Bizimle İletişime Geçin

Röportaj

Kuruyemiş sektörünün güçlü markası; Özbeyoğlu

İçindekiler

Kuruyemiş sektöründe Samsun’dan dünyaya her yıl tonlarca ürün ihraç eden Özbeyoğlu markasının üçüncü kuşak temsilcisi Mehmet Saraçoğlu ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. 1950’li yıllarda Gazi Caddesi’nde küçük bir dükkanda başlayan yolculuk bugün dünyanın 25 farklı ülkesine ihracat yaparak devam ediyor.

Mehmet Saraçoğlu, ‘Dede yadigarı’ dediği Özbeyoğlu Kuruyemiş markasının dününü, bugününü ve geleceğini anlattı.

Coğrafi bölge ve iklim koşulları itibariyle kuruyemiş açısından şanslı bir konumda olan Türkiye, fındıktan, fıstığa, incirden kuru üzüme kadar geniş bir ürün yelpazesine sahip. 1907 yılında ilk fındık ihracatını yapan Türkiye, 1923 yılında kuru üzün ihracatıyla kuruyemiş sektöründe dünyanın önemli ülkelerinden biri haline geldi.

Karadeniz’de fındık, Gaziantep’te fıstık, Trakya Bölgesi’nde kabak çekirdeği ile ön plana çıkan sektör ülke ekonomisine önemli girdi sağlıyor. Sektörün önemli aktörlerinden biri Samsun’da faaliyet gösteriyor. Özbeyoğlu Kuruyemiş, kuruyemiş sektörü içinde perakende ve toptan alanında güçlü bir aktör.

Hikayesini dinlemek istedik ve bir aile işletmesi olan Özbeyoğlu’nun üçüncü kuşak temsilcisi Mehmet Özbeyoğlu ile röportaj gerçekleştirdik.

Özbeyoğlu Kuruyemiş

Özbeyoğlu Kuruyemiş, Samsun Organize Sanayi Bölgesi’nde 6 bin metrekare kapalı alana sahip fabrikasında faaliyetine devam ediyor.

İş Geliştirme Direktörü olarak görev yapıyor

 Sizi tanıyabilir miyiz?

1982 Samsun doğumluyum. 2000 Samsun Anadolu Lisesi, 2004 Yıldız Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği mezunuyum. Okul ve çalışma hayatını birlikte sürdürdüm. Bahadır Tıbbi Aletler A.Ş. ve Arçelik Çayırova kampüsünde staj yaptım, TNT Lojistik firmasında yarı zamanlı analist yardımcısı olarak çalıştım.

2004-2006 yılları arasında ABD’deydim. Kaliforniya eyaletinde, San Diego Üniversitesi’nde pazarlama konusu üzerine işletme yüksek lisansını yaptım. Amerika’da geçen 4,5 yıl içinde Comair Rotron adında bir mühendislik firmasında Pazarlama Analistliği görevi üstlendim. 2009 Haziran ayından bu yana kendi aile şirketimiz olan Saraçoğlu Kuruyemiş ve Gıda firmasında, Özbeyoğlu Kuruyemiş markası altında İş Geliştirme Direktörü olarak görev yapıyorum.

Farklı zaman dilimlerinde Samsun Makine Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyeliği, Endüstri İşletme Mühendisleri Meslek Komitesi Başkanlığı, Samsun İş İnsanları Derneği Yönetim Kurulu Üyeliği, Samsun 19 Mayıs Rotary Kulübü Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerinde bulundum. Samsun Yelken Kulübü üyesiyim.

İpek Saraçoğlu ile evliyim; Nil ve Ela adında iki kız çocuk babasıyım.

Hikayenin ilk durağı Gazi Caddesi

Özbeyoğlu’nun yolculuğu nasıl başladı?

Meslek bize dededen yadigar. Haziran 2009’da aile şirketimizde resmen çalışmaya başladıktan sonra ilk işim dedem Hacı Mehmet Saraçoğlu ile görüntülü röportaj yapmak olmuştu. Esas hikaye orada aslında. Özbeyoğlu markasının hikayesi 1950’li yıllarda, Hacı Mehmet ve Mahmut Saraçoğlu kardeşlerin Samsun Gazi Caddesi’nde, Beyoğlu Kuruyemişçisi adı altında açtığı toptan ve perakende dükkanı ile başlıyor.

Ya sonrası ?

1980’li yıllarda ikinci kuşak – Süleyman, Adnan, Ferudun Saraçoğlu kardeşler – Özbeyoğlu markası ile firmaya üretim, toptan satış, pazarlama fonksiyonlarını da katarak büyüme yolunda ilk adımları atıyorlar. 2000 yılından itibaren sürekli hedef büyüten şirketimiz büyük bir yatırımla Samsun Organize Sanayi Bölgesi’nde şu anda 6 bin metrekare kapalı alana sahip fabrikasında faaliyetine devam etti.

Bugün Özbeyoğlu Kuruyemiş, iç pazarda geleneksel ve zincir perakende kanalında; www.cerezciyiz.biz ile online perakende platformunda ve son 6 yılda 25 ülkeye varan ihracatıyla faaliyetlerine devam ediyor.

Sıradaki görevimiz, yeni coğrafyalara açılarak ve pazara yeni ürünler sunarak yerel ve global pazarda büyümeye devam etmek. En büyük hedefimiz ise bu vizyonu, Saraçoğlu ailesi geleneklerini ve değerlerini göz ardı etmeden gerçekleştirmektir.

Kuruyemiş

Mehmet Saraçoğlu, “Kuruyemiş, atıştırmalıklar içinde en masum üründür. Katkı içermez, olduğu gibidir” diyor.

Dedemizin prensibi : Çalışana var, çalışmayana yok

Özbeyoğlu ismi nasıl ortaya çıktı?

Aslında Türkiye’de benzeri çok görülen bir hikayedir: İki kardeş ayrıldıktan sonra Beyoğlu markasıyla başlayan hikaye ikinci kuşakla birlikte Özbeyoğlu’na evriliyor. Kuruyemiş emtiasında da halen Beyoğlu markası firmamıza aittir. Hacı Mehmet ve Mahmut kardeşler, İlk dükkanlarını açacakları sırada seyyar satıcılık yapan müşterileri Remzi Baba, Beyoğlu ismini öneriyor, bu isim hoşlarına gidiyor ve kullanmaya başlıyorlar. Beyoğlu ile başlayan ticari faaliyetimiz şimdi Özbeyoğlu ile devam ediyor.

Özbeyoğlu bir aile şirketi. Aile şirketlerinin zorluğu, avantaj ve dezavantajları nedir? Kurumsallaşma süreçlerine nasıl bakıyorsunuz?

Benim gözlemim şöyle: üçüncü kuşak okur, farklı işyerlerinde çalışır, tecrübe edinir. Kendi şirketine geldiğinde çok eksik görür, mevcut sistemi pek beğenmez. İçindeki ilk heyecanla birçok değişikliğe gitme hevesindedir. Çoğu zaman, eskiyle çatışır. İşte bu noktada büyüklerimizin tutumu devreye girer. Bugüne kadar çok şükür hep birlikte kararlar aldık; elimizden geldiğince hep birlikte bu kararları uygulamaya çalıştık, çalışıyoruz. Aile şirketimiz bence nasıl olması gerekiyorsa o şekilde büyüyor ve sağlam adımlarla geleceğe ilerliyor. Dedemin şu prensibini hiç aklımızdan çıkarmadan çalışıyoruz: ‘Çalışana var, çalışmayana yok.’

Tesisinizin kapasitesi, hammadde tedarik lokasyonlarınız, ürün gamınız hakkında bilgi verir misiniz?

Firmamız, Samsun Organize Sanayi Bölgesi’nde 6 bin metrekare kapalı alanda faaliyet gösteriyor. Yıllık 5 Bin ton kuruyemiş üretim kapasitesine sahibiz. Uluslararası kalite standartlarına uygun üretim yapıyoruz. Hammaddemizi Türkiye’nin farklı bölgelerinden hasat dönemlerinde direk çiftçiden tedarik ediyoruz. En büyük avantajımız tedarikçilerle aramızda uzun yıllara dayanan iş ilişkisinin sonucunda oluşan güven ve dostluk. Çoğu tedarikçimiz ve hatta çoğu müşterimiz bize dededen yadigar.

www.cerezciyiz.biz e-ticaret sitemizle birlikte kuruyemiş ve kuru meyvenin yanında baharattan gurme çeşit çaylara; sağlıklı atıştırmalıktan glütensiz un ve mamullerine kadar geniş bir yelpazede ürünlerimizi aynı gün kargo ile ülkemizin her köşesine gönderebiliyoruz.

Personel sayısı?

48 kişi bizimle birlikte çalışıyor.

İhracat hedefi: Cironun yüzde 40’ına ulaşmak

İhracat kapasiteniz?

Ürünlerimizi Almanya, Fransa, Norveç, Danimarka, İrlanda, Bulgaristan, İspanya gibi AB ülkelerine gönderdik. Bunun yanı sıra İngiltere, Kanada, İsviçre, Bosna, Ukrayna, Rusya, Tacikistan, Gürcistan, Çin, Mauritius, Libya, Suudi Arabistan, Filistin, Kosova Moldova, Japonya’ya ihracat gerçekleştirdik.

Üçüncü kuşak olarak biz 2015 yılından itibaren ihracatı gündeme aldık. Sıfırdan başlayan ihracatımız şu anda toplam ciromuzun yüzde 15-20’sini oluşturuyor. Hedefimiz yüzde 40’a ulaşmak. Bu bağlamda da dünyanın en büyük gıda fuarlarına katılıyoruz.

 Özbeyoğlu markasının dominant ürünü hangisidir?

Çifte kavrulmuş fındığı, doğal ana çıtlak Antep fıstığı meşhur olduğu gibi; kabak çekirdeğimizin ve tuzlu fıstığımızın müdavimleri mevcut. Üretimin başında bizzat amcam Adnan Saraçoğlu’nun bulunması bizim için büyük nimet. Kendisi gurmemiz. Çorum’u aratmayan çifte kavrulmuş sarı leblebi, kendimize has hatta kendi üretimimiz olan kavurma hatlarımızda ağır ağır lezzetlendirdiğimiz badem ve kaju iddialı olduğumuz ürünler. Ama tonaj bakımında ay çekirdeği başı çekiyor.

Özbeyoğlu

Özbeyoğlu Kuruyemiş, 1950’li yıllarda başladığı yolculuğuna 25 ülkeye ihracat yaparak devam ediyor.

Kuruyemiş sektörü pandemiden az etkilendi

Pandemi süreçlerinizin sektöre etkileri nasıl oldu?

Gıda sektörü, pandemi sürecinden en az etkilenen sektörlerden. Ev dışı tüketim kanallarının kapanması olumsuz etkiledi. Ama e-ticaret platformumuzun hazır olması kayıplarımızı bu kanalla kapamamıza yardımcı oldu.

Ürün fiyatlarında hammadde/ürün arzı nasıl etki ediyor?

Tarım ürünlerinde 80’lerin yaklaşımı ülkemizde maalesef hala değişmedi. Bir ürün bir sene para ederse, sonraki sene herkes ona yönelir fiyatlar düşer. Ya da tam tersi. Tabi zaman zaman spekülatif hareketler de bizim sektörde rol oynuyor. Keşke Amerika’nın bademi, fıstığı, cevizi, Çin’in ay çekirdeği, yer fıstığı, Hindistan’ın kajusu gibi fındığımızı dünyaca meşhur edebilsek. Olmadı, olmuyor.

Uluslararası pazarda tüketime bakıldığında Türkiye kişi başına ne kadar kuruyemiş tüketiyor? Bu rakam tatmin edici mi?

Türk kuruyemiş tüketicisi hem nicelik hem de nitelik bakımından üst sıralarda. Mesela bizim tüketicimiz öyle her ucuz kuruyemişi tercih etmez; nitelikli bir damak tadı vardır ve iyiyi ayırt eder. Bu bağlamda Türkiye’deki kuruyemiş dünyadaki en kaliteli kuruyemiştir. İnanın bunu abartmıyorum. Ama gelin görün ki bunu birçok sektörde olduğu gibi yabancıya anlatamıyoruz.

Kuruyemiş sektörünün ülke ekonomisine katkısı nedir?

Fındık maalesef ağırlıklı olarak endüstriyel; katma değeri düşük. Perakende tüketicisine yönelik Türk fındığı markalaşmış olsa; fındık ihracatı dolar bazında ciddi oranda artacaktır.

Kuruyemiş sektörümüzün yıllık üretim kapasitesi yaklaşık ne kadar?

Sektör temsilcimiz TÜKSİAD’ın (Tüm Kuruyemiş Sanayici ve İş Adamları Derneği) yayınladığı rapora göre; sektörümüzün ülke ekonomisine katma değeri 1 Milyar dolara yakın. Toplamda 3 Milyon tona yaklaşan bir kapasite ile hem endüstriyel hem de çerezlik kuruyemişte ülke genelinde üretim kapasitesi mevcut. Yine aynı raporda sektörün iç pazar büyüklüğü 3,5 Milyar dolar olarak belirtiliyor.

Samsun’da üretim yapan bir aile olarak yöneticilerden beklentileriniz, sorunlarınız nelerdir?

Bundan 8-9 yıl önce “Samsun’da var, Samsun için al” demiştik Samsun TSO öncülüğünde. Ama maalesef devamı gelmedi. Bakın Samsun’da 20-30 yılını devirmiş gıda üreticisi iki elin parmaklarını geçmiyor. Samsun’un belediyesi, askeriyesi, kaymakamı, valisi, kimi varsa önce bu kurumların “Samsun’da var, Samsun için al” demesi lazım. Piyasada biz yerel üreticiler devlerle savaş verirken, Samsun’un kurumlarının da bizleri kollaması lazım. Pozitif ayrımcılık yapması lazım. Ayrıca bugün birçok ulusal dev zincir marketler bile yerel üretimin önemini kavramışken bizim yerel yöneticilerimizin Samsun üreticisini el üstünde, baş üstünde tutması gerekir diye düşünüyorum.

Ürünün taze olup olmadığını nasıl anlarız?

Kokusundan, lezzetinden.

Kuruyemiş

Türkiye, coğrafi bölge ve iklim koşulları itibariyle kuruyemiş açısından şanslı bir konumda.

Çiğ kuruyemiş ile kavrulmuş kuruyemiş arasındaki farklılıklar nelerdir?

Besin değeri açısından hiçbir farklılık yoktur. Kişisel tercihtir ama ben kavrulmuşun tadını değişmem.

Bahçeden-pakete kadar gelen süreci anlatır mısınız?

Köylünün ve çiftçinin “çeç”inden çuvallara sarılan hasat, Türkiye’nin dört bir yanından fabrikamıza gelir. Özellikle hammadde elek ve temizleme tesisimizde ön eleme ve temizliği otomatik makineler tarafından yapılır. Renk ayırıcılardan geçen ürünün içindeki yabancı maddeler elenir; tertemiz ürün depolanır.

Kendi imalatımız olan fırınlarda tıpkı kısık ateşte pişen yemek gibi ağır ağır kavrulan kuruyemiş pakete girmeden önce renk ayırıcı ve metal ayrıcı gibi son kontrol aşamalarından geçtikten sonra el değmeden paketlenir ve sevkiyata hazır hale gelir.

Raflarda satışı bekleyen ürünümüz sahada ‘Tazelik Güvence Takımı’mız tarafından takip edilir; raflarda taze ürünün bulunması için gerekli stok kontrollerini yapar.

Paket ürün ile açık ürün arasında nasıl farklar vardır?

Kuruyemiş, atıştırmalıklar içinde en masum üründür. Katkı içermez, olduğu gibidir. Aynı zamanda yağda kızarmaz, kuru havada kavrulur, doğaldır. Paket ürünler koruyucu atmosferde hava geçirmez ambalajlarda paketlenir. Bu yüzden raf ömrü daha uzundur. Raf ömrünü uzatacak başkaca bir katkı kullanılmaz. Bunun yanında çok iyi kuruyemiş perakendecisi olan müşterilerimiz var; bu işin ustaca yapıyorlar. Ürünün hijyenini ve tazeliğini çok iyi yönetiyorlar.

Kuruyemişlerin bozulma nedenleri nelerdir?

Nem, oksijen ve ısı her türlü gıda ürününde bozulmaya sebebiyet verecek unsurlardır. Bu yüzden biz kuruyemişin ağzı kapalı, olabildiğince serin ve kuru yerde muhafazasını öneriyoruz. Ağzı kapalı olduktan sonra buzdolabında da muhafazası ürünün tazeliğini korur.

Depolama sürecine etki eden faktörler nedir?

Nem ve sıcaklık en önemli faktörler.

Yorum Yap

Yorum Yap覺n

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İbrahim CANBULAT

Röportaj

Yakup Özden : Futbol oynamak, futbolcu olmak hayalimizdi

Ampute futbolu

Yakup Özden ile Ampute Futbolu üzerine sohbet ettik. Nasıl sakat kaldığından bugün geldiği noktaya kadar her konuya cevap verdi.

Yakup Özden kimdir ?

Samsun Bedensel Engelliler Spor Kulübü Başkanıyım. 1960 doğumluyum. Evli ve 3 çocuk babasıyım. Küçük yaşlarda geçirdiğim bir kaza sonucu sakat kaldım.

Yaşadığınız kaza nasıl oldu?

İlkokula gidiyordum. Okuldan çıkıp eve geldim. Üstümü değiştirip top oynamak için dışarıya çıktım. Eksiden Piazza’ya giden yol üzerinde mezbahane vardı.

Onun yanında da at yarışlarının deve güreşlerinin yapıldığı bir alan vardı. Oraya da TIR’larla at getirmişlerdi. Biz de sahaya top oynamaya gitmeden önce onları izliyorduk.

O sırada Çarşamba tarafından gelen tren düdüğünü öttürünce atlar ürktü. Ben de korkup ters tarafa doğru kaçtım. Karşı taraftan gelen kamyonun altında kaldım. Sonra ayağımız kesildi.

Ampute futbolu

Kazadan sonra hayata bakışınız değişti mi?

7 yaşına kadar sokakta koşuyorsun, okula gidiyorsun. Arkadaşlarında top oynuyorsun. O yaştan sonra sakat kalıyorsun. Bir yıl evden dışarı çıkmadım.

Sonra arkadaşlarımın eve gelip gitmesi ile yavaş yavaş dışarıya çıkmaya başladım. Tekrar tek bacağımda arkadaşlarımla birlikte futbol oynamaya başladım. Belki de amatör liglerde tek bacağı ile futbol oynayan tek kişi Yakup Özden olarak benimdir.

Futbol oynamak, futbolcu olmak, antrenörlük yapmak, kulüp başkanı olmak hayalimizdi. Basamak basamak hepsini yaparak bugünlere kadar geldik.

Yakup Özden ampute futbolunun doğuşunu anlattı.

Samsun’da Ampute Futbol Takımı ne zaman kuruldu?

Samsun’da ilk ben kurmuştum. Tabi o zaaman Ampute değil ‘Koşar Futbol’ deniyordu. Parmağı olmayan, eli olmayan, ayağı olmayan bir spordu.

Bizim sayemizde basının aracılığıyla ‘Koşar Futbol’ tüm Türkiye’ye yayıldı. Sonra dünyada bir Ampute futbolu diye bir şey ortaya çıktı. Bir gün beni GATA’dan aradılar ve Ankara’ya davet ettiler. Ben de GATA’ya gittim. Gazilerimiz var. Onların spora teşvik etmek için…

Yakup Özden : Spor sayesinde insanlar hayata bağlandı

Bana Ampute futbol var, siz de Koşar Futbol diyorsunuz. Bu ikisini harmanlayabilir miyiz? Tamam dedik ve şöyle oldu. Dedi ki; kolu olmayanlar kaleci olsun, ayağı olmayanlar futbolcu olsun. Türkiye’de bu şekilde Ampute futbolunu kurduk. Türtiye’de Ampute futbolu kuran kişiyim. Gururluyum.

Daha önce evlerinde çıkamayan engelli arkadaşlarımız, kardeşlerimiz bu spor sayesinde hayata tutundu. Kendileriyle barıştı. Hayata bağlandılar. İş sahibi oldular, aile sahibi oldular.

Ampute futbolu

Kaç sporcunuz var ?

250 sporcumuz var. Samsun’da ilçelerimizle birlikte 150 bin engelli vatandaşımız var. İnsanlarımızı spor yapmaya çağırıyoruz. Sadece futbola değil, tüm branşlara. Tabi çogu gelmek istemiyor.

Samsun’da Ampute Futbol Takımı’nın durumu nasıl?

5 yıl öncesine kadar Türkiye’de bir numaraydık. Ancak kulüplere yardım yapılmıyor. Sporcularımız da büyük takımlara transfer oluyor. Elimizdeki oyuncuları tutamıyoruz. Böyle olunca da Samsun olarak pek iyi durumda değiliz.

Ampute Milli Takım hatıralarınızdan bahseder misiniz?

Yine Ankara’da toplandık ve milli takım için ne yapabiliriz diye konuştuk. Türkiye’deki tüm engelli sporcuları Antalya’ya davet ettik. 40-50 kişi geldi. Antalya’da 2 ay kamp yaptık. Seçmeler yapıldı ve sayıyı 22 kişiye indirdik. Milli takım kuruluşu böyle başladı. İlk defa kurulan milli takım, dünya üçüncüsü oldu.

İyi ki sporcu olmuşum dediğin an oldu mu?

İyi ki sporcu olmuşum, iyi ki engelli olmuşum. Engelli olmasam kim bilir ne olacaktım.

Engelli sporcular destek görüyor mu?

Yeterli desteği gördüğümüzü söyleyemeyeceğim. Bakın Samsun spor kenti diyoruz. Ama Samsun’da engelli spor kulüpleri kapandı. Maddiyatsızlıktan faaliyetlerini durdurdu. Destek olsa daha çok engelli kardeşimize dokunabiliriz.

Okumaya devam et

Röportaj

Lütfi Pirinç : Adana Kebap kırmızı çizgim

Lütfi Pirinç

Lütfi Pirinç, ‘Kanaldaa’ Youtube kanalı ‘Anlat İşini’ programına konuştu. Adana Kebap yapmanın püf noktası nedir? Neye dikkat etmek gerekir? Bu işe nasıl başladı?

Lütfi Pirinç, “Önce işime sonra eşime aşığım” diyerek meslekteki 40 yılını anlattı…

Sizi tanıyabilir miyiz?

1971 Şanlıurfa Siverek’te doğdum. Adana’da büyüdüm.

Sizin hikayeniz nerede ve nasıl başladı ?

Küçüklüğümde, 1980’li yılların başlarında çok hayta bir çocuktum. Ele avuca gelmeyen , rahat durmayan, düz duvara durmayan bir çocuktum. Buna istinaden rahmetli amcam, babam ve dayımla konuşmuş. ‘Bunu durdurabilmek için ne yapalım’ diye. O zaman işte beni lokantacılar odası başkanı ve dönemin en iyi ustalarından Nuri Usta’nın yanına verdiler beni. Orada iş başı yaparak kebapçılık serüvenimiz başladı.

Adana Kebap

Lütfi Pirinç, ekip ruhunun önemine de değindi.

Kebapçılık serüveniniz kaç yaşında başladı?

14 Şubat 1983’te. Hiç unutmam o tarihi. Aşkla sevgiyle başladık. Neredeyse 40’ncı yıla gireceğiz.

Her sabah kalktığımda aynı heyecanla işe başlıyorum. Bir müddet komilik yaptım.

Sonra ‘komilik bana göre değil’ diyerek bulaşık yıkamaya geçtim. Bir kaç gün bulaşık yıkadıktan sonra o zaman mezeci ustamı da takip ediyordum.

Bıçağı nasıl kullanıyor, domatesi soğanı nasıl doğruyor takip ediyordum. Bunları bir film sahnesi gibi gözümün önüne getire getire akşamları evde tatbik ediyordum.

Bir gün aldığım yevmiye ile gittim kasaba. 100 gram kıyma aldım. Bir tane de şiş aldım. Adana saplamayı öğreneceğim. Sabaha kadar uyumadan onu öğrendim.

Her zaman söylüyorum; bu işim olmasaydı ben bugün olmazdım. Lütfi usta olmazdım.

Adana Kebap

İlk kebabınızı ne zaman yaptınız ?

1985 yılının ortalarıydı. Onu da aileme yedirdim.

Kebap üretiminin bir reçetesi var mı?

Günümüzde herkes bir reçete çıkarabilir. Ancak bunun en önemli reçetesi anlamak, anlamak, anlamak…

X bir kişi geldi, ‘bana tarif et’ dedi. Tarif edersiniz o da sizi çok iyi anladı. Lakin tatbike geldiğinde bunu yapamayacaktır.

Çünkü Adana yapmanın, et işlemenin özelliği şudur; Güzel bir tezgah, bıçak, zırh, satırı olmalı.

Zırh dediğimiz el kıyması dediğimiz alet mutlaka olmalı. Bu olmadığında makineden çektiğiniz kıyma ile yaptığınızda bildiğiniz köfte yersiniz.

Şiş köfte olur. Reçete olarak baktığınızda, 20 gram tuz, 10 gram biber gibi bunları söyleyebiliriz. Ama önemli olan eti işlemek.

Adana Kebap

Lütfi usta, Adana kebap için eti iyi işlemek gerektiğini anlattı.

Eti kasaba giderek kendim alırım…

Bu detay isteyen bir şey, Belki bana deli diyecekler ama olsun desinler. Ben zaman zaman etle konuşurum. Ciddiyim. Etleri kasaba gidip kendim alıyorum. Eti işliyorum. Etlerin besisi ile alakalı; yağlı olur yağsız olur…

Bunu dengelemek lazım. Bilimsel olarak gramaj olarak söyleyebilirsiniz. Tatbik olarak kötü bir sonuçla karşı karşıya gelebilirsiniz. Önce o eti anlamak gerekir. Aldığınız etin yağ oranını besi oranını bilmeniz gerekiyor.

Bunları bilmediğiniz, anlamadığınız zaman ne olabilir; Adana kebap üzerinden konuşarak, dökülebilir, lezzetli olmayabilir, yağlı olabilir.

Bu ayar çok önemli. Bir de etin arasındaki sinirleri almak gerekiyor. Almazsanız, kebap parçalanır, sert düşebilir artı aradığınız lezzeti alamazsınız.

Adana Kebap

Favori kebabınız hangisi ?

Bütün kebaplar favoridir. Ancak benim favorim Adana. Benim ona farklı bir bakış açım var. Aşkla bakıyorum ben ona.

Buna inanmayacaksınız belki ama Adana kebaba bakınca benim içimde kabarma başlıyor. Adana benim için kutsaldır.

Kırmızı çizgimdir. Ben işime aşık ir adamım. Önce işime sonra eşime aşığım. Neden? İşim olmasaydı eşimle evlenemezdim.

4 çocuğum olmazdı. Evim, arabam olmazdı. Yaptığınız iş ne olursa olsun severek ve aşkla yapmalısınız.

Okumaya devam et

Röportaj

Saffet Emre Tonguç : Rüzgarın aşk ettiği şehir

Saffet Emre Tonguç, Büyükşehir Belediyesi’nin dijital yayın organı ‘Samsun E-Dergi‘ye Azerbaycan’ın başkenti Bakü’yü yazdı.

Seyahat yazarı Saffet Emre Tonguç kaleminden Rüzgarın aşk ettiği, ışıkların raks ettiği şehir Bakü…

Samsun E-Dergi’ye özel  

Bakü’ye Azerice “Bakı” deniyor ve “Rüzgarlı Şehir” anlamına geliyor. Özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bağımsızlığını kazanan Azerbaycan; sınırları içinde bulunan petrol ve doğalgaz rezervleri sayesinde büyük bir gelişim yaşıyor. İşte Azerbaycan’ın başkenti Bakü…

Modern ve çok iddialı mimariyle yapılan binalar şehrin siluetini değiştiriyor. Bakü’nün merkezinde ve yakın çevresinde tarihi binalara uyum sağlamak amacıyla hemen hemen tüm binalar benzer üslupla ciddi bir restorasyon içinde.

En büyük, en uzun, en görkemli mantığı ile yapılan yerler Bakü’yü bir başka etkiliyor. Geceleri ayrı bir güzelliğe bürünen başkent Bakü’nün gerek tarihi taş binalarının gece aydınlatmalarına, gerekse de geniş bulvarların, parkların, gökdelenlerin ışıkla danslarına bayılacaksınız.

Bakü’yü üç ana bölüme ayırmak mümkün; İçeri Şehir (eski Bakü), Sovyetler Birliği zamanının Bakü’sü ve yeni şehir.

Bakü

İçeri şehir

Özellikle yerel halk tarafından “Köhne Şehir” olarak adlandırılan İçeri Şehir; Orta Doğu’nun en eski meskenlerinden biri. Ayrıca kazılar Paleolitik dönemden itibaren yerleşim yeri olarak kullanıldığını gösteriyor. Aralık 2000’de sınırları içinde yer alan Şirvanşahlar Sarayı ve Kız Kalesi ile birlikte UNESCO tarafından Dünya Mirasları arasına alınmış.

Kız kulesi

Kız Kulesi de deniyor Kız Kalesi de. Eski bir Zerdüşt Tapınağı olduğu düşünülen, çağlar boyunca deniz feneri, savunma kalesi ve rasathane olarak kullanılan Kız Kulesi; 12. yüzyılda inşa edilmiş. İçeri Şehir’in güneydoğu bölümündeki 1. katta duvar kalınlığı 5 metreyi bulan, 8 katlı kulenin her katı yоntma taşlarla yapılmış.

Bunun dışında; kalenin altından Şirvanşahlar Sarayı’na bir geçit olduğu söyleniyor.

Kulenin tarihi için çok ilginç bir ayrıntı var: Kız Kulesi’nin üstten görünümü Arapça’ da Allah’ın 94’üncü ismi “El Bâki” biçiminde. Bu da şehrin özgün adını hatırlatıyor.

Kız Kulesi’nin Hikâyesi…

Bir efsaneye göre o zamanlar Hazar Denizi’nin sularına kavuşacak kadar kardeşmiş kule ve sular. Kulede erkek kardeşi tarafından hapsedilen bir kız yaşarmış.

Ayrıca kutsak kız çok mutsuzmuş ve bu hapis hayatının azabına dayanamamış… Günün birinde kendini kaleden Hazar Denizi’nin şefkatli kollarına bırakmış.

Bu yüzden Kız Kulesi olmuş adı. Bir başka söylenti de hiçbir zaman düşmanlar tarafından ele geçirilemediği için bu adın verildiği.

Üçüncü bir görüşe göre de  önce adı ‘Göz Kalesi’ymiş, zamanla ve söylene söylene değişip ‘Kız Kulesi’ şeklini almış. Özellikle son yıllarda kale ve arkasındaki meydanda her yıl Nevruz Bayramı şenliklerinin yapılması gelenek olmuş.

Bakü

Kız Kalesi.

Devlet Bayrağı Meydanı

2010 yılında açılan Devlet Bayrağı Meydanı; Azerbaycan halkının birlik ve bütünlüğünü simgeleyen 162 metre yüksekliğindeki bayrağın bulunduğu meydan. Özellikle “En uzun bayrak” rekorunu kırarak Guinness Rekorlar Kitabı’na geçmiş. Bayrağın boyu 35 metre, eni 70 metre, toplam alanı 2450 metrekare, ağırlığı ise yaklaşık 350 kilogram.

Kristal Palas

Hazar Denizi’nin kıyısında yapılan Kristal Saray, muhteşem görkemiyle çok fonksiyonlu kapalı bir arena.

Kapasitesi 25 bin kişi. Kristal Saray’dan geceleri gökyüzüne doğru yükselen lazer ışınları olağanüstü bir görüntü oluşturuyor. Ayrıca yüzeyindeki ışıklandırma da koca yapıyı devasa bir kristale dönüştürüyor. Ayrıca Eurovision Şarkı Yarışması da Kristal Saray’da yapılmıştı.

Şehitlik

25 Mayıs-17 Kasım 1918’deki Kafkas Harekatı’nda Türk-Kafkas Ordusu 15 Eylül 1918’de Bakü’ye girmiş, Azerbaycan, Karabağ ve Dağıstan’ı düşman işgalinden kurtarmış. Bu savaşlarda şehit olmuş Azeri ve Türk askerlerinin defnedildiği bu yere Şehitler Hiyabanı adı verilmiş. 1130 Türk askerinin isimlerini 1999’da açılan anıtın üzerinde görebilirsiniz. Günümüzde hala protokol karşılamalarında kullanılıyor bu şehitlik. Buraya kolay ulaşılabilmesi için sahilde füniküler de inşa edilmiş. Şehitliğin yanına bir de cami yapılmış. Adı Şehitlik Camii. Azerbaycan topraklarını savunurken şehit olan Türk askerlerinin anısını yaşatmak için Türk Diyanet Vakfı tarafından inşa edilmiş.

Nizami Caddesi

Azeri şair Nizami Ganjavi’nin adı ile anılıyor. Araç trafiğine kapalı yaklaşık 3,5 kilometrelik bir cadde. Cadde boyunca neredeyse tüm Türk ve uluslararası markalara rastlamanız mümkün.

Tam bir piyasa yeri yapmışlar burayı. Ayrıca ciddi bir sosyal yaşam merkezi olmuş. Büyük alışveriş merkezleri ve mağazalar, restoran ve kafeler, dinlenme parkları ile İçeri Şehir’ in dışarısında bir Avrupa caddesi yaratmışlar. Işıklandırma caddeyi geceleri de gündüz gibi yapıyor.

Bakü

Saffet Emre Tonguç.

Bakü Bulvarı

Bakü sahil şeridine paralel uzanan Bakü Bulvarı 1909 yılında açılmış. Üstelik geçtiğimiz yüzyılın başında Bakü’deki zengin petrol tacirleri yaşıyormuş burada. Bölge daha sonra Deniz Kenarı Milli Parkı olarak adlandırılarak koruma altına alınmış. Hazar kıyısında bulunan bu bulvar alanının büyüklüğüne göre Paris’te Seine Nehri kıyısındaki parktan sonra ikinci sırada. İlk sırayı almak için kordon kıyı boyunca uzatılıyor. Ayrıca hedefleri dünyanın en büyüğü olmakmış.

Alev Kuleleri

Yeni Bakü’de bir yanda cam kuleler ile dev gökdelenler var diğer yanda klasik ve modern mimari. Dünyanın en büyük otel zincirleri şehirde yerlerini almış bile. Ayrıca şehir merkezindeki Ateş Kuleleri Bakü’nün yeni simgesi artık.

190 metre yüksekliğindeki kompleks ofis, konut ve otel olarak kullanılan 3 kuleden oluşuyor.

En önemli özelliği, 10 bin LED ampul ile kaplanmış dış yüzeylerinde Azerbaycan bayrağından, dans eden alevlere dek türlü ışık oyunlarıyla Bakü akşamlarına muhteşem görüntü katması.

İstanbul – Bakü arası uçakla 2 saat 45 dakika sürüyor. Ayrıca, Ankara – Bakü arasındaki yolculuk süresi 2 saat.

Bununla birlikte İstanbul’dan Bakü’ye otobüs ile de gitmek mümkün. Otobüs yolculuğu yaklaşık 34 saat sürüyor.

Türkiye’den Azerbaycan’a ayrıca tren seferi bulunmuyor.

Okumaya devam et

Editör Seçimi

    Copyright © 2021