Bizimle İletişime Geçin

Röportaj

Crystal Palace istedi ama o teklifi geri çevirdi

Celil Sağır

İçindekiler

Crystal Palace, İngilizlerin güçlü ekiplerinden. 1998 yılında İnter Toto Kupası’nda karşılaştıkları Samsunspor’un o dönemki yıldızı Celil Sağır’ı istedi. Ama Celil o teklifi reddetti. Celil Sağır’ın reddette gerekçesi neydi? Cevabı bu röportajın satır aralarında. Keyifli okumalar…

Crystal Palace hikayesi başta olmak üzere Türk futbolunun bir dönemine damga vurmuş Samsunspor’un sembol isimlerinden Celil Sağır ile hikayesini konuştuk. www.kanaldaa.com’a samimi açıklamalarda bulunan Celil Sağır ile sizi baş başa bırakıyoruz.

Futbol topuyla tanışma hikayenizi anlatır mısınız?

Futbolla tanışma hikayemiz sokak futboluyla oldu. 4 yaşında mı 5 yaşında onu bile hatırlamıyorum. O zamanlar biliyorsunuz, sosyal medya falan yoktu. Bilgisayar telefon hiçbir teknolojik aletler yoktu. Ya evde duruyorduk ya da sokakta futbol oynuyorduk. Topla öyle tanıştık.

Futbola kim yönlendirdi?

Kimse yönlendirmedi. O zamanlar 1982 dünya kupası vardı. Televizyonda dünya kupasını izlerken başka yapacağımız bir sosyal aktivite yoktu. Sadece önümüzde bir televizyon vardı, sokak vardı. Televizyonda ve sokakta bizim gözümüze giren futboldu.

İdolüm Maradona’ydı

İdolünüz var mıydı?

Dünya kupasını izlerken Arjantin vardı. Arjantin’de kim oynuyordu. Diego Armando Maradona. O zaman onun koşusu, duruşu, yürüyüşü onu rol model alıyorduk. O zamanlar sokaklarda da o şekilde anılırdık.

Futbolcu olacağınızı ne zaman anladınız ?

Profesyonel olduğumda anladım. Profesyonel olana kadar zaten amatör düşünceyle oynadığımız için tamamen futbolu düşündüğümüz için arkadaşlığı düşündüğümüz için, parayı hiç düşünmüyorsunuz. Hedefim illa profesyonel olmak değildi. Bu işi sevdiğim için, çalıştığım için belli bir yere geleceğime inanıyordum. Ama olmazsa olmazım futbol değildi. Aynı anda okuluma da devam ediyordum. O zamanki şartlar öyleydi. Hani şöyle meşhur bir kelime var; ‘Oku adam ol’ diye. Şimdi veliler çocuklarını ellerinden tutup futbola getirirken o zamanlar bizim velilerimiz de ‘oku, adam ol, öğretmen ol, doktor ol’ derlerdi. Ondan dolayı böyle bir hedefimiz yoktu. Sadece sevdiğimiz ve çalıştığımız için belli bir yere geldik.

Kaç yaşında ve hangi kulüpte profesyonel oldunuz?

18 yaşında profesyonel oldu. Samsun’un semt takımlarından o dönem 3.Lig’de yer alan Kadıköyspor’da profesyonel oldum. Profesyonellikle ilk tanışmam amatör kulüp Yolspor’dan Kadıköyspor’a geçmemle oldu.

Fenerbahçe’de kalıcı olabilirdim

Kariyerinizde verdiğiniz en doğru ve en yanlış karar nedir?

En doğru kararım Samsunspor’a imza atmamdı. En yanlış kararım da Samsunspor’a dönmekti. Fenerbahçe’deydim. Bende o zamanlar inanılmaz bir Samsun sevgisi vardı. Halen de öyle. Samsun ve Samsunspor sevgisi hat safhada zaten. Özellikle Samsunspor’dan giderken başkanımız ‘madem bonservisini ödüyorlar kulüp para kazansın, sen zaten geri dönersin’ demişti. Aslında Fenerbahçe’de kalıcı olabilirdim. Yeteneklerime güveniyordum. Fakat birinci idmanda sakatlanmam, tarak kemiğimin kırılması, bir futbolcu için en ciddi sakatlıklardan biriydi. Onun şanssız bir şekilde başımdan geçmesi, beni biraz ikinci plana itti.

Daha sonra Fenerbahçe’de o ritmi yakalayamadım. Devre arasından sonra oynadığım maçlar oldu. Hatta kendi mevkiimin dışındaki bölgelerde oynadım. Oranın da ekmeğini yedim. O ritmi, havayı yakalayamadım. Samsunspor sevgim ve Samsun özlemim hiç dinmediği için orada kalmadım. Geri geldim. Hayatımın en büyük hatasıydı. Samsun’u ve Samsunspor’u çok iyi yerlerde temsil etme düşüncem vardı. Orada bunu düşünebilirdim. Fenerbahçe’de şampiyon olduk. Şampiyonlar Ligi’nde oynama ihtimalime rağmen ben geri döndüm. Geri dönerek Samsun’u Samsunspor’u Avrupa’da en iyi şekilde temsil etme şansını yitirmiş oldum.

Crystal Palace Celil Sağır

Celil Sağır, Samsunspor’da gösterdiği performansla Fenerbahçe’ye transfer oldu.

Samsun sizin için ne ifade ediyor?

Samsun benim yaşam biçimim. Doğduğum, büyüdüm bir şehir. Hayatımın bütün güzel anılarını burada yaşadım. Bir insan kendi doğduğu şehir için ne hissederse ben de Samsun için onu hissediyorum. Benim ki bir tık daha yukardadır. Samsun Karadeniz’in en güzel şehri. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurtuluş savaşını başlattığı bir şehir. Onunla ayrı bir gurur duyuyorum. İnanılmaz futbolcuların yetiştiği bir şehir. Samsun benim için çok ayrı bir anlam ifade ediyor.

Samsunspor’da sembol olmuş futbolcularla forma giydiniz. O günlerden bahseder misiniz?

Ercan abi, başta olmak üzere İmdat abi, bunlar Türkiye’de kaptanlığın nasıl olması gerektiğini, nasıl yapılacağını uygulamalı göstermiş abilerimizdir. Onların yeri çok ayrıydı. Halen bakıyorsunuz bugün takımlardaki en büyük eksikliklerden biri kaptanlıktır. Takım arkadaşlarına yeri geldiğinde ders vermesi lazım, söylediği sözlerle, kelimelerle, icraatlarla. Yeri geldiğinde yermesi yeri geldiğinde de övmesi lazım. Bunları çok iyi yapan kaptanlarımız vardı bizim. Ercan abi, İmdat abi gibi.

Serkan Aykut’u söylemeye gerek yok. Benim gözümde Türk futbol tarihinin en büyük golcüsü. Bunu kimse inkar edemez. Süper Lig’de Serkan Aykut’un 188 golü vardı. Biz 2005’te küme düşmeseydik, her sezon 20-25 bandında gittiğini düşünürsek şuanda herkesi geçmişti. Penaltı atmamasına rağmen Türkiye’nin birinci golcüsüydü.

A Milli takımda beraber oynadığım Vural. Cenk İşler, burada yetişmeseler bile Tümer, İlhan var. Ertuğrul abiyi biliyorsunuz. Buradan Beşiktaş’a transfer olurken Samsunspor’a inanılmaz paralar kazandıran bir değerdir. Bizde geçmişten bugüne nice değerler yetişmiştir.

İsmail Uyanık, bize Allah’ın bir lütfu

Siz futbolcuyken başkan İsmail Uyanık’tı. İlişkiniz nasıldı?

Şöyle bir espri yapayım. İsmail Uyanık Allah’ın bir lütfudur bize. Efsane olmak kolay değildir. Efsane olmak duruşla olur, bilgi ve birikimle olur. Arkadaşlıkla olur, sahiplenmeyle olur. Parayla olmaz efsane. Türk futbol tarihinde yıllar geçse de halen bir değeri olan isimdir İsmail Uyanık. Ben ondan ne aldım derseniz, inanılmaz bir duruş,

Oynadığınız dönemin futboluyla bugünün futbolunu kıyaslar mısınız?

Bizim zamanımızda top tekniği daha yüksek oyuncular fazlaydı. Sokak futbolunun geldiği noktayı anlatıyorum. O zamanlar sokak futbolu olduğu için top tekniği iyi olan oyuncular seçilirdi. O zamanki eksiklikte fiziksel ve kondisyondu. Şimdi futbol bilimiyle uğraşan teknik adamlarımız analizler yapıyor, her zaman koşu mesafesine bakıyorlar. O zaman ne kadar koşuluyordu, şimdi ne kadar koşuluyor. Şuan en az iki üç katı mesafe koşuluyordur. Şimdi günümüz futbolunda ikisini bir götürüyorlar. Özellikle Avrupa’da.

Oynadığınız dönemin futbolcularıyla bugünün futbolcularını kıyaslar mısınız?

Mantalite farkı var. Bizim zamanımızda vizyon, misyon diye bir şey yoktu. Biz tamamen spontane yaşıyorduk. Çekirdek bir ailemiz vardı. Onlarla birlikteydik. Hatta her zaman söylüyorum, İnter Toto Kupasına katıldık. Werder Bremen ve Crystal Palace ile oynadık. Hatta Crystal Palace beni ve Vural’ı istedi. Başkanımız o dönem geldi ‘İngiliz ekibi sizi istiyor. Ne diyorsunuz’ dedi. Ben, ‘Başkanım ben Kavak’tan dışarı çıkamıyorum, nasıl gideceğim’ demiştim. Bizim böyle bir vizyonumuz yoktu. Böyle bir cesaretimiz yoktu. Böyle bir amacımız yoktu. Şimdiki nesil kendini ço5k iyi yetiştiriyor. Hem futbolunu hem de vizyonunu geliştiriyor. Hedef koyuyor kendine.

Çalıştığın teknik direktörler içinde senin için en önemlisi kimdi?

Benim için en önemlisi Gigi Multescu’ydu. Çünkü 18 yaşında 3.Lig takımından bir futbolcuyu alıyorsun, gözün kapalı oynatıyorsun. Takıma monte edip inanıyorsun. Samsunspor gibi değerli bir takım, Süper Lig’de isim yapmış, ilk 5 içerisinde oynayan takım içerisine gencecik bir çocuğu kimseye sormadan oynatıyorsun. Bu çok önemli. Yeni nesil hocalara da bunu tavsiye ederim. Korkmasınlar. İnandığınız gençleri takıma monte edin. Onun için Multescu’nun yeri bende ayrı. Sadece bana değil, Serkan Aykut’a, Vural’a güvendi.

Teknolojinin, sosyal medyanın, futbola, futbolculara etkisi için yorumunuz nedir?

Çok fazla. İyi kullanırsan iyidir. Bizim zamanımızda cep telefonu yoktu. İnternet yoktu. Bu kez ne yapıyorduk, sadece futbola odaklanıyorduk. Antrenman, maç  sonrası ailemizin yanına gidiyorduk. Şimdiki neslin hata yapma şansı çok fazla. Özellikle telefon gece yarılarına kadar ellerinde. Bu nedenle göz yorgunluğu oluyor. Bu futbolcu için çok tehlikeli. Ancak teknoloji doğru kullanılırsa iyi. Ben ülke futbolumuzdaki sporcularımızın doğru kullandığına inanmıyorum.

Crystal Palace

Crystal Palace ile İnter Toto kupasında karşılaşan Samsunspor rakibini her iki maçta da mağlup etti.

Futbolcular sosyal medya hesaplarının yönetimi konusunda destek almalı mı?

Mutlaka. Zaten destek alanlar bir yerlere geliyor.

Futbol-para-profesyonellik-duygu ilişkisine dair ne söylemek istersiniz?

Bizim zamanımızda duygusallık ön plandaydı. Özellikle bu işin içine para girdiğinde orada profesyonellik başlıyor. Biz milli takımda bile duygularımızı üst seviyede yaşayan insanlarız. Ancak Avrupa’da bu yoktur mesela. Orada profesyonel olarak yapıyorlar bu işi. Biz de duygusallık ve para ikisi bir arada olmuyor. Sıkıntı oluyor. Bizdeki eksiklik profesyonellik.

Futbolu bırakınca futbolun içinde aktif görev almayı düşünmediniz mi?

Düşündüm. Şartlar el vermedi. Günümüzde siyaset futbolun içine çok girdi. Bir tarafın adamı olunca öteki tarafta tu kaka oluyorsun. Bir tarafın adamı olmak zorundasın. Dava adamlığı yerine bir tarafın adamı olmak zorundasın. Biz dava adamlığını seçtiğimiz için kendi düşüncemize uygun kişileri bulamadık, ortamı oluşturamadık. Ondan dolayı futbolun içinde çok kalmak istememe rağmen beceremedik.

Celil Sağır Futbol Akademisi’ni neden açtınız?

Bunu yapmamdaki en büyük neden gençlere kendi tecrübelerimi aktarmak. Ben sokak futbolundan geldim. Buradaki hedefimiz sokak futboluyla modern futbolu birleştireceğimiz ortam sağlamak.

Yorum Yap

Yorum Yap覺n

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Editör

Röportaj

Yakup Özden : Futbol oynamak, futbolcu olmak hayalimizdi

Ampute futbolu

Yakup Özden ile Ampute Futbolu üzerine sohbet ettik. Nasıl sakat kaldığından bugün geldiği noktaya kadar her konuya cevap verdi.

Yakup Özden kimdir ?

Samsun Bedensel Engelliler Spor Kulübü Başkanıyım. 1960 doğumluyum. Evli ve 3 çocuk babasıyım. Küçük yaşlarda geçirdiğim bir kaza sonucu sakat kaldım.

Yaşadığınız kaza nasıl oldu?

İlkokula gidiyordum. Okuldan çıkıp eve geldim. Üstümü değiştirip top oynamak için dışarıya çıktım. Eksiden Piazza’ya giden yol üzerinde mezbahane vardı.

Onun yanında da at yarışlarının deve güreşlerinin yapıldığı bir alan vardı. Oraya da TIR’larla at getirmişlerdi. Biz de sahaya top oynamaya gitmeden önce onları izliyorduk.

O sırada Çarşamba tarafından gelen tren düdüğünü öttürünce atlar ürktü. Ben de korkup ters tarafa doğru kaçtım. Karşı taraftan gelen kamyonun altında kaldım. Sonra ayağımız kesildi.

Ampute futbolu

Kazadan sonra hayata bakışınız değişti mi?

7 yaşına kadar sokakta koşuyorsun, okula gidiyorsun. Arkadaşlarında top oynuyorsun. O yaştan sonra sakat kalıyorsun. Bir yıl evden dışarı çıkmadım.

Sonra arkadaşlarımın eve gelip gitmesi ile yavaş yavaş dışarıya çıkmaya başladım. Tekrar tek bacağımda arkadaşlarımla birlikte futbol oynamaya başladım. Belki de amatör liglerde tek bacağı ile futbol oynayan tek kişi Yakup Özden olarak benimdir.

Futbol oynamak, futbolcu olmak, antrenörlük yapmak, kulüp başkanı olmak hayalimizdi. Basamak basamak hepsini yaparak bugünlere kadar geldik.

Yakup Özden ampute futbolunun doğuşunu anlattı.

Samsun’da Ampute Futbol Takımı ne zaman kuruldu?

Samsun’da ilk ben kurmuştum. Tabi o zaaman Ampute değil ‘Koşar Futbol’ deniyordu. Parmağı olmayan, eli olmayan, ayağı olmayan bir spordu.

Bizim sayemizde basının aracılığıyla ‘Koşar Futbol’ tüm Türkiye’ye yayıldı. Sonra dünyada bir Ampute futbolu diye bir şey ortaya çıktı. Bir gün beni GATA’dan aradılar ve Ankara’ya davet ettiler. Ben de GATA’ya gittim. Gazilerimiz var. Onların spora teşvik etmek için…

Yakup Özden : Spor sayesinde insanlar hayata bağlandı

Bana Ampute futbol var, siz de Koşar Futbol diyorsunuz. Bu ikisini harmanlayabilir miyiz? Tamam dedik ve şöyle oldu. Dedi ki; kolu olmayanlar kaleci olsun, ayağı olmayanlar futbolcu olsun. Türkiye’de bu şekilde Ampute futbolunu kurduk. Türtiye’de Ampute futbolu kuran kişiyim. Gururluyum.

Daha önce evlerinde çıkamayan engelli arkadaşlarımız, kardeşlerimiz bu spor sayesinde hayata tutundu. Kendileriyle barıştı. Hayata bağlandılar. İş sahibi oldular, aile sahibi oldular.

Ampute futbolu

Kaç sporcunuz var ?

250 sporcumuz var. Samsun’da ilçelerimizle birlikte 150 bin engelli vatandaşımız var. İnsanlarımızı spor yapmaya çağırıyoruz. Sadece futbola değil, tüm branşlara. Tabi çogu gelmek istemiyor.

Samsun’da Ampute Futbol Takımı’nın durumu nasıl?

5 yıl öncesine kadar Türkiye’de bir numaraydık. Ancak kulüplere yardım yapılmıyor. Sporcularımız da büyük takımlara transfer oluyor. Elimizdeki oyuncuları tutamıyoruz. Böyle olunca da Samsun olarak pek iyi durumda değiliz.

Ampute Milli Takım hatıralarınızdan bahseder misiniz?

Yine Ankara’da toplandık ve milli takım için ne yapabiliriz diye konuştuk. Türkiye’deki tüm engelli sporcuları Antalya’ya davet ettik. 40-50 kişi geldi. Antalya’da 2 ay kamp yaptık. Seçmeler yapıldı ve sayıyı 22 kişiye indirdik. Milli takım kuruluşu böyle başladı. İlk defa kurulan milli takım, dünya üçüncüsü oldu.

İyi ki sporcu olmuşum dediğin an oldu mu?

İyi ki sporcu olmuşum, iyi ki engelli olmuşum. Engelli olmasam kim bilir ne olacaktım.

Engelli sporcular destek görüyor mu?

Yeterli desteği gördüğümüzü söyleyemeyeceğim. Bakın Samsun spor kenti diyoruz. Ama Samsun’da engelli spor kulüpleri kapandı. Maddiyatsızlıktan faaliyetlerini durdurdu. Destek olsa daha çok engelli kardeşimize dokunabiliriz.

Okumaya devam et

Röportaj

Lütfi Pirinç : Adana Kebap kırmızı çizgim

Lütfi Pirinç

Lütfi Pirinç, ‘Kanaldaa’ Youtube kanalı ‘Anlat İşini’ programına konuştu. Adana Kebap yapmanın püf noktası nedir? Neye dikkat etmek gerekir? Bu işe nasıl başladı?

Lütfi Pirinç, “Önce işime sonra eşime aşığım” diyerek meslekteki 40 yılını anlattı…

Sizi tanıyabilir miyiz?

1971 Şanlıurfa Siverek’te doğdum. Adana’da büyüdüm.

Sizin hikayeniz nerede ve nasıl başladı ?

Küçüklüğümde, 1980’li yılların başlarında çok hayta bir çocuktum. Ele avuca gelmeyen , rahat durmayan, düz duvara durmayan bir çocuktum. Buna istinaden rahmetli amcam, babam ve dayımla konuşmuş. ‘Bunu durdurabilmek için ne yapalım’ diye. O zaman işte beni lokantacılar odası başkanı ve dönemin en iyi ustalarından Nuri Usta’nın yanına verdiler beni. Orada iş başı yaparak kebapçılık serüvenimiz başladı.

Adana Kebap

Lütfi Pirinç, ekip ruhunun önemine de değindi.

Kebapçılık serüveniniz kaç yaşında başladı?

14 Şubat 1983’te. Hiç unutmam o tarihi. Aşkla sevgiyle başladık. Neredeyse 40’ncı yıla gireceğiz.

Her sabah kalktığımda aynı heyecanla işe başlıyorum. Bir müddet komilik yaptım.

Sonra ‘komilik bana göre değil’ diyerek bulaşık yıkamaya geçtim. Bir kaç gün bulaşık yıkadıktan sonra o zaman mezeci ustamı da takip ediyordum.

Bıçağı nasıl kullanıyor, domatesi soğanı nasıl doğruyor takip ediyordum. Bunları bir film sahnesi gibi gözümün önüne getire getire akşamları evde tatbik ediyordum.

Bir gün aldığım yevmiye ile gittim kasaba. 100 gram kıyma aldım. Bir tane de şiş aldım. Adana saplamayı öğreneceğim. Sabaha kadar uyumadan onu öğrendim.

Her zaman söylüyorum; bu işim olmasaydı ben bugün olmazdım. Lütfi usta olmazdım.

Adana Kebap

İlk kebabınızı ne zaman yaptınız ?

1985 yılının ortalarıydı. Onu da aileme yedirdim.

Kebap üretiminin bir reçetesi var mı?

Günümüzde herkes bir reçete çıkarabilir. Ancak bunun en önemli reçetesi anlamak, anlamak, anlamak…

X bir kişi geldi, ‘bana tarif et’ dedi. Tarif edersiniz o da sizi çok iyi anladı. Lakin tatbike geldiğinde bunu yapamayacaktır.

Çünkü Adana yapmanın, et işlemenin özelliği şudur; Güzel bir tezgah, bıçak, zırh, satırı olmalı.

Zırh dediğimiz el kıyması dediğimiz alet mutlaka olmalı. Bu olmadığında makineden çektiğiniz kıyma ile yaptığınızda bildiğiniz köfte yersiniz.

Şiş köfte olur. Reçete olarak baktığınızda, 20 gram tuz, 10 gram biber gibi bunları söyleyebiliriz. Ama önemli olan eti işlemek.

Adana Kebap

Lütfi usta, Adana kebap için eti iyi işlemek gerektiğini anlattı.

Eti kasaba giderek kendim alırım…

Bu detay isteyen bir şey, Belki bana deli diyecekler ama olsun desinler. Ben zaman zaman etle konuşurum. Ciddiyim. Etleri kasaba gidip kendim alıyorum. Eti işliyorum. Etlerin besisi ile alakalı; yağlı olur yağsız olur…

Bunu dengelemek lazım. Bilimsel olarak gramaj olarak söyleyebilirsiniz. Tatbik olarak kötü bir sonuçla karşı karşıya gelebilirsiniz. Önce o eti anlamak gerekir. Aldığınız etin yağ oranını besi oranını bilmeniz gerekiyor.

Bunları bilmediğiniz, anlamadığınız zaman ne olabilir; Adana kebap üzerinden konuşarak, dökülebilir, lezzetli olmayabilir, yağlı olabilir.

Bu ayar çok önemli. Bir de etin arasındaki sinirleri almak gerekiyor. Almazsanız, kebap parçalanır, sert düşebilir artı aradığınız lezzeti alamazsınız.

Adana Kebap

Favori kebabınız hangisi ?

Bütün kebaplar favoridir. Ancak benim favorim Adana. Benim ona farklı bir bakış açım var. Aşkla bakıyorum ben ona.

Buna inanmayacaksınız belki ama Adana kebaba bakınca benim içimde kabarma başlıyor. Adana benim için kutsaldır.

Kırmızı çizgimdir. Ben işime aşık ir adamım. Önce işime sonra eşime aşığım. Neden? İşim olmasaydı eşimle evlenemezdim.

4 çocuğum olmazdı. Evim, arabam olmazdı. Yaptığınız iş ne olursa olsun severek ve aşkla yapmalısınız.

Okumaya devam et

Röportaj

Saffet Emre Tonguç : Rüzgarın aşk ettiği şehir

Saffet Emre Tonguç, Büyükşehir Belediyesi’nin dijital yayın organı ‘Samsun E-Dergi‘ye Azerbaycan’ın başkenti Bakü’yü yazdı.

Seyahat yazarı Saffet Emre Tonguç kaleminden Rüzgarın aşk ettiği, ışıkların raks ettiği şehir Bakü…

Samsun E-Dergi’ye özel  

Bakü’ye Azerice “Bakı” deniyor ve “Rüzgarlı Şehir” anlamına geliyor. Özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bağımsızlığını kazanan Azerbaycan; sınırları içinde bulunan petrol ve doğalgaz rezervleri sayesinde büyük bir gelişim yaşıyor. İşte Azerbaycan’ın başkenti Bakü…

Modern ve çok iddialı mimariyle yapılan binalar şehrin siluetini değiştiriyor. Bakü’nün merkezinde ve yakın çevresinde tarihi binalara uyum sağlamak amacıyla hemen hemen tüm binalar benzer üslupla ciddi bir restorasyon içinde.

En büyük, en uzun, en görkemli mantığı ile yapılan yerler Bakü’yü bir başka etkiliyor. Geceleri ayrı bir güzelliğe bürünen başkent Bakü’nün gerek tarihi taş binalarının gece aydınlatmalarına, gerekse de geniş bulvarların, parkların, gökdelenlerin ışıkla danslarına bayılacaksınız.

Bakü’yü üç ana bölüme ayırmak mümkün; İçeri Şehir (eski Bakü), Sovyetler Birliği zamanının Bakü’sü ve yeni şehir.

Bakü

İçeri şehir

Özellikle yerel halk tarafından “Köhne Şehir” olarak adlandırılan İçeri Şehir; Orta Doğu’nun en eski meskenlerinden biri. Ayrıca kazılar Paleolitik dönemden itibaren yerleşim yeri olarak kullanıldığını gösteriyor. Aralık 2000’de sınırları içinde yer alan Şirvanşahlar Sarayı ve Kız Kalesi ile birlikte UNESCO tarafından Dünya Mirasları arasına alınmış.

Kız kulesi

Kız Kulesi de deniyor Kız Kalesi de. Eski bir Zerdüşt Tapınağı olduğu düşünülen, çağlar boyunca deniz feneri, savunma kalesi ve rasathane olarak kullanılan Kız Kulesi; 12. yüzyılda inşa edilmiş. İçeri Şehir’in güneydoğu bölümündeki 1. katta duvar kalınlığı 5 metreyi bulan, 8 katlı kulenin her katı yоntma taşlarla yapılmış.

Bunun dışında; kalenin altından Şirvanşahlar Sarayı’na bir geçit olduğu söyleniyor.

Kulenin tarihi için çok ilginç bir ayrıntı var: Kız Kulesi’nin üstten görünümü Arapça’ da Allah’ın 94’üncü ismi “El Bâki” biçiminde. Bu da şehrin özgün adını hatırlatıyor.

Kız Kulesi’nin Hikâyesi…

Bir efsaneye göre o zamanlar Hazar Denizi’nin sularına kavuşacak kadar kardeşmiş kule ve sular. Kulede erkek kardeşi tarafından hapsedilen bir kız yaşarmış.

Ayrıca kutsak kız çok mutsuzmuş ve bu hapis hayatının azabına dayanamamış… Günün birinde kendini kaleden Hazar Denizi’nin şefkatli kollarına bırakmış.

Bu yüzden Kız Kulesi olmuş adı. Bir başka söylenti de hiçbir zaman düşmanlar tarafından ele geçirilemediği için bu adın verildiği.

Üçüncü bir görüşe göre de  önce adı ‘Göz Kalesi’ymiş, zamanla ve söylene söylene değişip ‘Kız Kulesi’ şeklini almış. Özellikle son yıllarda kale ve arkasındaki meydanda her yıl Nevruz Bayramı şenliklerinin yapılması gelenek olmuş.

Bakü

Kız Kalesi.

Devlet Bayrağı Meydanı

2010 yılında açılan Devlet Bayrağı Meydanı; Azerbaycan halkının birlik ve bütünlüğünü simgeleyen 162 metre yüksekliğindeki bayrağın bulunduğu meydan. Özellikle “En uzun bayrak” rekorunu kırarak Guinness Rekorlar Kitabı’na geçmiş. Bayrağın boyu 35 metre, eni 70 metre, toplam alanı 2450 metrekare, ağırlığı ise yaklaşık 350 kilogram.

Kristal Palas

Hazar Denizi’nin kıyısında yapılan Kristal Saray, muhteşem görkemiyle çok fonksiyonlu kapalı bir arena.

Kapasitesi 25 bin kişi. Kristal Saray’dan geceleri gökyüzüne doğru yükselen lazer ışınları olağanüstü bir görüntü oluşturuyor. Ayrıca yüzeyindeki ışıklandırma da koca yapıyı devasa bir kristale dönüştürüyor. Ayrıca Eurovision Şarkı Yarışması da Kristal Saray’da yapılmıştı.

Şehitlik

25 Mayıs-17 Kasım 1918’deki Kafkas Harekatı’nda Türk-Kafkas Ordusu 15 Eylül 1918’de Bakü’ye girmiş, Azerbaycan, Karabağ ve Dağıstan’ı düşman işgalinden kurtarmış. Bu savaşlarda şehit olmuş Azeri ve Türk askerlerinin defnedildiği bu yere Şehitler Hiyabanı adı verilmiş. 1130 Türk askerinin isimlerini 1999’da açılan anıtın üzerinde görebilirsiniz. Günümüzde hala protokol karşılamalarında kullanılıyor bu şehitlik. Buraya kolay ulaşılabilmesi için sahilde füniküler de inşa edilmiş. Şehitliğin yanına bir de cami yapılmış. Adı Şehitlik Camii. Azerbaycan topraklarını savunurken şehit olan Türk askerlerinin anısını yaşatmak için Türk Diyanet Vakfı tarafından inşa edilmiş.

Nizami Caddesi

Azeri şair Nizami Ganjavi’nin adı ile anılıyor. Araç trafiğine kapalı yaklaşık 3,5 kilometrelik bir cadde. Cadde boyunca neredeyse tüm Türk ve uluslararası markalara rastlamanız mümkün.

Tam bir piyasa yeri yapmışlar burayı. Ayrıca ciddi bir sosyal yaşam merkezi olmuş. Büyük alışveriş merkezleri ve mağazalar, restoran ve kafeler, dinlenme parkları ile İçeri Şehir’ in dışarısında bir Avrupa caddesi yaratmışlar. Işıklandırma caddeyi geceleri de gündüz gibi yapıyor.

Bakü

Saffet Emre Tonguç.

Bakü Bulvarı

Bakü sahil şeridine paralel uzanan Bakü Bulvarı 1909 yılında açılmış. Üstelik geçtiğimiz yüzyılın başında Bakü’deki zengin petrol tacirleri yaşıyormuş burada. Bölge daha sonra Deniz Kenarı Milli Parkı olarak adlandırılarak koruma altına alınmış. Hazar kıyısında bulunan bu bulvar alanının büyüklüğüne göre Paris’te Seine Nehri kıyısındaki parktan sonra ikinci sırada. İlk sırayı almak için kordon kıyı boyunca uzatılıyor. Ayrıca hedefleri dünyanın en büyüğü olmakmış.

Alev Kuleleri

Yeni Bakü’de bir yanda cam kuleler ile dev gökdelenler var diğer yanda klasik ve modern mimari. Dünyanın en büyük otel zincirleri şehirde yerlerini almış bile. Ayrıca şehir merkezindeki Ateş Kuleleri Bakü’nün yeni simgesi artık.

190 metre yüksekliğindeki kompleks ofis, konut ve otel olarak kullanılan 3 kuleden oluşuyor.

En önemli özelliği, 10 bin LED ampul ile kaplanmış dış yüzeylerinde Azerbaycan bayrağından, dans eden alevlere dek türlü ışık oyunlarıyla Bakü akşamlarına muhteşem görüntü katması.

İstanbul – Bakü arası uçakla 2 saat 45 dakika sürüyor. Ayrıca, Ankara – Bakü arasındaki yolculuk süresi 2 saat.

Bununla birlikte İstanbul’dan Bakü’ye otobüs ile de gitmek mümkün. Otobüs yolculuğu yaklaşık 34 saat sürüyor.

Türkiye’den Azerbaycan’a ayrıca tren seferi bulunmuyor.

Okumaya devam et

Editör Seçimi

    Copyright © 2021