakin, adını Kral Richard koymuşlar ya, bir an duraksadık tabi…

Yine mi İngiltere, yine mi Britanya, yine mi İngiliz kraliyet entrikaları falan derken, meğerse filmin tüm bunlarla, tarihle hiç alakası yokmuş...

Sevindik tabi ki…

Duyulur da meraktan ölünmez mi?

Ön inceleme, okuma yazma faslından sonra filmi bulup izleme(bi şekilde bulup izleme işte), sonra beğenme, biraz eleştirme, sonra arkadaşlarla tartışma, sonra biraz daha çokca beğenme..

Evet, King Richard, Venüs kardeşlerin öyküsünü anlatıyor bizlere…

Serena Williams

2000’ler sonrası kadın tenisine damga vuran Serena Williams ve Venus Williams kardeşleri her daim destekleyen ve onların potansiyellerine ulaşmaları için elinden geleni ardına koymayan baba Richard Williams ve genç Serena ile Venus’ün hikayesi bu.

Kral babayı oynayan aktörün ismi ise Will Smith olunca, filme dair merak da, özlem de arttı doğal olarak…

Williams kardeşlerin tüm dünyanın alkışladığı büyük sportif başarılarının arkasındaki gerçekleri izlemek, herkes için bir hayli ilginç ve öğretici olacak…

Filmde, bu büyük başarıların gelmesinden önceki döneme yönlendirilen kamera, bizlere hiç de iyi öyküler sunmayacak. Yoksul, yine de mütevazi bir hayat Williams kardeşlerinki.

Yönetmen ve senarist Reinaldo Marcus Green‘nin, hiçbir şekilde duygu sömürüsüne kaçmadan işlediği öykü, içimizi ısıtarak akıp gidiyor.

Williams kardeşler babalarının yoğun antrenman temposuna harfiyen uyuyorlar. Yüzlerinde asla bir şikayet veya sıkıntı emaresi yok aksine bu çalışmalarda oldukça mutlu ve hevesli duruyorlar.

Çalışmalar gece vakti ve yoğun yağış altında da olsa bütün hızıyla devam ediyor.

Venus Williams

Ne var ki, ailenin yaşadığı ortam, mahalle pek tekin etmenler barındırmıyor ve mafyavari, siyahi suç çetelerinin ‘kol gezdiği’ ve ortamın özellikle geceleri çok güvenli olmadığını anlıyoruz.

Derken tüm bunlardan kızlarını koruyan kahraman bir baba, Serena ve ve Venüs kardeşleri, belli bir düzeye getirmekle yetinmeyip aynı zamanda onları dengelerini kaybettirecek adımlardan koruma çabası içerisinde de oluyor.

Fakat, biraz ileri mi gidiyor nedir, bir zaman sonra çemberden taşan şeyler oluyor ve…

Gerisi tabi ki filmimizde…

Filmimizin bu ay sonu dağıtılacak Oscar ‘larda ‘En iyi Film ve En İyi Erkek Oyucu’ dallarında heykelciğe uzanmak için mücadele vereceğini de hatırlatayım istedim…

Williams kardeşler rollerinde ise Saniyya Sidney (Venüs) ve Demi Singleton’un (Serena) yer aldıklarını da belirtelim, mevzuyu kapatalım….

Oscar ödülleri
Serena ve Venüs. Spor dünyasının 2 büyük yıldızı. 2 büyük ikon…Richard King’i izlemek için başka sebebe gerek var mı?

DAİMİ LADY’MİZ DİANA FRANCES SPENCER

 SPENCER(2021)

Yönetmen: Pablo LARRAİN

Kim ne derse desin, Lady Diana, ‘popülarite’ sözcüğünün gerçek karşılığıdır…

Devasa, görkemli(hiç abartmadan ama hayranlık da beslemeden yapıyorum bu tanımlamaları), üzerinde güneşin batmadığı Büyük Britanya Krallığı’nın gelmiş geçmiş en çok bilinen, en çok tartışılan, en çok sevilen, az bir kitle tarafından da olsa en çok nefret edilen kişisiydi…

Ortaya çıkışı olaydı, evlenişi yüzyılın olayıydı…

Karanlık bir tünelde sona eren hayatı ise, kelimelerle anlatılamayacak büyük bir dramın, sansasyonun, ardı sıra gelen dalgalanmaların, dedikoduların, gizemin, aslında tüm bunların toplamıydı?

Yaşarken sevdik Lady Diana’yı, tıpkı bizim Lady’miz gibi, ölürken üzüldük çokça(Elizabeth’e rahmet okuyarak da tabi)…

Ve unutmadık onu hiç…

Şilili yönetmen Pablo Larrain, Spencer ile bir kez daha hatırlattı Lady’mizi bize…

Spencer

Palbo Larrain, daha önce de, 2016 yılı yapımı Jackie‘de, bir başka popülaritesi yüksek kadının hikayesini, Jacqueline Kennedy Onassis‘i taşımıştı beyaz perdeye…

Prens Charles ile olan evliliğinin artık hükmünün kalmadığı, Ana Kraliçe Elizabeth’i yatağında ters döndürüp duran bu durumun yaşandığı anlara odaklanan filmde, Kristen Stewart gibi bir yıldızı, gerçek bir yıldızı izlemek, hiç kuşkusuz müthiş bir keyif olacaktır.

Güzel yüzlü Lady Daina’yı güzel yüzlü bir yıldızdan izliyor olmanın keyfi!..

Neyse, gelelim konuya:

Spencer, 1981 yılında Prens Charles ile evlenen Diana Frances Spencer’ın hayat hikayesini konu ediyor. 1991 yılında İngiltere Kraliyer ailesi Noel tatilini Sandringham Köşkü’nde geçirmeye karar verir. Her şey yolunda gözükür ancak Lady Diana mutsuzluğunu saklamaya çalışır. Dışarıdan gözüken şaşalı yaşamın içine hapsolan Diana, Prens Charles ile olan evliliğinin artık sonuna geldiğini düşünür ve 1991 Noel tatilini Kraliyet içinde geçirmek istediği son günleri olmasına karar verir.

Gelelim sorumuza?..

Kristen Stewart, Prenses Diana’yı canlandırdığı, geçtiğimiz yılın en çok ses getiren filmlerinden Spencer’daki bu performansıyla 94’üncü Oscar Ödülleri’nde ‘En İyi Kadın Oyuncu’ dalında heykelciği alabilecek mi?

(Favorim The Lost Daughter’da Olivia Colman olmasına rağmen)Cevap: Asla sürpriz olmayacaktır Oscar’ı kazanması…

Lady Diana
Lady Diana ya da Kristen Stewart… Farketmiyor bu filmde. İzleyenlere keyfini çıkartmak kalıyor bu dramanın…

MUHTEŞEM BİR YÖNETMEN, MUHTEŞEM BİR FİLM…

THE POWER OF THE DOG(2021)

Yönetmen: Jane CAMPİON

Ve gelelim The Power of the Dog’a…12 dalda Ocar’a aday gösterilen, sezonun belki de, en çok izlenen olmasa da, en çok tartışılan filmine…

Benedict Cumberbatch, Kirsten Dunst, Jesse Plemons, Kodi Smit-McPhee, Thomasin McKenzie, Frances Conroy ve Keith Carradine gibi isimlerini yer aldığı bir ekip ve onun arkasında 12 yıl aradan sonra yeniden sinemaya dönen Jane Campion gibi bir yönetmen…

Jane Campion’u, 3 Oscarla taçlanan 1993 yapımı muhteşem filmi Piano‘nun ardından yeniden tartışılır bir isim haline getiren The Power of the Dog, bana göre oyuncularının ‘muhteşem performansları’ ile öne çıkıyor.

En İyi Film ve En İyi Yönetmen dallarıyla beraber 3 erkek oyuncusu(Benedict Cumberbatch, Jesse Plemons, Kodi Smit-McPhee) ile 1 kadın oyuncusunun(Kirsten Dunst) Oscar’a aday olması da, ‘cast’ seçimindeki başarı ve seçilen isimlerin üstün performansının göstergesi…

Oscar ödülleri

Uçsuz bucaksız Montana manzarası fonunda (dağlar, ormanlar, çayırlar); eyaletin üst sınıfından bir ailesinin lüks çiftlik evine misafir oluyoruz.

Yıl 1925…  Birbirlerinden farklı karakterde olan Phil ve George adındaki iki kardeş; Montana vadisindeki en büyük çiftliğin sahibidir. Zeki ve başarılı bir adam olan Phil, zayıflığı hor görmektedir. Kendisini işine adayan, sessiz bir adam olan George ise sevgi dolu bir ruha sahiptir.

İki kardeş yıllarca aynı çatı altında yaşamlarını sürdürmektedir. Ancak onların hayatı, George’un genç dul bir kadınla olan beklenmedik evliliği ile alt üst olur.

Phil ise çiftliklerine yerleşen bu kadının varlığından oldukça rahatsızdır. Bu duruma bir son vermek isteyen Phil, kardeşinin eşini ortadan kaldırmak için amansız bir savaşa soyunur…

Evet, öykü kısaca böyle…

Ancak filmimiz büyük bir film, gerçekten büyük ve iddialı…

Büyük bir dram, büyük bir oyunculuk gösterisi, büyük bir sinematografi, büyük bir yönetmenlik…

Özellikle Benedict Cumberbatch, hayatının rolünü oynuyor sanki…

Yönetmen Jane Campion’dan inanılmaz bir mekan, atmosfer ve öykü bütünlemesi…

“Yanan kâğıttan yapılmış bir çiçekten nazikçe dokunulan bir at eyerine; bir tavşan başının okşanmasından boğaların hadım edilmesi gibi rahatsız edici detaylara kadar…”

The Power of The Dog, sinemanın büyüsünü bir kez daha bize tattırdı.

12 dalda adaylık mı? Hepsini kazansa bile şaşırmam!..

Oscar ödülleri
Yönetmen Jane Campion, Montana’da geçen öyküyü yine memleketinde, Yeni Zellanda’da çekmiş. Teknolojiyi de kullanan usta yönetmen, Yeni Zellanda’da bir Montana yaratmayı başarmış.

Muammer DİLBER

Oscar ‘a doğru, 1’i başyapıt 3 favori…

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

1 Yorum

  1. 9 ay önce

    Sanırım yıllar sonra ilk defa bu kadar nitelikli filmlerin kapışmasına sahne olacak Oscar törenleri.Açıkçası türler arası ayrımcılık yapmadan , bu değerli inceleme yazınızda Dune evrenine de giriş yapmanızı çok arzu ederdim.Sıradan, pahalı bütçeli göz banyosu yaptıran bir bilim kurgu filmi olarak gördüğünüzü asla düşünmüyorum.Biz Star wars hayranlarına yeni bir evrenin kapılarını açarken insanlık tarihine ve kültürüne derin göndermeleri serinin gelecek bölümleri için de büyük heyecan yarattı.Gerçekten lezzetleri damaklarda kolay kaybolmayacak filmler var.Teşekkür ederiz heyecanımızı harlandırdığınız için 🙏🌹

    Cevapla
Giriş Yap

Kanaldaa ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!