Bizimle İletişime Geçin

Gündem

Balık yetiştiriciliği dünyada ve Türkiye’de artıyor

Su ürünleri

İçindekiler

Balık yetiştiriciliği gelişen teknoloji ile birlikte dünyada ve Türkiye’de artan balık yetiştiriciliği, denizlerdeki balık rezevlerinin en önemli alternatifi.

Balık yetiştiriciliği konusunu, gelişen teknoloji ve bilimsel araştırmalarla birlikte geldiği noktayı Sinop Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden öğretim üyesi Doç.Dr.Birol Baki ile konuştuk. Samsun’un Özgün İçerik Platformu kanaldaa.com ekibinin sorularını yanıtlayan Doç.Dr.Baki, su ürünleri alanındaki bu gelişmenin önemine değinerek şunları söyledi…

Balık yetiştiriciliği nedir?

Balık yetiştiriciliği;  kapalı devre sistemlerde veya kuluçkahanelerde anaç-damızlık yönetimi uygulanarak yumurta, larva, yavru elde edilmesi ve sonrasında havuz veya kafesler için uygun boya ulaşan balıkların transfer edilmesi sonrasında ise işletmelerin piyasaya sunmayı planladıkları boy/ağırlığa kadar besleme faaliyeti uygulanan bir üretim şekli. Denizlerde ve iç sularda farklı türlerin yetiştiriciliği yapılmaktadır. Aynı zamanda suyun özelliklerine ve üretim materyallerine göre türün stoklama miktarları değişim gösterebilir. Bu kapsamda balık yetiştiriciliği üretime etki edebilecek tüm etkenlerin kontrol edilebildiği, üretimin planlandığı müdahale edilebilir bir sistemdir.

Teknoloji gelişimiyle birlikte üretim arttı

Balık yetiştiriciliği tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yapılıyor. Bu yöntem sayesinde sofralara yeteri kadar balık ulaşması hedeflenirken bir yandan da ihracata katkı sağlanıyor. Türkiye’nin bu konudaki durumu nedir?

Dünyada ve ülkemizde teknolojinin gelişmesiyle birlikte yoğun bir şekilde su ürünleri üretimi yapılmaktadır. Su ürünleri yetiştiriciliği üretimi, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından tüm gıda sektörleri içerisinde hızlı gelişen ve sürekli büyüyen bir sektör olarak belirtilirken, son 30 yıl içerisinde dünya genelinde yıllık ortalama yüzde 8.8 artış ile 12 kat arttığı ifade edilmektedir (FAO). Yetiştiricilik ile dünyada sonsuz kaynağa sahip olmayan su ürünlerinin sürdürülebilirliği sağlanarak, ortaya çıkan hayvansal kaynaklı protein açığının kapatılması hedeflenmektedir. Aynı zamanda ülkeler için önemli bir ekonomik katkı sağlayan su ürünleri yetiştiriciliği, ülkemizde de 2019 yılı itibariyle alabalık, çipura, levrek, orkinos ve diğer türlerin ihracatından yaklaşık 861 milyon dolarlık değere ulaşmıştır.

Aşırı avlanma sebebiyle popülasyon azaldı

Günümüzde tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yaygın olarak yapılan balık yetiştiriciliğinin denizlerdeki balık rezervleri için önemini anlatır mısınız?

Dünyada su ürünleri üretimi, avcılık ve yetiştiricilik yoluyla yapılmaktadır. Söz konusu üretim, insan tüketimine yönelik üretimin yanı sıra, balık yemi, balık yağı vs. gıda dışı amaçlı kullanıma yönelik üretimi de kapsamaktadır. Avlanma yoluyla balıkçılık, geçmişten günümüze kadar gelen en eski üretim yöntemlerinden birisi. Ayrıca dünyada sosyal ve ekonomik açıdan hala önemini korumakta. Son yüzyılda dünyada gelişen teknoloji, artan nüfus ve hayvansal besin kaynaklarına olan talep su ürünleri kaynakları üzerine olan baskıyı artırmaktadır. Bunun sonucu olarak da kaynaklarının yenilenebilir olmalarına karşın sonsuz olmadıkları gerçeği ile karşı karşıya kalınmıştır.

Aşırı avlanma sebebiyle dünya denizlerinde önemli miktarlarda tür ve popülasyon azalmaları, hatta nesli tehlike altına giren türlerin varlığından bahsedilmektedir. Bu gerekçe ile nüfus artışı ve paralelinde ortaya çıkan hayvansal protein ihtiyacının su ürünleri yetiştiriciliği üretim metodu ile kapatılabileceği belirtilmektedir. Kültür ürünlerinin piyasaya arz edilmesiyle birlikte av ürünlerinin üzerindeki baskı azalacağından, tüketime sunulan avcılık türlerinin popülasyonlarının sürdürülebilir olması sağlanacaktır. Kültür balıklarının tüm yıl boyunca piyasaya sunulma olanağı ile yılın belirli dönemlerinde değil, tüm yıl balık tüketimi sağlanmış olmaktadır.

Dünya su ürünleri üretimi incelendiğinde (2018), 178,5 milyon tonluk üretimin 96,4 milyon tonluk kısmının avcılık yolu ile 82,1 milyon tonluk kısmının ise yetiştiricilik yolu ile sağlandığı görülmektedir.

Balık yetiştiriciliği

Dünya Su Ürünleri Üretim Miktarı (ton) (FAO, 2020)

Gelişen teknoloji ve bilimsel araştırmalarla artık çok daha profesyonel ve bilinçli şekilde yapılan balık yetiştiriciliği faaliyetiyle ilgili bilgi verir misiniz?

Dünyada su ürünleri yetiştiriciliği alanında gelişen teknoloji özellikle üretim alanlarının farklılaşmasına ve üretim miktarının arttırılmasında önemli rol oynamaktadır. Önceki yıllarda su ürünleri yetiştiriciliğinin yavru yakalama-büyütme (belirli stoklama alanlarında büyütme) faaliyeti olarak gerçekleştirildiği düşünüldüğünde, bugün teknolojik gelişimle birlikte kapalı devre sistemlerinde türlerin anaç-damızlık yönetimi ile yumurta, larva, yavru elde edilmesi, beslenmesi ve daha sonra kafeslerde veya havuzlarda büyütülmesi şeklinde gerçekleşen bütünleşik bir üretim faaliyetidir. Tüm bu üretim faaliyetlerinde yavru ve hasatlık balık üretiminde en son teknolojiyle üretilen yemler ile besleme faaliyeti yürütülmektedir. Yine aynı zamanda önceki yıllarda problemler yaşanan denizlerin sığ koy ve körfezlerinde yapılan balık üretimi, yönetmelik değişiklikleri ile açık denizlerde ve en az etkileyecek sahalarda (Derinlik <40m, Kıyı mesafe <1250 m) gerçekleştirilmektedir.

Türkiye’de 2020 yılında 421 bin ton üretim

En çok nerede uygulanıyor?

Dünyada 2018 yılı rakamları incelendiğinde; 82.1 milyon tonun, 51.3 milyon tonu iç sularda, 30.8 milyon tonu ise denizlerde yetiştirilmiştir. Dünyada 47.6 milyon ton ile en fazla su ürünleri üretimi gerçekleştiren ülke olan Çin üretiminin 29.6 milyon tonunu iç sulardan, 18 milyon tonunu ise denizlerden sağlamaktadır. Ülkemizde ise 2020 yılı üretim miktarları incelendiğinde; 421 bin 411 tonluk üretimin, 293 bin 175 tonu denizlerde, 128 bin 236 tonu ise iç sularda gerçekleşmiştir.

Yetiştiricilik, toplam balık üretiminin ne kadarını oluşturuyor?

Dünyada 2018 yılı rakamlarına göre, yetiştiricilik üretimi toplam üretimin yüzde 45.99’unu sağlarken, Ülkemizde ise 2020 yılı yetiştiricilik üretimi toplam üretimin yüzde 53.63’ünü oluşturmaktadır.

En çok hangi balık türleri yetiştiriliyor?

Ülkemiz denizlerinde levrek (Dicentrarchus labrax) ve çipura (Sparus aurata), içsularda ise alabalık (Oncorhynchus mykiss) en fazla üretimi yapılan balık türleridir (Şekil 2). 2020 yılı üretim miktarlarına göre levrek 148.907 ton, çipura 109.749 ton ve alabalık 127.905 ton üretilmiştir.

Balık yetiştiriciliği

Ülkemizde en fazla üretim yapılan türler (TUİK, 2021)

Balık yetiştiriciliğinin ihracat açısından önemi nedir?

Son yıllarda kültür balıkçılığında üretim alanlarının artması ile faaliyet gösteren işletme sayısı ve üretim kapasitelerinde gözlemlenen artış, ihracat değerlerini de 1 milyar doların üzerine çıkmasını sağlamıştır. Özellikle son yıllarda Karadeniz’de üretim miktarında artış göstermekte olan Türk Somonu ile levrek, çipura ve orkinos satışının 100’e yakın ülke pazarında 2020 yılı itibariyle ihracatının 1 Milyar 63 milyon dolara ulaştığı görülmektedir. Dış ticaretin yaklaşık %70’inin Avrupa, %25’inin Asya pazarında yer bulduğu belirtilen türlerin farklı ürün çeşitliliği ile farklı pazarlar yolu ile ihracat rakamlarının artacağı öngörülmektedir.

Doğaya zararı var mı?

Kültür balıkları üretiminde sistemlerin kurulu olduğu bölgelerde kirlilik yarattığı düşüncesi oluşmuş durumdadır. Yetiştiricilik sektörü bu olumsuz düşüncenin ortadan kalkması için yoğun çaba göstermektedir. Üreticilerde üretimde olumsuz durumlar yaşamamak için özellikle yaşam alanlarına uzak bölgeleri tercih etmektedir. Aynı zamanda kentsel ve endüstriyel kirletici etkenlere ve kıyı kullanımında farklı sektörlerle çatışma yaşanmaması için çoğunlukla yerleşim yerlerine uzak bölgelerde üretim yapmaktadır. Su ortamında yapılacak herhangi bir aktivitenin doğal ortama belli ölçülerde etki yapması kaçınılmazdır. Bu etkinin çevre parametreleri ve doğal canlılar üzerinde gerçekleştiği genel kabul görmektedir. Bu nedenle yapılacak faaliyetin öncelikle hangi faktörleri etkiyeceği belirlenmelidir.

Faktör ve etki düzeyleri, aynı zamanda izleme faaliyetlerini ve kriterlerinin üst limitlerini belirleyecektir. Bu nedenle sürdürülebilir yetiştiricilik faaliyetleri için belirli kriterlerle sınırlandırılmış üretim modelleri uygulanmaktadır. Bu model standart bir model olmamakla birlikte, üretim alanının tüm özellikleri temel alınarak değerlendirilmelidir. Üretim alanı için maksimum taşıma kapasitesi hesaplanarak hiçbir koşulda belirlenen kapasitenin aşmaması için gerekli önlemler alınmalıdır. Üretim faaliyetlerinde doğal ortamının bertaraf edeceği yükün aşılması halinde kümülatif olarak yetiştiriciliği de etkileyen daha büyük sorunlara sebep olacağı bilinmelidir.

Yetiştiricilik yoluyla üretilen balık ile avcılık yoluyla elde edilen balığın arasında besin değeri açısından bir fark var mı?

Yapılan birçok bilimsel çalışma, avcılık ile elde edilen doğal balıklar ile kültür balıkları besin değerleri açısından toplumdaki algının tersine farkın önemli olmadığı yönündedir. Özellikle yağ değerleri bakımından yüksek olduğu söylenebilecek kültür balıklarının, Omega-3, protein ve mineral madde bakımından zengin olduğu yine yapılan çalışmalarda belirtilmektedir. Kültür balıklarının isteklerine uygun olarak hazırlanan ve içeriğinde balık unu ve balık yağı gibi hammaddelerin yer aldığı yemler ile, sınırlandırılmış alanlarda (kafes, havuz, tank gibi) beslenen balıklar, doğal balıklar gibi sınırsız yaşam alanında enerji harcayamadığı için, yem ile almış oldukları enerjiyi çoğunlukla büyümeye harcarlar. Bu nedenle aynı yaşta olan doğal ve kültür balığı arasında fiziksel farklılık olmaktadır. Sonuç itibariyle avcılık yolu ile elde edilen balıklar ile kültür balıkları arasında besin değeri açısından fark yoktur. Halkımız üreticisi, üretim yeri, verilen yemi ve üretim şekli belli, sağlıklı bir hayvansal gıda olan kültür balıklarını gönül rahatlığı ile tüketebilirler.

Türkiye’de balık yetiştiriciliği yapan kaç işletme var?

Ülkemizde 2019 yılı itibariyle toplam 522 bin 772 kapasiteye sahip 2 bin 127 adet işletme bulunmaktadır. Bu işletmelerin 434 tanesi (Kapasite: 306.229 ton) denizlerde, 1.693 tanesi (Kapasite: 216.543 ton) ise iç sularda faaliyet göstermektedir.

Su ürünleri yetiştiriciliği ülkemizde ne zamandan bu yana yapılıyor?

Ülkemizde su ürünleri yetiştiriciliği, 1970 yılında tatlı sularda yapılan yetiştiricilik ile başlamış olup, 1980’li yılların ortalarından itibaren denizlerde de başlayan yetiştiricilik faaliyetleri ile devam etmiştir. Günümüzde tatlı suda alabalık ve sazan; denizde alabalık, levrek, çipura, orkinos, midye ve alternatif türlerin yetiştiriciliği yapılmaktadır. Düzenli verilerin oluşmaya başladığı 1986 yılından 2020 yılına kadar olan su ürünleri yetiştiriciliği üretimi aşağıdaki şekilde verilmiştir.

Teknoloji

Türkiye Balık Yetiştiriciliği Üretimi (ton) (TUİK, 2021)

Son yıllarda sanayileşme hareketlerine paralel olarak artan kirlenme, bilinçsiz ve aşırı avcılık nedeniyle yeterli ve istenen düzeyde su ürünleri elde edilememesi yetiştiriciliğin önemini artırıyor mu?

Su ürünleri stokları birçok faktörün etkisi ile azalma eğilimindedir. Dünyada avcılık ürünlerinin artmayacağı öngörüldüğünden, özellikle nüfus artışının etkisi ile ortaya çıkan hayvansal protein açığının su ürünleri yetiştiriciliği yolu ile kapatılması düşünülmektedir. Dolayısıyla sağlıklı gıda balık için öngörülen üretim artışı yolu, üretime uygun olan türlerin belirlenmiş uygun alanlarda yetiştiriciliğidir.

Su ürünleri yetiştiriciliğindeki gelişen teknoloji

Dünyada su ürünleri yetiştiriciliğinde gelişen yeni teknoloji ve ekonomik gelişmeler, Türkiye’de de su ürünleri yetiştiriciliğine önemli bir ivme kazandırdı mı?

Su ürünleri yetiştiriciliği sektöründeki yeni teknolojik gelişmeler, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de etkisini göstererek önemli bir noktaya ulaşmıştır. Dünyadaki bu gelişmeler aynı zamanda ülkemizde bulunan tedarikçi firmaların uluslararası pazarlarda yer almasını sağlayarak, dünya söz sahibi olmaya başladığını görmekteyiz. Hem ülkemizde hem de dünyanın başka alanlarında bu yatırımların gerçekleştirilmesini görmek, ülkemizin su ürünleri yetiştiriciliği sektörü olarak gelişimin geldiği nokta açısından gurur vericidir.

İlk yıllarda, yetiştiricilik çalışmaları daha çok hangi balık üzerinde yoğunlaşmıştı, bugün  hangi balık türleri öne çıkmakta?

Türkiye’de yapılan ilk yetiştiricilik faaliyetleri içsularda ırmaklarda küçük ölçekli alabalık üretimi şeklindeydi. Daha sonraki yıllarda yine küçük boyutlu ahşap-duba kafeslerde yakalama-büyütme faaliyetleri ile levrek ve çipura balıkları yetiştiriciliği yapılmaktaydı. Günümüzde ise hem içsularda hem de denizlerde çoğunlukla modern tesislerde üretim faaliyetleri uygulanmaktadır. Ülkemizde yetiştiricilik sektörünün tabi olduğu yasal mevzuatların günümüz koşullarına uygun hale getirilme çalışmaları ile üretim belirli standartlara ulaşmıştır. Bugün itibariyle iç sularda alabalık üretimi, denizlerde ise yoğun olarak levrek, çipura, orkinos, sarı kuyruk üretimleri ile bu türlerin yanında alternatif türler ile midye üretimi de yapılmaktadır.

Ülkemizde hangi tür balıklar hangi bölgelerde yetiştiriliyor? En fazla hangi bölgede yetiştiriliyor?

Denizlerde yapılan kültür balıkçılığı yoğun olarak Ege Denizinde (Muğla, İzmir ve Aydın) yapılmaktadır. Deniz kafes sistemlerinde yapılan üretimde levrek ve çipura balıkları öne çıkarken, orkinos, sarı kuyruk ve mercan türlerinin yetiştiriciliği yapılmaktadır. Ege Denizinde potansiyel su ürünleri yetiştiriciliği alanlarının sınırlı kalması sonrasında, Karadeniz’de uygun sahalarda kültür balıkçılığı açısından yoğun ilgi gösterilmektedir. Bölgede özellikle son yıllarda Türk Somonu olarak isimlendirilen kiloluk alabalık üretimi artış göstermektedir. Ayrıca deniz kafes sisteminde levrek üretimi de yapılmaktadır. İç sularda (Baraj, göl, akarsu) ise büyük çoğunlukla alabalık üretimi yapılmaktadır. 2019 yılı verilerine göre iç sularda en fazla üretim yapılan iller ise Elazığ, Muğla ve Artvin’dir.

Balık yetiştiriciliği

Balık yetiştiriciliği 2019 yılı verilerine göre iç sularda en fazla üretim yapılan iller Elazığ, Muğla ve Artvin’dir.

Yılda kaç ton balık yetiştiriliyor? Ne kadarı ihraç ediliyor?

2019 yılı üretim miktarları ve ihracat verileri incelendiğinde; 373.356 tonluk toplam su ürünleri yetiştiriciliği üretiminde, 64.272 ton levrek, 66.390 ton çipura, 27.412 ton alabalık, 7.094 ton orkinos, 900 ton diğer türler olmak üzere, toplam 166.068 ton kültür balığı ihraç edilmiş olup, 861 milyon dolar gelir elde edilmiştir.

Dünya ülkeleri ile kıyasla Türkiye balık yetiştiriciliğinde hangi noktada?

2018 yılı dünya su ürünleri yetiştiriciliği üretimi yaklaşık 82,1 milyon ton’dur. Aynı yıl ülkemizdeki toplam üretim miktarı 314.537 ton olarak gerçekleşmiştir. 2018 yılı üretim miktarıyla Dünyada 19. sırada yer alırken, Avrupa Ülkeleri arasında 3., AB Ülkeleri arasında ise 2.sırada yer almaktadır. Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında levrek ve çipura üretiminde lider konumdadır.

İnsanlar önceden balık yeme ihtiyacını avcılıkla karşılıyordu. Bugün hızla büyüyen dünya nüfusu nedeniyle su ürünleri yetiştiriciliği alanında ciddi yatırımlar yapılıyor. Türkiye bu konuda hangi noktada?

Ülkemizde de dünyada olduğu gibi son yıllarda su ürünleri yetiştiriciliği önemli yatırımlar yapılmaktadır. Özellikle ülkemizde yeni yetiştiricilik sahalarının üretime açılması ile son yıllarda hem Akdeniz hemde Karadeniz’de yeni üretim alanları için ülkemizin önemli üretimler yapan işletmelerinin faaliyete başlamak için yatırımlar yaptığı görülmektedir. Bunun yanında larval üretim için gerekli olan ve karada üretim faaliyetinde bulunan kapalı devre sistemler (kuluçkahane), balık beslemesinde kullanılan yemlerin üretimi için balık unu ve balık yağı fabrikaları, yem fabrikaları ve balık işleme işletmelerinin Ülkemizde ciddi yatırımlar yaptığı bilinmektedir.

Balık yetiştiriciliği

Su ürünleri üretimi 2020 yılında bir önceki yıla göre yüzde 6.1 azalarak 785 bin 811 ton olarak gerçekleşti.

Türkiye’de su ürünleri üretiminde avcılık ve yetiştiricilik arasındaki fark nedir. Yılda ne kadar su ürünü avcılıkla ne kadarı yetiştiricilikle elde ediliyor?

Ülkemizde su ürünleri üretimi 2020 yılında bir önceki yıla göre yüzde 6.1 azalarak 785 bin 811 ton olarak gerçekleşmiştir. Avcılık yoluyla yapılan toplam üretim 364.400 ton olurken, yetiştiricilik üretimi ise 421.411 ton olmuştur. Bu üretim miktarları ile toplam üretimde avcılık üretiminin oranı yüzde 46.37, yetiştiricilik üretiminin oranı yüzde 53,63 olarak gerçekleşmiştir.

Su ürünleri yetiştiriciliğinin ülke ekonomisine katkısı nedir?

Su ürünleri yetiştiriciliği bir çok üretim sektöründe olduğu gibi farklı alanlarla etkileşimde olduğundan maddi olarak net katkısı ortaya konulamayabilir. 2019 yılı su ürünleri yetiştiriciliği üretim miktarının (373.356 ton) piyasa değeri 7.7 milyar TL’dır. Ayrıca sektör olarak yavru balık üretimi, yem üretimi, aşı üretimi, malzeme tedarik, balık işleme, nakliye ve ilgili tüm alanlarda yarattığı istihdam ile ülke ekonomisine önemli katkı sağlamakla birlikte, Ülkemizin ihraç ettiği tek hayvansal ürünün balık (çoğunlukla yetiştiricilik ürünleri) olmasıyla da dış ticarette net ihracatçı ülke konumunda bulunmaktadır.

Birey başına su ürünlerinin tüketiminin dünya ortalaması ve Türkiye ortalaması nedir? (Düşük veya yüksek olmasının nedeni?

Dünya Gıda Örgütü, FAO’nun verilerine göre, 2018 yılında dünya su ürünleri tüketimi ortalama 20,5 kg olarak gerçekleşmiştir. Bölgeler ve ülkeler arasında balık tüketim miktarı farklılıklar göstermekle beraber, gelişmiş ülkelerde kişi başına balık tüketimi 24 kg’ın üzerinde, gelişmekte olan ülkelerde 19-20 kg, gelişmemiş ülkelerde ise kişi başına 10 kg civarında olduğu belirtilmektedir. Ülkemizde ise 2019 yılı tüketim miktarı 6,3 kg olarak gerçekleşmiştir (Şekil 4). Ülkemizde de farklı coğrafik alanlarda değişen tüketim değerlerine sahiptir. Özellikle denize kıyısı olan bölgelerde balığa ulaşım daha kolay olduğundan tüketim değerleri kırsal bölgelere göre daha fazla olmaktadır. Bu nedenle ürünlerin ülkemizin tüm bölgelerine ulaşabilir olması toplum sağlığı açısından da oldukça önemlidir.

Balık yetiştiriciliği

Türkiye su ürünleri tüketim miktarı (kg) (TUİK, 2020)

Görüldüğü gibi ülkemizdeki su ürünleri tüketimi dünya ülkeleri ortalama değerinin oldukça altındadır. Sağlıklı nesiller için özellikle çocuklarımızın her hafta iki kez tüketmesini sağlamamız gerekir. Bunun için balığı sofralarımızdan eksik etmememiz gerekiyor. Besin değerleri bakımından faydaları herkes tarafından bilinen balığın, özellikle omega-3 ve hayvansal protein kaynağı olduğunu birkez daha belirtmek gerekir. Ülkemizde bu kadar sağlıklı bir ürünün tüketiminin düşük kalmasının bir çok nedeni olabilir. Ancak, tüm topluma balık tüketiminin sağlık yönü daha fazla anlatılarak tüketiminin teşvik edilmesi sağlanmalıdır. Özellikle su ürünleri sektörünün hazırlamış olduğu Kamu Spotlarının ulusal kanalların çok seyredilen zaman dilimlerinde yayınlanmalıdır. Tüketimin yaygınlaşmasında özellikle ilk-orta-lise öğrencilerine yönelik bilgilendirme seminerleri verilmelidir. Ayrıca tüm kamu ve özel kurumların yemekhane menülerinde haftada en az 1 öğün balık yer almalıdır.

Son olarak sizin dile getirmek istediğiniz bir konu varsa onu da ekleyebilir misiniz?

Yukarıda da bir çok kez dile getirdiğim gibi ülkemizde su ürünleri yetiştiriciliği çok önemli bir konuma gelmiştir. Ülkemizde sektörün bu seviyelere gelmesinde emeği geçen başta bu alana yatırım yapan üreticiler, Tarım ve Orman Bakanlığı çalışanları, tedarikçi tüm firmalar, araştırma-geliştirme çalışmaları yürüten araştırma kurumları ile sektörü gelişim dinamiği olan su ürünleri mühendislerini yetiştiren Su Ürünleri Fakültelerine teşekkürü bir borç bilirim. Ülkemizde su ürünleri yetiştiriciliğinin bu ivme ile devam edeceği düşünüldüğünde işletmelerin yeterli bilgi donanıma sahip su ürünleri mühendislerine ihtiyaç duyacağı açıktır. Bu gerekçe ile sektörde iş bulma sorunu yaşamayacaklarını düşündüğüm Üniversitelerin Su Ürünleri Mühendisliği Bölümlerini tercih etmelerini öneririm.

Yorum Yap

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Editör

Gündem

Cihat Yaycı Paşa Samsun’a geliyor

Cihat Yaycı

Mavi Vatan kavramını Türkiye’ye anlatan Müstafi Tümgeneral Cihat Yaycı, Samsun’da konferans verecek.

Bahçeşehir Üniversitesi Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi Başkanı Müstafi Tümamiral Doç Dr. Yaycı, Samsun’a geliyor.

Emekli Tümamiral Cihat Yaycı, Türk Ocağı’nın konuğu olarak “Mavi Vatan Odağında Türkiye-Yunanistan ilişkileri” konulu konferasta konuşmacı olacak.

Konferans, 29 Ekim Cumartesi günü saat 14.00’de DSİ Bölge Müdürlüğü Salonu’nda düzenlenecek.

Türk Ocağı tarafından yapılan duyuru ile Samsunlular konferansa davet edildi.

Cihat Yaycı

Türkiye’nin dört bir yanında konferanslar veren paşa, Mavi Vatan kavramını anlatıyor. Müstafi Tümgeneral konuşmalarında, “Denizlerimizin üzerinde her zaman ay yıldız hayal ettim.

Orası da vatan toprağıdır. Türkiye’nin bundan sonra ne verecek bir karış vatan toprağı ne de verecek bir damla vatan suyu vardır” sözlerine vurgu yapıyor.

Cihat Yaycı kimdir?

29 Nisan 1966’da dünyaya geldi. Türk asker, akademisyen ve yazar. Mavi Vatan’ın geliştiricisi olarak tanındı.

Türk Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezinin kurucusudur.

Geliştirdiği “FETÖMETRE” adlı ölçme-değerlendirme metodu ile TSK’daki tasfiyelere katkısı ile tanınırlığı arttı.

Okumaya devam et

Gündem

Kızılırmak Deltası Kuş Cenneti gezmenin tam zamanı

Kızılırmak Deltası

Kızılırmak Deltası Kuş Cenneti’nde en nadir kuş türlerini görmek için ekim ayı sonu ve kasım ayının ilk haftası en ideal zaman.

Kızılırmak Deltası Kuş Cenneti 13 Nisan 2016’da Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alındı.

5 bin 174 hektarlık kısmı Yaban Hayatı Geliştirme Alanı olan ve Uluslararası RAMSAR Sözleşmesi kapsamında koruma altında bulunan deltada irili ufaklı 20 göl ile büyük bataklık ve sazlık alanlar bulunuyor.

Avrupa Kuş Alanları Envanteri’ n deki en önemli 4 kriterden 3’üne sahip olan Kızılırmak Deltası, göç sırasında Karadeniz’i doğrudan aşan kuş türleri için yaşamsal önem taşıyor.

Kızılırmak Deltası Kuş Cenneti, Mayıs 2020’de de Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilen 21 yerden biri oldu.

Kızılırmak Deltası

Kızılırmak deltası en iyi şekilde korunuyor

Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Demir, deltanın dünyada nesli tükenme tehlikesi altındaki türleri barındırdığını, şu ana kadar tespit edilen kuş türlerinden de 18’inin neslinin tükenme tehdidi altında olduğunu, 21’inin ise neslinin tehlike altına girmeye yakın türler arasında yer aldığını ifade etti.

Bu nedenle deltanın çok büyük öneme sahip olduğunu; geçici listede yer alan bölgenin UNESCO Dünya Mirası asıl Listesi’nde yer alabilmesi için Büyükşehir Belediyesi olarak hassasiyetle çalıştıklarını vurguladı.

Kuş Cenneti

Sürekli kontrol altında

UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan ve toplam 56 bin hektarlık alana sahip Kızılırmak Deltası Kuş Cenneti, kuş gözlemcileri ve doğa fotoğrafçılarının da en önemli durak noktası konumunda.

362 kuş türü, 554 bitki, 35 balık, 42 memeli, 260 omurgasız, 13 sürüngen ve 12 amfibi türü için yaşam alanı sağlayan Kızılırmak Deltası, koruma amaçlı Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı çalışmalarla dikkat çekiyor.

Araç trafiğine kapatılan ve sadece bisiklet ile akülü araçların girişine izin verilen delta, kameralar ve rutin denetimlerle sürekli kontrol ediliyor. Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilen tedbir uygulamalarıyla doğal yaşama insan müdahalesinin en aza indirilmesi yaban hayatını da olumlu etkiliyor.

Kızılırmak Deltası

Ekim sonu ve Kasım ayının ilk haftası önemli fırsat

Yaban hayatındaki zenginlik nedeniyle Kızılırmak Deltası’nın kuş gözlemcilerinin durak noktası olduğunu söyleyen Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Demir, özellikle ekim ayı sonu ve kasım ayı başının nadir kuş türlerinin görülebileceği bir dönem olduğunu ifade etti.

Bu önemli doğal mirasın korunarak gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlamak için sorumluluk bilinciyle çalıştıklarını belirten Başkan Demir, bu dönemin gözlem için kaçırılmaması gereken bir zaman olduğunu da dile getirdi.

Başkan Demir, “Burası sadece Türkiye’nin değil dünyanın sayılı sulak alanlarından biri. Her yıl on binlerce ziyaretçi ağırlıyoruz. Bu alanın gelecek nesillere en iyi şekilde taşınması noktasında elimizden geleni yapıyoruz” dedi.

Kızılırmak Deltası

1 saatte 44 kuş türü gördü

Öte yandan “kuş dedektifi” olarak anılan kuş gözlemcisi ve araştırmacısı Emin Yoğurtcuoğlu’ da, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Demir’i ziyaret etti. Yaban hayatının korunması için yapılan çalışmalar ve atılan adımlar nedeniyle Başkan Demir’e teşekkür etti.

Daha sonra nadir kuş türlerini gözlemlemek için Genel Sekreter Yardımcısı Zennube Albayrak ile deltaya giden Emin Yoğurtcuoğlu, 1 saatte 44 kuş türü gördü.

Kızılırmak Deltası

17 yıldır Kızılırmak Deltası’na geldiğini ve yaşanan olumlu değişimi çok net bir şekilde gördüğünü ifade eden Yoğurtcuoğlu, “Burası başarılı koruma uygulamaları ile örnek gösterilecek yerlerden birisi. Türkiye’de bu kadar büyük bir alanda bu uygulamaların yapılabildiğini görmek bizi aşırı mutlu ediyor.

Alanın araç trafiğine kapalı olması, avcılığın yapılmaması nedeniyle kuşları çok rahat bir şekilde izleyebiliyoruz. Kuşların özgürce, güvenle kalabildikleri; insanların da doğal yaşamlarında kuşları gözlemleyebildikleri bir alan” diye konuştu.

Okumaya devam et

Gündem

Afrika ve dünya için acil eylem gerekli!

Afrika

İklim değişikliği nedeniyle Afrika ve dünya için acil eylem gerekliliği çağrısı yapıldı.

Haftalık yayınlanan dünyanın en yüksel etkili genel tıp dergisi olan Lancet, 18 Ekim’de çarpıcı bir makale yayınladı.

Dergide yer alan makalede, zengin ülkelerin, iklim değişikliğinin geçmiş, şimdiki ve gelecekteki etkilerini ele almak için Afrika’ya ve savunmasız ülkelere desteğini artırması gerektiği belirtildi.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin 2022 raporunun, ekosistemin çöküşü, türlerin yok olması ve sıcak hava dalgaları ve sel gibi

iklim tehlikeleri ile karakterize edilen dünyadaki yaşamın geleceğine dair karanlık bir tablo çizdiği de vurgulandı.

Küresel sıcaklıktaki artışın, sanayi öncesi seviyelere kıyasla 1.5 derecenin altında sınırlandırılması gerektiğine de vurgu yapıldı.

Afrika

Afrika krize neden olmak için çok az şey yaptı

2015 Paris Anlaşmasının, gelişmekte olan ülkelere iklim finansmanı sağlamayı içeren küresel bir eylem çerçevesini ana hatlarıyla belirttiğini fakat, bu desteğin henüz gerçekleşmediği de ifade edildi.

Afrika’nın krize neden olmak için çok az şey yapmasına rağmen, iklim krizinden orantısız bir şekilde zarar gördüğü makalede yer aldı.

İklim krizinin, Afrika genelinde sağlığın çevresel ve sosyal belirleyicileri üzerinde etkisinin olduğu ve yıkıcı sağlık etkilerine yol açtığı kaydedildi.

Afrika’daki iklim değişikliğiyle ilgili riskler arasında sel, kuraklık, sıcak hava dalgaları, azalan gıda üretimi ve azalan işgücü verimliliğinin yer aldığı belirtildi.

Afrika

Kuraklık 3 katına çıktı

Makalede yer alan bilgiye göre, sahra altı Afrika’daki kuraklık 1970-1979 ve 2010-2019 yılları arasında üç katına çıktı.

2018’deki yıkıcı kasırgalar, Malavi, Mozambik ve Zimbabve’de 2.2 milyon insanı etkiledi.

Batı ve Orta Afrika’da şiddetli sel; barınak, ekili arazi ve hayvancılık kaybından ölüm ve zorunlu göçle sonuçlandı.

Vektör ekolojisinde sellerin neden olduğu değişiklikler ve çevresel hijyene verilen zararlar, sıtma, dang humması, Lassa ateşi, Rift Vadisi ateşi,

Lyme hastalığı, Ebola virüsü hastalığı, Batı Nil virüsü ile birlikte sahra altı Afrika’da hastalıklarda artışa yol açtı.

Yükselen deniz seviyeleri su kalitesini düşürerek, ülkede önde gelen ölüm nedeni olan ishalli hastalıklar da dahil olmak üzere su kaynaklı rahatsızlıklara neden oldu.

Aşırı hava koşulları su ve gıda arzına zarar veriyor, gıda güvensizliğini ve yetersiz beslenmeyi artırıyor ve bu da Afrika’da yılda 1.7 milyon ölüme neden oluyor.

Kuraklık

Yetersiz beslenme yüzde 50 arttı

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre, yetersiz beslenme, tarımın Afrika ekonomilerinde sahip olduğu merkezi rol nedeniyle 2012’den bu yana neredeyse yüzde 50 arttı.

Çevresel şoklar ve bunların zincirleme etkileri de ruh sağlığına ciddi zararlar verdi.

Ülkeye verilen zarar tüm uluslar için en büyük endişe kaynağı olmalıdır.

Makalede ayrıca iklim krizini ve giderek artan ciddi etkilerini tetikleyen küresel kümülatif emisyonlara en az etkilenen ülkelerin en az katkıda bulunması da eleştirildi.

Kuzey Amerika ve Avrupa, Sanayi Devrimi’nden bu yana karbondioksit emisyonlarının yüzde 62’sine katkıda bulundı.

Afrika yalnızca yüzde 3 oranında katkıda bulundu.

İklim krizinin akut ve kronik etkilerinin, küreselleşen sistemlere yayılan yoksulluk, bulaşıcı hastalık, zorunlu göç ve çatışma gibi sorunlar beraberinde getirdiği de vurgulandı.

İklim zirvelerinin birincil odak noktasının, küresel sıcaklık artışlarının 1.5 derecenin altında tutulması için emisyonları hızla azaltmanın bu zararı sınırlandıracağı ifade edildi.

Ülkedeki krizlerin önlem alınmaması durumunda er ya da geç dünyanın her köşesine yayılacağından bahsedildi.

Okumaya devam et

Editör Seçimi

    Copyright © 2021 | Tüm hakları saklıdır. İnternet sitesinde yer alan görsel ve metinlerin izinsiz kopyalanması yasaktır.