Neyzen Tevfik ; Hiciv ve ney üstadı

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Neyzen Tevfik 1879 yılında Bodrum’da dünyaya geldi. Asıl adı; Tevfik Kolaylı. Babasının memleketi Bafra’nın Kolay nahiyesi olduğu için soyadı kanunu ile ‘Kolaylı’ soyadını almıştır.

Neyzen Tevfik, babasının görevli olduğu Urla kasabasında, usta bir neyzen olan Berber Kâzım’la tanışır. Ondan ney dersleri almaya başlar. Aynı günlerde de, ilk sar’a nöbetini geçirir.

Bu arada okulu bırakan Neyzen Tevfik’i babası yatılı olarak ‘İzmir İdadisi’ne yazdırır. Ancak sar’a nöbetlerinin yeniden başlaması üzerine okulu tamamen bırakır. Ney’e duyduğu derin sevgiyle İzmir Mevlevihanesi’ne girdi. Burada Tokadizade Şekip, Tevfik Nevzat, Ruhi Baba, ve Şair Eşref gibi pek çok ünlü isimle ile tanışır.

Onlardan Türkçe’nin yanı sıra Arapça ve Farsça dersleri alır. Şair Eşref, yalnızca dostu ve hocası olarak kalmayarak ona hicvin kapılarını da açar. Ayrıca ilk şiiri o günlerde, 13 Mart 1898’de “Muktebes” dergisinde yayımlanır.

Edebiyatçılarla Mehmet Akif sayesinde tanışır

1898’de medrese eğitimi için İstanbul’a giden Neyzen, Fethiye medresesine yerleşse de vaktinin çoğunu Yenikapı ve Galata Mevlevihanelerin de geçirir. İstiklal Şair’imiz Mehmet Akif Ersoy ile tanışması ve dostluklarının başlangıcı da bu dönemde gerçekleşir. Ayrıca dönemin seçkin müzisyen ve edebiyatçılarını da Mehmet Akif sayesinde tanır.

Neyzen Tevfik
Neyzen Tevfik’in düzenli bir geliri olmadığı sanılmaktadır. Genellikle, neyi ve şiirleriyle para kazanmaya çalışmış,

Akşamları sıklıkla medrese dışında kalması ve zamanın medrese kıyafeti olan cüppe ve şalvar’ın yerine Mehmet Akif’in verdiği setre pantolonu giymesi, hakkında ki nahoş konuşmalara sebebiyet verir ve medreseden ayrılır. Artık Han’lar da kalmaya başlayan Neyzen’i sonraları Şeyhülislam olan Musa Kazım Efendi öğrencisi olarak kabul eder.

Bu dönemde Neyzen Tevfik, Ahmet Mithat Efendi, Muallim Naci, Şair Şeyh Vasfi gibi edebiyatçılarla tanışır. Mehmet Akif’le dostluğu süren Neyzen, Mehmet Akif’e ney öğretir; Mehmet Akif de Neyzen’e Arapça, Farsça ve Fransızca öğretir. Tevfik Fikret, Uşakizade Halit Ziya, Ahmet Rasim, Tanburi Cemil, Hacı Arif Bey, Yunus Nadi de bu dönem sürekli görüştükleri arasına dahil olur.

Neyzen Tevfik plak doldurdu

Gramofon ticaretini ilk yapanlardan Gülistan Plâk Mağazası sahibi Hâfız Âşir Bey’le bir plâk doldurma girişimi oldu. Neyzen çok içkili olduğu için güçlükle doldurulan plâklar yine de basılıp piyasaya verilir. 1949’da yayımlanan Azâb-ı Mukaddes’e yazdığı önsözde belirttiğine göre, “yüze yakın plâk” doldurmuştur.

Ülkenin güncel siyasetine de kaygısız kalamadığı zamanlardır. Gençlerle Sirkecideki İstasyon Gazinosu ve Güneş Kıraathanesi’nde bir araya gelir; özellikle yurt sorunlarına ilişkin ve istibdat karşıtı konuşmalar yapar.

Gözaltına alınır ve bir süre sonra serbest bırakılır. Defalarca ispiyonlandığını bu arada öğrenir. Siyasi baskının artması sebebiyle Mısır’a gider. Burada bir dostuyla “Neyzenler kahvehanesi” ni açıp işletir.

Jön Türklerle ilişkili, bir dost toplantısında sarhoşlukla tabancasını ateşlediği ve duruşmada yargıca “haksızlık yapıyorsunuz” dediği için altı ay hapse mahkûm edilir. Ancak yaptığı itiraz kabul edildiği için bir buçuk ay yattıktan sonra özgürlüğüne kavuşur.

Abdülhamit için yazdığı “Abdülhamid’in Ağzından Bir Nutk-ı Hümâyun” adlı hicvini İstanbul Kıraathanesi’nde okuyunca tutuklanmak istenir fakat çevrenin işe karışması ile kurtulur.

Neyzen Tevfik

İstanbul’da Han odasına yerleşir

“Türk Aydınlarının Mısır Hidivi Hakkındaki Düşünceleridir” başlığı ile gazetelerde yayımlanan yazı hakkında tutuklama kararı verilmesine sebep olur. Aynı zamanda kurtulmak için de “Kaygusuz Sultan” adlı Bektaşi tekkesine sığınır.

Ayrıca hayatı hep bir karmaşa içerisinde geçmiştir. Özellikle sabit, tek düze ve sakin bir hayat hiç ona göre olmamıştır. II. Meşrutiyet’in ilânıyla Mısır’dan ayrılıp İzmir’e döner. Daha sonra da İstanbul’a Çemberlitaş’ta bir han odasına yerleşir.

Neyzen, seyretmek için gittiği ve Ferah Tiyatrosu’nda sergilenen “Sabah-ı Hürriyet” adlı oyunun İttihat ve Terakki’ce yasaklanması üzerine yaptığı konuşma yüzünden tutuklanır. Tekrar serbest kalır.

Neyzen Tevfik 1910 yılında “sarıklı bir zatın kızı olan Cemile hanımla”, kardeşinin ve babasının karşı çıkmasına karşın, annesinin ısrarı ile evlenir ve bir kızı olur. Ancak yürümeyen evliliği, kızı Leman henüz üç aylıkken kayınbabasının eşini alıp götürmesiyle son bulur.

Kurtuluş Savaşı’nı ve Mustafa Kemal’i yücelten şiirleri bu sırada yazar. 1924 yılında, arkadaşı Hasan Sâit Çelebi’nin de yardımları ile yazdıklarını “Azâb-ı Mukaddes” adı altında forma forma yayımlamaya kalkışır.

1953’te hayata veda etti

Ancak bu girişimi başarılı olamaz. Atatürk’le de tanışan Neyzen Tevfik, 1927 yılında sara nöbetleri ve alkol yüzünden artık sık sık gideceği Toptaşı Tımarhanesi ve Zeynep Kâmil Hastanesi’nde tedavi görmeye başlar. 1928 yılında, sıkı dostu Mehmet Akif’i görmek için tekrar Mısır’a gider ve bir yıla yakın bir süre yanında kalır.

“Hayatı, Dünyayı, ne de kendisini “hiç” kavramıyla ifade etmek değildi onun yaptığı. O, karşıtlıkların birbirini var ettiği algılayışımızda, var oluş derinliğinin sarhoşluğu içinde arayışını sürdürürken “Hiç” olanı fark etmişti. Para-pul, mal-mülk, şan-şöhret elinin tersiyle ittiği şeylerdendi. Adaletsizliğe, çıkarcılığa, kör inançlara, baskıya, otoriteye, din istismarına sert ve etkili bir üslupla hicivlerinde ve hayatında baş kaldırdı. Boynunda eski yazıyla “Hiç” yazardı.”

1930’larda İstanbul Belediye’sinin bağladığı yardım aylığını saymazsak Neyzen’in düzenli bir geliri hiç olmamıştır. Neyzen Tevfik’in özellikle dilden dile anlatılan yaşamı 28 Ocak 1953’de son bulur. Cenaze namazı Beşiktaş’ta Sinan Paşa Camii’nde kılınır.

Caminin avlusundan taşan kalabalık; ana caddeleri, kahveleri, yolun karşısında ki Barbaros Bulvarını doldurmuştur. Özellikle memurların, profesörlerin, ileri gelenlerin yanı sıra kılıklarına çeki düzen vermeye çalışmış sarhoşlar, sokak serserileri ve bin bir çeşit insan bir arada uğurladılar Neyzen’i bilinmeyene. Kim bilir belki de hiçlikten hepliğe…

Neyzen Tevfik
“Azab-ı Mukaddes”, Neyzen Tevfik’in eseridir.

Eserleri

Şiir kitapları

Hiç, 1919

Azâb-ı Mukaddes, 1949

Besteleri

Nihavent Saz Semaisi

Şehnazbuselik Saz Semaisi

Taksimler taş plak

Fıkra

Halk arasında neyzenliğinin ve şiirinin yanı sıra fıkralarıyla da tanınır. Fakat ağızdan ağza aktarılan bu unsurlara edebiyat dünyasındaki kaynaklarda rastlamak çok zordur. Başlıca bilinen fıkraları şunlardır:

Padişahçılık

Hamam sefası

Edep

Kırk yıllık ölü

İrfan ŞEN

Neyzen Tevfik ; Hiciv ve ney üstadı

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Giriş Yap

Kanaldaa ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!