Bizimle İletişime Geçin

Kültür - Sanat

Max Beckmann ; Dışavurumcu ressam

Max Beckmann, toplumsal değişime tanık olan pek çok Alman sanatçıdan biriydi. ‘Gece’ adlı yapıtı 1918 Kasım Devrimi’ni ve 1919 Mart’ında Almanya’da genel bir grevin toplum üzerinde bıraktığı etkileri yansıtmıştır.

Max Beckmann

Max Beckmann, Alman ressam, çizer, baskıcı, heykeltıraş ve yazar.

Milyonlarca yıl içerisinde milyarlarca insan doğdu, büyüdü ve öldü. Ayrıca insanların yanında binlerce farklı canlı da doğdu, büyüdü ve öldü. İnsanı bir kenara koyup manzarayı ele aldığımızda her şey olması gerektiği çerçevede ilerlemeye devam ediyor gibi görünüyor.

Fakat İnsan olarak adlandırılan canlı, manzaraya dahil edildiğinde birçok problemin ortaya çıkmasına sebebiyet veriyor. Doğanın kanunları kendi içerisinde işlerken insan bu kanunlarında üzerinde bir varlık haline geliyor.

Kendi işleyiş akışının oluşmasını sağlıyor. Yaşanılan alanları bütün ondan önceki canlıları hiçe sayarak kendine tahsis ediyor ve kendi yaşam alanı içerisinde kendi işleyişini oluşturuyor. Ayrıca bu işleyişi oluştururken maalesef birçok kötü eylemi de gerçekleştiriyor.

İnsan aklının bütün bunlara bir cevabı varken oluşan durumun kendine avantaj sağladığı düşüncesinin arkasındaki kendi sonunu göremiyor.

İnsanın, insana verdiği zarar…

Dünya üzerinde kendisine ve çevresine yaşam zorunlulukları bir kenara bırakıldığına zarar verebilen tek varlık insandır. İnsanın bir başka insana verdiği zararı bir kenara bırakıp baktığımızda da çevresinde olan bütün canlılara tehdit unsuru olan bir varlık.

Bunların hepsine son dönemlerde daha çok tanık olmaya başlasak da insanı durdurmaya maalesef hiçbir şey yetmiyor. İnsan insandan başka her şeyin değersiz olması gibi bir düşünce yanılgısı ile hayata devam ediyor.

Deriden çantalar, ayakkabılar, büyük fastfood zincirleri, şehirleşme amacıyla yakıp yıkılan ormanlar ve daha bir çok bu gibi durum. Onlarca yıldır bu büyük zincirlerin her açıdan kurbanı olan canlılar. Bu durum karşısında duran insanların çoğu zaman çok büyük bir yanılgıyı da gözlerinden kaçırdıklarını görüyoruz. Bu konuyu bir sonraki yazımızda daha detaylı ele alacağız.

Bütün bu katletme eylemi yetmiyormuş gibi birde başımıza ezelden ebediyete artmayı hiç bırakmamış başka bir durum çıkıyor. İnsanın, insanın varlığının tehdidi olması. Onun en büyük düşmanı kendisi olması yetmiyor gibi birde kendisi gibi olanın düşmanı olması çıkıyor karşımıza.

Kendi yaşamı için başka bir benzeyenini alt ediyor. Ne zor…

Özellikle son dönemde tanık olduğumuz manzara içler acısı. Ortadoğu’nun kaotik haline bakın. Her gün her saat ölümle burun buruna geçen zamanı düşünün. Gerçekten son birkaç yılda gözlerimizin tanıktık ettiği görüntüleri önümüze alalım.

Aylan bebeği hala unutamadık. Ya ümran… O bakışları hala gözünüzün önünde değil mi ? Hatta ‘ben bir çocuğum’ diye ağlayan o küçük kız yavrumuz. Bakın o göz yaşlarına.

Belki de en acınası örneklerden biridir bunlar. İnsan insanın ne kadar soysuzca düşmanı olabilir ?

Max Beckmann

Gece, 1918-1919 yılları arasında Alman sanatçı Max Beckmann’ın 20. yüzyıldan kalma bir tablosudur.

İşte bu kadar…

Okula gitmesi gereken çocukların sığınaklara koştuğunu gördüğümüz bu dünyada bu kadar. Daha çok yeni olan bayram için ülkesine dönen, henüz üç gün önce evlenmiş ve bir bombanın kurbanı olmuş. Sadece bunlarla yetmiyor. Savaş dışında birçok noktada insanın ne kadar düşmanlaşabileceğini görüyoruz.

Bazılarımız şanslı oluğunu düşünse de onlar da farklı bir sömürünün parçası oluyor. Bazılarımızı hızlıca bazılarımızı zamanla öldürüyorlar. Maalesef bunu yine benden olandan görüyorum.

İnsanın en büyük düşmanı insanmış…

Hepimiz hayatımızın belirli bir döneminde bunu gerçeği acı bir şekilde anlıyoruz.

Kabustan uyanmak

İşte karşımıza bir gerçek çıkarıyor Max Beckman. Özellikle en ünlü tablolarından bir tanesi olan GECE ile bizlere insanın insanla olan ilişkisine bir pencere aralıyor.

Beckman gerçekten ilk bakışta zor bir tablo ile bizleri baş başa bırakıyor. İnsanların belirli bir alana istiflendiği, sıkışık ve bunaltıcı bir kompozisyon görüyoruz.

“Bu kesinlikle şimdiye kadar kurulmuş en karmaşık ve korkunç kompozisyonlardan bir tanesi olarak tarihe geçmişti.

Genellikle vatanseverlik daha yüksek amaçlarla motive olan diğer sanatçılar, savaşın, baskının vb. olayların felaketlerini gösterdiler; Ayrıca işkence ve acı, çoğu zaman, savaşın adil çölleri olarak resmedildi. Fakat Beckmann gösterdiği acıda bir amaç görmez; hiç kimse için bir zafer, hiçbir tazminat, hiçbir övünme yoktur.

Bitmek bilmeyen acı ve kendi iyiliği için zulüm. Beckmann, özellikle insan doğasını suçlar ve bu ezici kendini suçlamadan fiziksel bir kaçış yok gibi görünüyor. Kurbanlar da saldırganlar da köşeye sıkıştırılmış durumda. Çıkış yok.

Max Beckmann

Sanatçı bu eserde, görünen gerçekliğin ışığında, onun ötesine geçmeye, onu yeniden sanatçısı gibi hissetmeye çalışılmış.

Yine de, garip bir şekilde, kompozisyon görsel olarak tatmin edicidir. Adeta usta bir marangoz tarafından eklemlenmiş bir yapıdadır. Ayrıca insanların birbirleriyle olan ilişkileri bu sıkışıklıkta kusursuz görünmekte.

Max Beckmann bu düzensizlik içerisinde bir düzen kurmuştur. Özellikle paralellikleri ve tamamlayıcı açılarıyla  tasarım bu çarpık “yasa ve düzeni” göstermekle kalmıyor, renkler de iyi aralıklı ve düşünceli bir şekilde dağılmış görünüyor.

Beckmann bu renkleri alelade kullanmıyor. Renkler üzerinden de bu kompozisyonu ayrıca kuruyor. Sağ alt köşede duran kadının lacivert ve mor kıyafeti ortada ağzında pipoyla olan adamın pantolonu ve işkenceye maruz kalan adamın sağ ayağının altı.

Koyu lekeleri kompozisyon içerisinde dağıtıyor. Buna karşılık olarak mumların ve sağ alttaki korseli kadının üzerinde duran adamın yeleği sarının ne kadar dengeli bir şekilde dağıldığını da bizlere gösteriyor.

Max Beckmann ‘Gece’ eseriyle ne anlattı

Beckmann, önceki eserlerinde kullandığı Hıristiyan sembolizmini terk etmiştir. Görünürde kurtuluş yoktur. Dışarıdaki karanlıkta çapraz olan minik pencereyi bir umut sembolü olarak düşünebiliriz ama çokta umuda yer vermez.

Burada yoğun olarak hissedilen baskı buna müsaade etmez. Bizlere kaçacak bir alan bırakmamıştır.

Beckmann‘ın bizlere tasvir ettiği bu an Almanya’da dünya savaşından sonra görünen bir tavan arasıdır. Buranın bir tavan arası olduğunu bile anlamamıza müsaade etmez. Hemen önde gözümüze parlak bir cisim ilişmektedir.

Bir plak çalar. Adeta odada ki ıstırapları, acıları, çığlıkları bastırmak için parlıyor. Kulağımıza gelen melodisi bütün bu gerçekliğin sesi oluyor ve gözler önüne seriyor. İşte bu dünya bu kadar olan dünya…

En çarpıcı taraflarından bir tanesi bir kadın figürün orada asılı durması. Burada olan vahşet boyutunun ne kadar kuvvetli olduğunu anlamamız için başka bir unsur olarak duruyor orada. İşkencecilerin suratlarında ki soğukluğa ve normalliğe bakın.

Hiçbir şey yokmuşçasına piposunu tüttüren adam evin ergenin kolunu bükerken ne kadar sakindir. Gözleri bu işkenceyi yaparken başka yöne bakacak kadar da hissizdir.

Bugüne kadar gördüğümüz savaş görüntülerinin arka planını resmetmiştir aslında Beckmann. Sadece cepheyle kalmadığını insanların o sırada nasıl yaratıklara dönüşebileceğini gösterir bizlere. Savaşın sınırlarının nereye dayandığına bakmamıza işaret ediyor.

Geriye kalacak olanları düşündüğümüzde de resim bambaşka bir hal alıyor. Asılan adam tecavüze uğramış kadın zorla alıkonan çocuk.

‘’düşmanı gösteriyorlar, ona saldırıyoruz
siz gidin artık
düşman dağıldı dedikleri bir anda
anlaşılıyor
baştan beri bütün yenik düşenlerle
aynı kışlaktaymışız
incecik yas dumanı herkese ulaşıyor
sevinç günlerine hürya doluştuğumuzda
tek başınayız. ‘’

Aynı yerde olduğumuzu unutmamak dileğiyle.

NOVA

Yorum Yap

Yorum Yap覺n

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

NOVA

Kültür - Sanat

Güliz Ayla 16 Haziran’da V Sahne’de

Güliz Ayla, 16 Haziran akşamı Samsun’da sahne alacak.

Aslen Samsunlu olan; 2015 yılında çıkardığı single ile kısa sürede müzik çevrelerinden büyük beğeni toplayan Güliz Ayla; “Benim evim” dediği Samsun’da hayranları ile buluşacak.

Atakum İlçesi Adnan Menderes Bulvarı’nda yer alan V Sahne’de; hayranları ile buluşacak olan Güliz Ayla, unutulmaz bir gece yaşatacak.

Samsun sayesinde şahane bir çocukluk, ergenlik ve gençlik dönemi yaşadığını her fırsatta dile getiren Güliz Ayla, birbirinden güzel şarkılarını hayranları için seslendirecek.

Güliz Ayla kimdir ?

Güliz Ayla, 27 Nisan 1988’de Samsun’da doğdu. 1998 yılında Samsun’da iki yıllık Belediye Konservatuvarı Tiyatro ve Drama Bölümü’ne girdi.

Çeşitli orkestralarda solistlik veya koroistlik yaptı. Lise eğitimini Samsun Anadolu Lisesi’nde tamamladı.

2006 yılında Adelaide isimli gruba dahil oldu. Bu grupla Rock’n Dark Express Rock Müzik Yarışması’nda birinci oldu.

Güliz Ayla, Müjdat Gezen Sanat Merkezi Batı Müziği bölümünü kazandı. Sonra da Müjdat Gezen’in yazdığı iki müzikalin şarkılarını seslendirdi. Müzik kariyerine Metin Özülkü, Işın Karaca ve Extra Orkestra gibi isimlere vokal yaparak başladı.

Vokalistliğin ardından albüm yapmaya karar veren Ayla’nın yolu Sıla Gençoğlu ve Efe Bahadır ile kesişti. Sıla ve Bahadır Ayla’nın albümünde prodüktör olmayı kabul ettiler. Sonrasında ise Uluslararası menajerlik, organizasyon ve iletişim danışmanlığı firması olan Day 1 Entertainment Turkey ve müzik şirketi Sony Music ile sözleşme imzaladı.

Güliz Ayla

İlk albüm 2015’te

16 Nisan 2015 tarihinde Ayla albüm öncesi söz ve müziğini kendisinin yaptığı “Olmazsan Olmaz” single’ını piyasaya sürdü. Ayla albüm öncesi single çıkartmasıyla ilgili olarak:

“Albümümüz bitmek üzere ama bir türlü gelmeyen baharın, geliyorum sinyallerini daha fazla göz ardı edemedik ve içimizde kaynayan enerjiyi sizinle paylaşmak istedik.” yorumu yaptı.[4] Şarkı, Youtube’da 175 milyon izlenme rakamına ulaşmayı başardı.

18 Eylül 2015’te Sıla Gençoğlu ve Efe Bahadır’ın prodüktörlüğünde kendi adını verdiği Güliz Ayla albümünü yayımladı. Ayrıca albümdeki şarkıların söz ve müzikleri Ayla, Gençoğlu ve Bahadır tarafından hazırlandı.

“Yalvarırım” şarkısının müziğini ise Yalın besteledi. Ayla’nın sözünü ve müziğini kendi yaptığı üç şarkı “Olmazsan Olmaz”, “Benim Olmazsan” ve “Sevgilim” albümde yer aldı. Ayla ilk albümünü şöyle açıkladı: “Öncelikle bu albüm uzun süren çalışmalarımız sonucunda hazırlandı. Çok küçük birkaç sentetik duyulan şeyler olsa da, sound olarak daha çok akustik ağırlıklı bir albüm olduğunu söyleyebilirim.

Albümde dokuz parça var. Bunlardan söz ve müziği sadece bana ait olan parçaların yanı sıra, Sıla Gençoğlu, Efe Bahadır ve Yalın’ın yer aldığı ortak çalışmalarımız da var. Bir de müziği Christos Dantis’a ait yunanca bir parça yer alıyor. Sözlerini yine Sıla Gençoğlu yaptı. Albümün prodüktörleri Efe Bahadır ve Sıla Gençoğlu.”

Albümün ikinci klibi sözünü Sıla’nın müziğini Dantis’in yaptığı “Bahsetmem Lazım” şarkısına çekildi. Şarkı, Türkiye Resmî Listesi’nde 5 numaraya kadar yükselmeyi başardı.

20 Nisan 2016 tarihinde “İlk Öpücük Benden Olsun” single’ı piyasaya sürüldü. Şarkının sözünü ve müziğini Yalın hazırladı. Klibin çekimleri ise Nihat Odabaşı tarafından gerçekleşti.

Okumaya devam et

Kültür - Sanat

Karadeniz Tiyatro Kooperatifi 4 ilde ücretsiz oyunlar

Karadeniz

Karadeniz Tiyatro Kooperatifi mayıs ayında; 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramını da içine alacak şekilde; üye tiyatrolarının bazılarının gösterimlerine belli bir kontenjan ayırıp; çocuk ve gençleri ‘ücretsiz tiyatro’ ile buluşturdu.

Genel merkezi Samsun’da olan Kooperatif’e bağlı tiyatro grupları Samsun, Amasya, Trabzon ve Giresun’da gençler ve çocukları tiyatroyla buluşturdu.

Özellikle maddi veya sosyal olarak dez avantajlı olan ve daha önce hiç tiyatro izlememiş çocuk ve gençlerin davet edildiği projede; Samsun, Amasya, Trabzon ve Giresun Bulancak’ta gerçekleştirildi. Ayrıca her tiyatro kendi salon kapasitesine göre bir kontenjan ayırıp; çocuk ve gençleri salonda ağırlayarak tiyatroyla buluşturdu.

Karadeniz Tiyatro

29 Mart 2021’de Samsun’da kuruldu

Karadeniz Tiyatro Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı ve Samsun Düşevi Sahnesi Kurucusu Cem Kaynar; “29 mart 2021 yılında merkezi Samsun olarak kurulan Karadeniz Tiyatro Kooperatifi; özellikle ilk olarak 2021 yaz ayında Gümüşhane Belediyesi ile ortak bir tiyatro festivali düzenledi. Sonrasında birçok tiyatro meslek grubu ile ortaklaşa mesleki sorunlar üzerine çalışmalar yaptı. Şimdi de Türkiye Tiyatro Kooperatifleri Birliği bünyesinde çalışmalarını sürdürüyor” bilgisini verdi.

Yetişkinler ve çocuklar var

Son olarak 4 ilde gerçekleştirdikleri ücretsiz oyunlara değinen Cem Kaynar, şunları söyledi:

Karadeniz Tiyatro

“Proje kapsamında; özellikle Samsun’da Düşevi Oyuncular Dil Yurdu – Kuyunun Dibindeki Taş/Nazım Hikmet adlı yetişkin oyununu, Amasya’da İris Sanat Tiyatrosu Darbeli Çocuklar adlı yetişkin oyununu; Trabzon’da Tiyatro Panki Aldatan Oyun adlı yetişkin oyununu ve Ağustos Böceği ve Karınca adlı çocuk oyununu; yine Samsun’da Küçükeller Sahne Resimdeki Dinozor adlı çocuk oyununu; Giresun’un Bulancak İlçesi’nde ise Mürsel Gülmez Tiyatro Günleri kapsamında Karma Sahne; Antigone adlı yetişkin oyununu çocuklarla ve gençlerle buluşturdu.

Gördüğümüz ilgi projemizin amacına ulaşmasını göstermesi açısından da memnuniyet verici oldu. Karadeniz Tiyatro Kooperatifi olarak özellikle bölgemizde sanatsal akvitivitelerimizi sürdürebilmek hedefindeyiz.”

Okumaya devam et

Kültür - Sanat

Piyanist Yiğit Yüksel’den “Kurtuluş 1919” konseri

Piyanist

Piyanist Yiğit Yüksel, Atatürk Kültür Merkezi’nde ‘Kurtuluş 1919’ konseri ile sanatseverleri büyüledi.

Henüz 11 yaşında olan piyanist Yiğit Yüksel, ilk profesyonel konserine 19 Mayıs etkinlikleri kapsamında çıktı ve sanat severlere piyano resitali sundu.

piyanist

Piyanist Yiğit Yüksel; 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı ekinlikleri kapsamında piyano resitali sundu. Henüz 11 yaşında olan ve ilk profesyonel konserine çıkan küçük piyanist; 1 saat süren konserde 10 eser çaldı. Konserde sahneye konan iki eserde Yiğit Yüksel’e; Samsun Klasik Türk Moziği Korosu’ndan İzzet Tekeli solist olarak eşlik etti.

Birbirinden güzel eserler

Samsun Devlet Opera ve Balesi Atatürk Kültür Merkezi Aydın Gün Salonu’nda düzenlenen ve sanat severlerin yoğun ilgi gösterdiği konserde Yiğit Yüksel, Emanuel Bach’ın ”Solfeggietto C Minor’”, Ludwin van Beethoven’in ”Allegro di molto e con brio, ”Adagio cantabile”, ”Rondo”, Tevfik Guliev’in ”Yalgızam’’, Nüşabe Muradova’nın “İntizar” adlı eserlerini çaldı. Ayrıca kendi bestelediği “Kurtuluş Balladı” nı da sahneye koydu.

piyanist

Samsunlu olduğunu; Kurtuluş Savaşı’nın sembol şehri Samsun’da ilk konserini 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı kapsamında vermek istediğini belirten Yiğit Yüksel; bu sebeple de konserin temasını ‘”Kurtuluş 1919” olarak belirlediklerini söyledi.

Küçük piyanist; konser için salona gelen sanat severlere; kendisini yetiştiren hocalarına ve organizasyonda görev alan herkese teşekkür etti. Konser sonrası da bol bol hatıra fotoğrafı çekindi.

Okumaya devam et

Editör Seçimi

    Copyright © 2021