Bizimle İletişime Geçin

Araştırma

İnsan beyni kilo almayı engelleyen kalori sayacı ile donatılmış!

İnsan beyni aşırı yemeyi ve hızlı kilo almayı engelleyen; yerleşik bir kalori sayacı ile donatılmış olabilir.

Araştırma İngiltere’de yapıldı. Yapılan bir çalışmada uzmanlar; dört hafta boyunca insanların beslenme şekillerini inceledi.

Buna göre beynin kendi kalori sayacı sayesinde insanların yemek yerken kendilerini yönlendirebildiği keşfedildi

İnsan beyni aşırı yemeyi ve hızlı kilo almayı engelleyen; yerleşik bir kalori sayacı ile donatılmış olabilir.

Diyet araştırmacıları; bilinçli olarak yemeklerin ne kadar yağlı olduğunun insanlar tarafından ölçülebileceğini öne sürüyor.

Bu yerleşik olduğu düşünülen kalori sayacı, insanların enerji açısından zengin bir makarna mı yoksa sağlıklı bir salata mı yediklerine bağlı olarak alım ayarlamalarını buna göre yapıyor.

insan beyni

Abur cubur yeme isteğinizi nasıl yenersiniz?

Bir araştırmaya katılanlar; söylenmemesine rağmen daha küçük porsiyonlarda peynirli makarna yemeyi seçti. Bristol Üniversitesi’nin bulguları; özellikle insanların ne kadar kalori tükettiklerinden habersiz yiyiciler olduğuna dair önceki bilimsel düşünceyi alt üst etti.

“Yıllardır akılsızca fazla yendiğine inanıyorduk”

Baş yazar Annika Flynn; araştırmanın insanların daha eski bulgulara kıyasla daha akıllı yiyiciler olduğunu gösterdiğini söyledi. Flynn, “Özellikle yıllardır insanların enerji açısından zengin yemekleri akılsızca fazla yediğine inandık. Ayrıca dikkat çekici bir şekilde; bu çalışma insanların bir dereceye kadar, enerji yoğunluğu fazla olan seçeneklerden tükettikleri miktarı ayarlamayı başardıklarını ve bir beslenme zekasına sahip olduklarını gösteriyor” dedi.

insan beyni

Bilim insanları spora vakit bulamayanlar için en kısa ve kaliteli egzersizleri belirledi

Bir hastane koğuşunda gerçekleştirilen dört haftalık çalışmaya yirmi sağlıklı insan katıldı. Katılımcılara özellikle özel hazırlanmış çeşitli yemekler verildi. Bununla birlikte öğünlerde farklı kalori yoğunluğuna sahip yiyecekler vardı; tavuklu salatalı sandviç ve incirli bisküvi, yaban mersinli ve bademli yulaf lapası gibi.

Flynn ve ekibi, gönüllülerin her öğünden tam olarak kaç gram yediğini ölçtü. Sonuçlar, enerji açısından yoğun yiyecekler yiyen insanların daha sonra bilinçaltında daha küçük porsiyonlar yemeye başladıkları bir dönüm noktası olduğunu gösterdi.

Çocuklarda aşırı kilo ve obeziteyi nasıl önleriz?

Flynn, “Örneğin, insanlar enerji açısından zengin bir yemek olan kremalı peynirli makarnadan, nispeten zayıf olan ve birçok farklı sebze içeren salatadan daha küçük porsiyonlar yediler” dedi. Çalışmanın ortak yazarı Profesör Jeff Brunstrom, sonuçların insanların sadece akılsız yiyiciler olmadığını gösterdiğini ekledi.

Bristol’ün The American Journal of Clinical Nutrition’da yayınlanan bulguları, yüksek enerjili gıdaların obezite ile bağlantılı olduğuna dair önemli soruları gündeme getiriyor. Profesör Brunstrom, “Bulgular bize yiyecekleri pasif bir şekilde aşırı tüketmediğimizi gösteriyor. Bu nedenle obizete ile ilişkilendirilmesinin nedeni önceden düşünülenden daha nüanslı” dedi.

diyet

Kilo vermek istiyorsanız sabah 11’e kadar kahvaltı yapmayın!

Şimdilik bu araştırmanın; özellikle uzun zamandır devam eden bir konu hakkında yeni bir bakış açısı sunduğunu belirten Brunstrom; “Gelecekteki araştırmalar için bir dizi yeni soruya ve yollara kapı açıyor” diye konuştu.

Obezite, yetişkinlerin üçte ikisinin çok şişman olduğunu gösteren verilerle İngiltere’nin en büyük sağlık sorunlarından biridir.

ABD’de yetişkinlerin tahminen yüzde 73,6’sı aşırı kilolu veya obez olarak kabul ediliyor.

Fazla kilolu veya obez olmanın en az 13 farklı kanser türü riskini artırdığı ve yüksek tansiyon; tip 2 diyabet gibi tehlikeli sağlık sorunlarına neden olduğu bilinmektedir.

(Kaynak: DailyMail)

Yorum Yap

Yorum Yap覺n

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Editör

Araştırma

Rusya Ukrayna Savaşı ‘nın arka planında ne var?

Rusya

Rusya ve Ukrayna Savaşı neden çıktı. Doktora öğrencisi Gökhan Alptekin; 2008 Rusya-Gürcistan savaşı ve 2014 Ukrayna krizi üzerinden bir araştırma yaptı.

Rusya Ukrayna Savaşı öncesinde neler yaşandı. Bu noktaya nasıl gelindi. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü doktora öğrencisi Gökhan Alptekin; “Rusya’nın yakın çevresini koruma politikası ve soğuk savaş izlenimleri; (2008 Rusya-Gürcistan savaşı ve 2014 Ukrayna krizi)” ile ilgili bir araştırma yaptı. Araştırma makalesi 31 Ocak 2022’de yayınlandı.

Kafkasya ve Karadeniz doğudan batıya uzanan enerji hatları açısından önemli bölgelerdir. Gürcistan ve Ukrayna ise bu bölgelerin hem NATO’nun hem de AB’nin güvenlik politikalarında kritik bir konuma sahip ülkeleri.

Söz konusu ülkeler; gerek batının enerji güvenliğini sağlamak gerekse Asya’nın batıya açılımını kontrol etmek için kilit noktalardan biridir.

Bu noktalar aynı zamanda Rusya’nın yakın çevresinde yer alıyor. 2008 Rusya–Gürcistan Savaşı ve 2014 Ukrayna Krizi; Rusya’nın Kafkasya, Karadeniz ve Doğu Avrupa gibi bölgelerde Sovyetler’in dağılmasından sonra meydana gelen güç boşluğunun kendisi dışında bir aktör tarafından doldurulmasına müsaade etmeyeceğini gösterdi.

Araştırmanın tartışma ve sonuç bölümünde doktora öğrencisi Gökhan Alptekin şu bilgileri paylaştı:

“2008 Rusya-Gürcistan Savaşı ve 2014 Ukrayna Krizi sonrasında; Rusya ile ABD’nin Kafkasya, Karadeniz ve Doğu Avrupa politikalarının birbirinden ne kadar farklı olduğu bir kez daha gözler önüne serilmiştir.

ABD ve AB, etki alanını bazı eski Sovyet ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletmek; Rusya ise yakın çevresini korumak istemektedir. Rusya, soğuk savaş dönemindeki gibi büyük bir kutup oluşturacak kadar güçlü değildir.

Ancak yakın çevresini koruyamayacak kadar da zayıf olmadığını göstermiştir. Her ne kadar batı bloğu içinde yer alsa da; AB’nin bu çekişmelerden en çok etkilenen güçlerden biri olduğu söylenebilir. Çünkü günümüz Rusya – Avrupa ilişkilerine bakıldığında; tıpkı Viyana Kongresi’nde ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında olduğu gibi Rusya olmadan Avrupa Ahengi’nin sağlanması zordur.

Sovyetlerin dağılmasından sonra meydana gelen gelişmeler incelendiğinde; ancak Kafkasya, Karadeniz ve Doğu Avrupa’nın hibrit veya konvansiyonel anlamda tamamen savaşa sürüklenmesi halinde Rusya’ya yakın çevresindeki devletleri Rusya’nın etki alanından bütünüyle çıkarıp ABD-AB-NATO yörüngesine sokmanın mümkün olduğu ifade edilebilir.

Rusya

Fotoğraflar sosyal medyadan alınmıştır

AB çatışmalardan fazlasıyla etkilenecektir

Böyle bir durumdan ABD, İngiltere ve NATO’nun pek de olumsuz etkilenmeyeceği ve alan dışında meydana gelen bir gelişmeye bölge ülkeleri açısından değil sadece çıkarları açısından bakacağı değerlendirilebilir.

AB ise çatışma bölgelerine yakınlığı ve Rusya ile doğrudan komşu olması nedeniyle muhtemel çatışmalardan fazlasıyla etkilenecektir. Diğer bir deyişle muhtemel soğuk savaştan en çok etkilenenler yine Rusya, Avrupa ve yakın çevre ülkeleri olacaktır.

AB, siyaset ve güvenlik anlamında ABD-NATO ittifakına bağlıdır. Bununla birlikte siyaset ve enerji bağlamında ABD’nin; güvenlik bağlamında ise NATO’nun; AB’ye yeterince fayda sağlayacak açılımlar sunmakta zorlandığı gözlenmiştir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra; ABD’nin ve NATO’nun vadettikleri ve uygulayabildikleri ile günümüzdeki imkân ve kabiliyetleri arasındaki farkın açılması; beklentilerin karşılanamaması demek olacaktır.

Rusya

AB’nin en nihayetinde uzun süredir cevabını ertelediği Avrupa güvenliğinin AB’nin kendi mimarisi içerisinde mi yoksa; ABD’nin etkisinde mi şekillenmeli sorusuyla yüzleşmek durumunda kalma ihtimali yüksektir.

Bu soru aynı zamanda Rusya’yı da yakından ilgilendirmektedir. Çünkü AB’nin konumu aynı zamanda muhtemel bir soğuk savaşın seyrini doğrudan etkileyecektir. Rusya ile iyi ilişkiler geliştirilmesi durumunda; yeni krizlerin azalacağı aksi durumda ise sıcak çatışma ihtimalinin artacağı değerlendirilmiştir.

Yeni bir soğuk savaş mı?

Rusya ile ABD arasında gelişen olaylara sadece soğuk savaş penceresinden bakılması; söz konusu devletler tarafından üretilen her politikanın sadece çıkar çatışması olarak görülmesine ve aslında böyle olmayan olayların da söylemlerle yönlendirilmesine yol açabilir.

Bu sürecin tam bir güvenlik ikilemine sürüklenmesi sonucunda; silahlanma yarışının ve hibrit ortamın temellerinin atılması büyük güçler tarafından fırsat olarak görülebilir. Uluslararası hukukun çizdiği çerçevenin etrafından dolaşmak için; elverişli bir ortamın yaratılmış olması ve hiçbir resmi aktörün olayların faili ya da tetikleyicisi olarak sorumlu tutulamaması gibi nedenlerden ötürü; bu hareket tarzı büyük güçler için gittikçe daha fazla tercih edilir bir yönteme dönüşebilir. Bu nedenle yaratılan algının, olayları yönlendirmesine izin verilmemesi önem arz etmektedir.

Rusya

Öte yandan Rusya’nın Suriye ve Libya müdahaleleri ile Dağlık Karabağ’daki örtülü desteği gibi ileri hamlelerinin habercisi; Gürcistan Savaşı ve Ukrayna Krizi olmuştur.

Her iki tarafın uyguladığı bazı politikalar soğuk savaş dönemini hatırlatsa da şu anda bir soğuk savaş dönemi yaşanmadığı değerlendirilmektedir. Çünkü henüz tek kutuplu düzenden tam olarak çıkıldığı söylenemez.

İki kutuplu veya çok kutuplu olmayan bir uluslararası düzende ise; soğuk savaşın şartlarının yeterince olgunlaşmamış olduğu ifade edilebilir.

Son olarak; yapılan çalışmalarda çoğunlukla Rusya’nın bölge politikalarının incelendiği dikkati çekmektedir. Araştırmacılar, çıkabilecek muhtemel bir soğuk savaş hakkında genellikle Rusya merkezli analizler yapmışlardır.

Bu çalışmalar literatüre faydalı sonuçlar kazandırmışlardır. Ancak analizlerin tek boyutlu yapılması konunun kapsamlı bir şekilde ele alınmasına engel olabilecektir. Bunu önlemek için ABD, AB ve NATO’nun Karadeniz, Güney Kafkasya ve Doğu Avrupa politikalarının muhtemel soğuk savaşın ortaya çıkması üzerindeki etkileri konusunda bilimsel çalışmalar arttırılmalıdır.”

Okumaya devam et

Araştırma

Çeltik çeşitliliğinde verim ve kalite Samsun’da yüksek

Çeltik çeşitliliğinde verim Samsun’un her bölgesinde oldukça yüksek. Yapılan araştırma bazı çeltik çeşitliliğinin verim ve kalite özelliklerini belirledi.

Samsun’da bazı çeltik çeşitliliğinin verim ve kalite özelliklerinin belirlenmesi amacıyla bir araştırma yapıldı.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tarla Bitkileri Anabilim Dalı’ndan Murat Can Bahadır’ın yüksek lisans tezi olan araştırma ilginç sonuçlar verdi.

Dünyanın yaklaşık üçte birinin temel besin kaynağı çeltikten elde edilen pirinç oluşturmakta. Özellikle bu kapsamda yapılan araştırmaya göre şu bilgiler paylaşıldı;

Pirinç

Samsun’un çeltik verimliliği araştırıldı.

Çeltik tüketilen kalorinin yüzde 50’sini oluşturuyor 

“Dünya da buğday, çeltik ve mısır insanlar tarafından tüketilen kalorinin yüzde 50‟den fazlasını sağlıyor. Bununla birlikte üretilen buğdayın yüzde 70’i ve çeltiğin yüzde 85’i insan beslenmesinde kullanılıyor. Dünya tarım alanlarının yaklaşık yüzde 50’si tahıl üretimi amacıyla kullanılıyor. Çeltikten elde edilen pirinç kişi başına tüketilen enerjinin yüzde 21’ni ve proteinin yüzde 15’ni karşılıyor.

Çeltik, ekim alanı bakımından buğdaydan sonra gelirken üretim açısından en fazla paya sahiptir. Ayrıca Dünyada 755 milyon ton çeltik üretimin ve 162 milyon hektar ekim alanlarının yüzde 90’ı Asya kıtasında.

Çin, Hindistan ve Endonezya gibi ülkeler toplam üretimin yüzde 65’ni karşılıyor. Ayrıca Türkiye’de ise 126 bin hektarda alanda 1 milyon ton çeltik üretimi yapılıyor.”

Pirinç

Araştırmanın sonuç bölümünde ise şu ifadelere yer verildi:

“Araştırmamızda ülkemizde yetiştirilen bazı çeltik çeşitlerinin Samsun ilinde verim; verim öğeleri ve kalite parametrelerinin belirlemek amacıyla 2019 – 2020 yıllarından 5 farklı lokasyonda 14 çeşit kullanılarak yürütülmüştür.

Yapılan araştırmada çiçeklenme gün sayısı, olgunlaşma gün sayısı, bitki boyu, ana sap kalınlığı, salkım uzunluğu, salkımda tane sayısı, sterilite, yatma, hasat indeksi, çeltik verimi, metrekaredeki salkım sayısı, kırıklı pirinç randımanı, kırıksız pirinç randımanı, çeltik bin tane ağırlığı, pirinç bin tane ağırlığı ve beyaz göbeklilik olarak 17 parametre incelenmiştir.

Yapılan analizler sonucunda lokasyonlar, yıl, çeşit, lokasyon x çeşit interaksiyonu bakımından tüm parametreler istitatistiksel olarak farklılıkların olduğu tespit edilmiştir. Tane verimi açısından değerlendirildiğinde; yıllar arasındaki 2019 yılında 589 kg da-1 iken 2020 yılında ise 678 kg da-1 olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca lokasyonlar bakımından değerlendirildiğinde de; Bafra, 19 Mayıs, Alaçam, Terme ve Çarşamba lokasyonları sırasıyla 809, 654, 534, 580, 590 kg da-1 ile elde edilmiştir.

Ön plana çıkan çeşitler

En yüksek tane verimi Bafra lokasyonunda ardından 19 Mayıs lokasyonu takip etmektedir. Lokasyonlar açısından değerlendirildiğinde Bafra lokasyonunda ortalamanın üstünde Meco, Vasco, Tosya Güneşi, Osmancık-97, Bereket, Presto çeşitleri ön plana çıkmaktadır.

19 Mayıs lokasyonu açısından değerlendirildiğinde ise, Alba, Tosya Güneşi, Osmancık-97, Bereket, Presto, Aslı çeşitleri; Alaçam loksayonunda Meco, Vasco, Tosya Güneşi, Osmancık-97, Bereket, Aslı, Keşhan çeşitleri; Terme lokasyonunda Meco, Alba, Kikko, Tosya Güneşi, Osmancık-97, Aslı, Romeo; Çarşamba lokasyonunda ise, Meco, Alba, Tosya Güneşi, Osmancık-97, Bereket, Aslı çeşitleri ön plana çıkmıştır.

Bafra, 19 Mayıs ve Terme…

Kırıksız pirinç randımanı parametresi açısından; çeşitlerde en yüksek randıman değeri Aslı çeşidinden % 61.98 iken en düşük ise % 54.35 ile Keşhan çeşinde elde edilmiştir. Kırıksız pirinç randımanı bakımından “Lokasyon x çeşit” interaksiyonu en yüksek kırıksız pirinç randımanı değeri “Bafra x Aslı” ve “Bafra x Osmancık-97” interaksiyonlarındadır.

Pirinç

Lokasyonlar açısından değerlendirildiğinde; Bafra lokasyonunda ortalamanın üstünde Baldo, Casanova, Vasco, Tosya Güneşi, Osmancık-97, Bereket, Aslı çeşitleri ön plana çıkmaktadır. 19 Mayıs lokasyonu açısından değerlendirildiğinde ise; Baldo, Meco, Casanova, Vasco, Tosya Güneşi, Aslı, Romeo çeşitleri; Alaçam loksayonunda Baldo, Meco, Casanova, Vasco, Aslı, Romeo çeşitleri;

Terme lokasyonunda Baldo, Meco, Casanova, Alba, Kikko, Vasco, Osmancık-97, Bereket, Aslı, Romeo; Çarşamba lokasyonunda ise; Baldo, Meco, Casanova, Alba, Kikko, Vasco, Aslı, Romeo çeşitleri ön plana çıkmıştır.

Ayrıca çeşitlerin lokasyonlar karşı farklı tepkilerinin olduğu belirlenmiştir. Özellikle bütün lokasyonlarda hepsinde Tosya Güneşi ve Osmancık-97 çeşitleri verim açısından ön plana çıkmıştır. Ayrıca kırıksız randıman açısından ise, Baldo, Casanova, Vasco ve Aslı çeşitleri ön plana çıkmaktadır. Araştırmamız sonucunda her lokasyona uygun çeşitler belirlenmiştir.”

Okumaya devam et

Araştırma

Sosyal medya yalnızlaştırıyor mu?

Sosyal medya bir insanın sosyalleşmesi için yeterli mi? Yoksa daha da mı yalnızlaştırıyor?

Sosyal medya katılım, açıklık, konuşma, topluluk ve bağlılık özelliklerinin çoğunu kapsayan ve yoğun paylaşımlar içeren bir çevirim içi medya türü.

Sosyal medya, pek çok grubu ortak amaçlarla (politik bir sorun ya da TV programı gibi) bir araya getiriyor. Bu sayede insanlar birbirlerini takip ederek ilişkiler kurabiliyor. Fakat günlük olarak internette geçirilen süre sosyal medya bağımlılığında belirleyici bir faktör.

Bu sürenin artması, sosyal medya bağımlılığının arttığının ve bireyin sosyal çevresi ile olan ilişkilerinin zayıflamasıyla yaşam işlevselliğinde bazı bozulmaların oluştuğunun da bir göstergesi.

İnsanlar sosyal yaşamdan zamanla kendini izole ederek, sosyal medyaya bağımlı hale geliyor.

Sosyal medya bağımlılığı

Sosyal medya kullanım süresi arttıkça kişinin yalnızlık düzeyi de artıyor.

Sosyal medya yalnızlığı

Son olarak Bodrum’da yaşanan bir olay insanların yalnızlığını da gözler önüne serdi. 5 yıldır kendisinden haber alınamayan Çetin Akıncı’nın (68) cansız bedeni yatağında bulundu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2020 verilerine bakıldığında da insanlar her geçen gün daha da yalnızlaşıyor.

TÜİK verilerine göre Türkiye’de 2008 yılında 4 kişi olan ortalama hane halkı büyüklüğü, 2020’de 3.30 kişiye düştü.

“İstatistiklerle Aile, 2020” raporuna göre en kalabalık aileler (ortalama 5.75 kişi) Şanlıurfa’da. Ortalama hane halkı büyüklüğünün en düşük olduğu il ise 2.61 kişi ile Çanakkale.

Bir yılda 400 bin kişi daha yalnız yaşamaya başladı

Raporda öne çıkan başlıklardan biri de yalnız yaşayan insanlar.

Yalnız yaşayan fertlerden oluşan “tek kişilik hane halkı oranı”, 2006’da yüzde 6, 2014’te yüzde 13.9 ve 2019’da yüzde 16.9’du. Bu oran, 2020’de yüzde 17.9’a yükseldi.

Sadece eşlerden, eşler ve çocuklardan veya tek ebeveyn ve çocuklardan oluşan “tek kişilik hanelerin” sayısı ise 16 milyonun üzerine çıktı. Bu sayı, 2019’da 15.6 milyondu.

Sosyal medya bağımlılığı

Yalnız yaşayan her 100 kişiden 12’si yoksulluk sınırı altında.

Yalnız yaşayan her 100 kişiden 12’si yoksulluk sınırı altında

“İstatistiklerle Aile, 2020” raporu altında açıklanan, 2019’a ait gelir ve yaşam koşulları araştırması sonuçlarına göre:

–  Tek kişilik hane halklarının yüzde 12.3’ü,
–  Çekirdek ailelerin yüzde 20.3’ü,
–  Geniş ailelerin ise yüzde 27.7’si yoksulluk sınırının altında yaşıyor.

Verinin tutulmaya başlandığı 2011 yılı ile karşılaştırırsak:

–  Tek kişilik hane halklarının yüzde 10.5’i
–  Çekirdek ailelerin yüzde 20.5’i
–  Geniş ailelerin ise yüzde 32.3’ü yoksulluk sınırının altında yaşıyordu.

Bu durum sadece Türkiye’ye özgü değil. ABD başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde de yalnızlık artıyor. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre 45 yaş üstü yetişkinlerin yüzde 35’i kronik yalnızlık çekiyor. Bunların yüzde 20’si de bu duruma son 10 yılda düşmüş. Amerika nüfusunun yüzde 20’si yalnızlık nedeniyle mutsuz.

Türkiye’de Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Dergisi’nde yayınlanan genç yetişkinlerle yapılan bir araştırmaya göre, sosyal medya kullanım süresi arttıkça kişinin yalnızlık düzeyi de artıyor. Ayrıca mutluluk ve yaşam doyumu ise azalıyor.

Gün geçtikçe sosyal ağları kullanan bireyler yüksek düzeyde yalnızlık duygusu yaşıyor. Kentleşme süreci ile beraber topluluk kültüründen uzaklaşarak bireyci kültüre evrilmemiz sanal dünyayı; yalnız insanlar açısından daha cazip hale getiriyor.

Sosyal medya bağımlılığı

Pandemide sosyal medyaya sığındık

Aile, arkadaşlık, dostluk, komşuluk ilişkilerinin yerini sosyal medyanın aldığının vurgulandığı araştırmada özellikle yaşadığımız pandemi sürecinde ‘evde kal’an birey yalnızlık, kaygı ve belirsizlik ile baş etmek için sosyal medyaya sığındı.

Yapılan araştırma farklı şehirlerde yaşayan 531 gencin katılımı ile yapıldı. Özellikle yüzde 60.1’i kadın olan katılımcıların yüzde 82.1’i ise bekar. Araştırmadan elde edilen bulgular incelendiğinde erkeklerin sosyal medya bağımlılığı düzeyinin kadınlara oranla daha yüksek olduğu kadınların ise yaşam doyumu ve yalnızlık düzeyinin erkeklere göre daha yüksek olduğu belirtildi.

Bekarlar evlilere göre daha fazla sosyal medya kullanımına ve yalnızlığa sahip. Evlilerin yaşam doyumu ise daha yüksek.

Okumaya devam et

Editör Seçimi

    Copyright © 2021