Bizimle İletişime Geçin

Araştırma

Baba ve çocuk ilişkisi pandemide daha da güçlendi

Baba ve çocuk ilişkisi özellikle pandemi döneminde daha da arttı. Yapılan araştırma, babaların yüzde 61,4’ünün çocuklarıyla daha fazla oyun oynadığını ortaya koydu.

İstanbul Ayvansaray Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi Hale Kahyaoğlu Çakmakcı, baba ve çocuk ilişkisi üzerine bir araştırma yaptı. 9.5 yıllık evli ve yaşları 26 ile 58 arasında olan 220 babaya, pandemi döneminde çocuklarıyla oyun oynama konusunda ne düşündükleri soruldu. Ortaya çarpıcı rakamlar çıktı. Özellikle bu dönemde babaların yüzde 61.4’ünün çocuklarla oyun oynamaya daha fazla zaman ayırdığı ifade edildi.

Yüzde 66.4’üne göre de oyun zamanları neşeli, mutlu ve çok eğlenceli geçti. Çalışmayı yapan öğretim üyesi Hale Kahyaoğlu Çakmakcı, “Oyun sayesinde babalar ilişkilerinin daha fazla güçlendi. Daha iyi bir ilişki ortaya çıktı. Çocukları ile aralarında eskisinden daha sıcak bir diyalog gerçekleştiğini gördük. Bu da bu yılın babalar yılı olduğunu bize gösterebilir. Biliyoruz ki ebeveynler ve çocuklar çok zorlu bir pandemi döneminden geçti. Ayrıca bu süreç içerisinde de babaların bir kısmı evde kaldı. Özellikle çocuklarla oyun oynamak babaların stresle, kaygıyla başa çıkmasında da çok işe yaradı” dedi.

Baba ve çocuk

Ayvansaray Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi Hale Kahyaoğlu Çakmakcı.

Baba ve çocuk ilişkisinde belirgin bir fark var

Bununla birlikte araştırmanın detaylarını da paylaşan Çakmakcı, “Babalar çocuklarının oyun oynamasının, oyunun çocuğun hayatındaki yerinin, stresle, anksiyete gibi sorunlarla başa çıkmada ne kadar önemli olduğunu fark etti” ifadelerini kullandı.

Baba ve çocuk ilişkisinin önemine değinen Psikoloji Bölümü öğretim üyesi Hale Kahyaoğlu Çakmakcı şunları söyledi:
“Babalar çocuklarıyla oynarken aynı zamanda oyunu da yönlendirmemişler. Çocuğun seçimine bırakmışlar, ‘Sen istediğin gibi oynayabilirsin, istediğin oyuncağı seçebilirsin, ben sana eşlik ederim’ demişler. Babalar çocuklarıyla birlikte oyun oynamaktan memnun. Çocuklar da bu durumdan çok memnun. İngiltere’de yapılan bir çalışmaya göre, çocuklar ebeveynleriyle oyun oynadıkları zaman kendilerini oynuyormuş gibi hissetmiyor. Aynı çalışmayı önceki yıllarda ülkemizde yaptım ve çocuklar ebeveynlerin yanında kendini ‘oynuyormuş gibi’ hissettiklerini söylemişlerdi. Bu da bizim ülkemizde oyun kültürünün ne kadar önemli olduğunu ve ebeveynlerin de oyuna ne kadar kıymet verdiğini gösteriyor. Bütün babalarımız oyun oynamaktan zevk alıyor” dedi.

Baba ve çocuk ilişkisi

Babalar ve çocuklar, özellikle pandemi döneminde daha fazla vakit geçirdi.

Babaların yüzde 65’inin çocuklarıyla kutu oyunları, lego, hayvanlar ve arabalar gibi oyun materyeli olan oyunlarla oynamayı tercih ettiğini dile getiren Çakmakcı, “Babalar çocukları ile ilişkileri arasında yardımcı araç rolü oynayan oyun materyallerini kullanmayı tercih etmişler. Babalar en çok nasıl oynanacağı, yönergesi ve hazır malzemeleri olan kutu oyunlarını tercih etmiş” dedi.

Oyunlar babalar içinde çok kıymetli

Psikoloji Bölümü öğretim üyesi Hale Kahyaoğlu Çakmakcı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Babaların da oyunla deşarj olduklarını görmüş olduk. Babaların da çocuklar gibi aynı şekilde malzemeleri ve materyalleri kullanarak iç dünyasını oyuna yansıttığını gördük. Bu durum sadece çocuklar için değil her yaş için önemli. Babalar için de oyuncakların ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha görmüş olduk.”

Babaların yüzde 77’sinin çocuklarıyla oyun oynamak için zaman ayırmaları gerektiğinin farkında olduğunu söyleyen Çakmakçı, “Sadece pandemi ve kapanma döneminde babalarımız zaman ayırmasın. İlerleyen dönemlerde, kendilerini de rahatlattığını da düşünerek oyunu bırakmamalarını öneriyorum. Her aile günde yarım saat oturup, hep birlikte oyun oynarsa bunun bütün aile bireylerini rahatlattığını hatta ilerde daha çok rahatlatacağını söyleyebiliriz” dedi.

Yorum Yap

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İbrahim CANBULAT

Araştırma

Araştırma : İmar planları yeniden gözden geçirilmeli

Araştırma göre Mert Irmağı üzerindeki bölgenin imar planlarının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini ortaya koydu.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği bölümü tarafından bir çalışma yapıldı.

Mert Irmağı örneğinden yapılan ‘Taşkın Tehlike Haritalarının Oluşturulması’ konulu araştırma; Türkiye Coğrafya Bilgi Sistemleri Dergisi’nde yayınlandı.

Dünyada ve Türkiye’de taşkınların can ve mal kayıpları bakımından tüm afetler arasında ikinci sırada: meteorolojik afetler arasında ise ilk sırada yer aldığının vurgulandığı çalışmada; tehlike durumları ifade edilerek şu önerilerde bulunuldu:

Araştırma mert ırmağı

“Bu çalışmanın amacı; Samsun Mert Irmağı Havzası’nda iki boyutlu hidrolik modeller ile taşkın tehlike haritalarının üretilmesidir. Bu çalışmada Mert Irmağı Havzası’nda sayısal modelleme sistemlerine dayalı taşkın tehlike haritalaması yapıldı.

Tehlike sınıflarındaki değişim

Çalışmada tehlike haritaları; taşkın modellemesi sonucunda elde edilen yayılım; hız, derinlik haritaları ve DEFRA yöntemi kullanılarak elde edildi.

Aydıca taşkın tehlike haritaları incelendiğinde; tekerrür süresi arttıkça su derinliği ve hızı arttı. Bununla birlikte tehlike seviyeleri de giderek yükseldi.

Araştırma

DEFRA yöntemine göre; toplam taşkından etkilenen alanların, tehlike sınıflarındaki alanlara göre değişimi de incelendi. Buna göre, taşkın alanlarının yüzde 42 ila 70’i çok yüksek tehlike seviyesinde yer aldığı tespit edildi.

Taşkın tehlike haritaları incelendiğinde; Q50 debisinden sonra Mert Irmağı’nın sağ ve sol yamaçlarında yer alan bölgenin taşkından önemli ölçüde etkilendiği tespit edildi.

Q100 debisinde ise sağ yamaçta yer alan sanayi bölgesinin büyük bir kısmı bu taşkından etkilendiği görüldü. Çalışma alanında öngörülen taşkınların yıkıcı etkilerini azaltıcı önlemlerin alınması gerekmektedir.

Cankurtaran

Araştırma çözüm önerileri de sundu

Örneğin Mert Irmağı’nın sağ ve sol yamaç yüksekliğini artırmak suretiyle kesit düzenlemeleri ve kirişli köprü tasarımları yapılabilir.

Ayrıca taşkın yayılım haritaları Samsun-Sinop karayolu öncesinde suyun biriktiği görülmüştür. Bu su birikimini önlemek için bu yol üzerine suyu Karadeniz’e aktaracak kanallar açılabilir.

Ayrıca tehlike haritalarına göre bölgedeki imar planları yeniden gözden geçirilebilir. Taşkın tehlikelerinin yüksek olduğu bölgelerde yapılaşmadan kaçınılabilir. Bu bölgeler yeşil alan, park, bahçe olarak değerlendirilebilir.”

Okumaya devam et

Araştırma

İnsan beyni kilo almayı engelleyen kalori sayacı ile donatılmış!

İnsan beyni aşırı yemeyi ve hızlı kilo almayı engelleyen; yerleşik bir kalori sayacı ile donatılmış olabilir.

Araştırma İngiltere’de yapıldı. Yapılan bir çalışmada uzmanlar; dört hafta boyunca insanların beslenme şekillerini inceledi.

Buna göre beynin kendi kalori sayacı sayesinde insanların yemek yerken kendilerini yönlendirebildiği keşfedildi

İnsan beyni aşırı yemeyi ve hızlı kilo almayı engelleyen; yerleşik bir kalori sayacı ile donatılmış olabilir.

Diyet araştırmacıları; bilinçli olarak yemeklerin ne kadar yağlı olduğunun insanlar tarafından ölçülebileceğini öne sürüyor.

Bu yerleşik olduğu düşünülen kalori sayacı, insanların enerji açısından zengin bir makarna mı yoksa sağlıklı bir salata mı yediklerine bağlı olarak alım ayarlamalarını buna göre yapıyor.

insan beyni

Abur cubur yeme isteğinizi nasıl yenersiniz?

Bir araştırmaya katılanlar; söylenmemesine rağmen daha küçük porsiyonlarda peynirli makarna yemeyi seçti. Bristol Üniversitesi’nin bulguları; özellikle insanların ne kadar kalori tükettiklerinden habersiz yiyiciler olduğuna dair önceki bilimsel düşünceyi alt üst etti.

“Yıllardır akılsızca fazla yendiğine inanıyorduk”

Baş yazar Annika Flynn; araştırmanın insanların daha eski bulgulara kıyasla daha akıllı yiyiciler olduğunu gösterdiğini söyledi. Flynn, “Özellikle yıllardır insanların enerji açısından zengin yemekleri akılsızca fazla yediğine inandık. Ayrıca dikkat çekici bir şekilde; bu çalışma insanların bir dereceye kadar, enerji yoğunluğu fazla olan seçeneklerden tükettikleri miktarı ayarlamayı başardıklarını ve bir beslenme zekasına sahip olduklarını gösteriyor” dedi.

insan beyni

Bilim insanları spora vakit bulamayanlar için en kısa ve kaliteli egzersizleri belirledi

Bir hastane koğuşunda gerçekleştirilen dört haftalık çalışmaya yirmi sağlıklı insan katıldı. Katılımcılara özellikle özel hazırlanmış çeşitli yemekler verildi. Bununla birlikte öğünlerde farklı kalori yoğunluğuna sahip yiyecekler vardı; tavuklu salatalı sandviç ve incirli bisküvi, yaban mersinli ve bademli yulaf lapası gibi.

Flynn ve ekibi, gönüllülerin her öğünden tam olarak kaç gram yediğini ölçtü. Sonuçlar, enerji açısından yoğun yiyecekler yiyen insanların daha sonra bilinçaltında daha küçük porsiyonlar yemeye başladıkları bir dönüm noktası olduğunu gösterdi.

Çocuklarda aşırı kilo ve obeziteyi nasıl önleriz?

Flynn, “Örneğin, insanlar enerji açısından zengin bir yemek olan kremalı peynirli makarnadan, nispeten zayıf olan ve birçok farklı sebze içeren salatadan daha küçük porsiyonlar yediler” dedi. Çalışmanın ortak yazarı Profesör Jeff Brunstrom, sonuçların insanların sadece akılsız yiyiciler olmadığını gösterdiğini ekledi.

Bristol’ün The American Journal of Clinical Nutrition’da yayınlanan bulguları, yüksek enerjili gıdaların obezite ile bağlantılı olduğuna dair önemli soruları gündeme getiriyor. Profesör Brunstrom, “Bulgular bize yiyecekleri pasif bir şekilde aşırı tüketmediğimizi gösteriyor. Bu nedenle obizete ile ilişkilendirilmesinin nedeni önceden düşünülenden daha nüanslı” dedi.

diyet

Kilo vermek istiyorsanız sabah 11’e kadar kahvaltı yapmayın!

Şimdilik bu araştırmanın; özellikle uzun zamandır devam eden bir konu hakkında yeni bir bakış açısı sunduğunu belirten Brunstrom; “Gelecekteki araştırmalar için bir dizi yeni soruya ve yollara kapı açıyor” diye konuştu.

Obezite, yetişkinlerin üçte ikisinin çok şişman olduğunu gösteren verilerle İngiltere’nin en büyük sağlık sorunlarından biridir.

ABD’de yetişkinlerin tahminen yüzde 73,6’sı aşırı kilolu veya obez olarak kabul ediliyor.

Fazla kilolu veya obez olmanın en az 13 farklı kanser türü riskini artırdığı ve yüksek tansiyon; tip 2 diyabet gibi tehlikeli sağlık sorunlarına neden olduğu bilinmektedir.

(Kaynak: DailyMail)

Okumaya devam et

Araştırma

Rusya Ukrayna Savaşı ‘nın arka planında ne var?

Rusya

Rusya ve Ukrayna Savaşı neden çıktı. Doktora öğrencisi Gökhan Alptekin; 2008 Rusya-Gürcistan savaşı ve 2014 Ukrayna krizi üzerinden bir araştırma yaptı.

Rusya Ukrayna Savaşı öncesinde neler yaşandı. Bu noktaya nasıl gelindi. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü doktora öğrencisi Gökhan Alptekin; “Rusya’nın yakın çevresini koruma politikası ve soğuk savaş izlenimleri; (2008 Rusya-Gürcistan savaşı ve 2014 Ukrayna krizi)” ile ilgili bir araştırma yaptı. Araştırma makalesi 31 Ocak 2022’de yayınlandı.

Kafkasya ve Karadeniz doğudan batıya uzanan enerji hatları açısından önemli bölgelerdir. Gürcistan ve Ukrayna ise bu bölgelerin hem NATO’nun hem de AB’nin güvenlik politikalarında kritik bir konuma sahip ülkeleri.

Söz konusu ülkeler; gerek batının enerji güvenliğini sağlamak gerekse Asya’nın batıya açılımını kontrol etmek için kilit noktalardan biridir.

Bu noktalar aynı zamanda Rusya’nın yakın çevresinde yer alıyor. 2008 Rusya–Gürcistan Savaşı ve 2014 Ukrayna Krizi; Rusya’nın Kafkasya, Karadeniz ve Doğu Avrupa gibi bölgelerde Sovyetler’in dağılmasından sonra meydana gelen güç boşluğunun kendisi dışında bir aktör tarafından doldurulmasına müsaade etmeyeceğini gösterdi.

Araştırmanın tartışma ve sonuç bölümünde doktora öğrencisi Gökhan Alptekin şu bilgileri paylaştı:

“2008 Rusya-Gürcistan Savaşı ve 2014 Ukrayna Krizi sonrasında; Rusya ile ABD’nin Kafkasya, Karadeniz ve Doğu Avrupa politikalarının birbirinden ne kadar farklı olduğu bir kez daha gözler önüne serilmiştir.

ABD ve AB, etki alanını bazı eski Sovyet ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletmek; Rusya ise yakın çevresini korumak istemektedir. Rusya, soğuk savaş dönemindeki gibi büyük bir kutup oluşturacak kadar güçlü değildir.

Ancak yakın çevresini koruyamayacak kadar da zayıf olmadığını göstermiştir. Her ne kadar batı bloğu içinde yer alsa da; AB’nin bu çekişmelerden en çok etkilenen güçlerden biri olduğu söylenebilir. Çünkü günümüz Rusya – Avrupa ilişkilerine bakıldığında; tıpkı Viyana Kongresi’nde ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında olduğu gibi Rusya olmadan Avrupa Ahengi’nin sağlanması zordur.

Sovyetlerin dağılmasından sonra meydana gelen gelişmeler incelendiğinde; ancak Kafkasya, Karadeniz ve Doğu Avrupa’nın hibrit veya konvansiyonel anlamda tamamen savaşa sürüklenmesi halinde Rusya’ya yakın çevresindeki devletleri Rusya’nın etki alanından bütünüyle çıkarıp ABD-AB-NATO yörüngesine sokmanın mümkün olduğu ifade edilebilir.

Rusya

Fotoğraflar sosyal medyadan alınmıştır

AB çatışmalardan fazlasıyla etkilenecektir

Böyle bir durumdan ABD, İngiltere ve NATO’nun pek de olumsuz etkilenmeyeceği ve alan dışında meydana gelen bir gelişmeye bölge ülkeleri açısından değil sadece çıkarları açısından bakacağı değerlendirilebilir.

AB ise çatışma bölgelerine yakınlığı ve Rusya ile doğrudan komşu olması nedeniyle muhtemel çatışmalardan fazlasıyla etkilenecektir. Diğer bir deyişle muhtemel soğuk savaştan en çok etkilenenler yine Rusya, Avrupa ve yakın çevre ülkeleri olacaktır.

AB, siyaset ve güvenlik anlamında ABD-NATO ittifakına bağlıdır. Bununla birlikte siyaset ve enerji bağlamında ABD’nin; güvenlik bağlamında ise NATO’nun; AB’ye yeterince fayda sağlayacak açılımlar sunmakta zorlandığı gözlenmiştir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra; ABD’nin ve NATO’nun vadettikleri ve uygulayabildikleri ile günümüzdeki imkân ve kabiliyetleri arasındaki farkın açılması; beklentilerin karşılanamaması demek olacaktır.

Rusya

AB’nin en nihayetinde uzun süredir cevabını ertelediği Avrupa güvenliğinin AB’nin kendi mimarisi içerisinde mi yoksa; ABD’nin etkisinde mi şekillenmeli sorusuyla yüzleşmek durumunda kalma ihtimali yüksektir.

Bu soru aynı zamanda Rusya’yı da yakından ilgilendirmektedir. Çünkü AB’nin konumu aynı zamanda muhtemel bir soğuk savaşın seyrini doğrudan etkileyecektir. Rusya ile iyi ilişkiler geliştirilmesi durumunda; yeni krizlerin azalacağı aksi durumda ise sıcak çatışma ihtimalinin artacağı değerlendirilmiştir.

Yeni bir soğuk savaş mı?

Rusya ile ABD arasında gelişen olaylara sadece soğuk savaş penceresinden bakılması; söz konusu devletler tarafından üretilen her politikanın sadece çıkar çatışması olarak görülmesine ve aslında böyle olmayan olayların da söylemlerle yönlendirilmesine yol açabilir.

Bu sürecin tam bir güvenlik ikilemine sürüklenmesi sonucunda; silahlanma yarışının ve hibrit ortamın temellerinin atılması büyük güçler tarafından fırsat olarak görülebilir. Uluslararası hukukun çizdiği çerçevenin etrafından dolaşmak için; elverişli bir ortamın yaratılmış olması ve hiçbir resmi aktörün olayların faili ya da tetikleyicisi olarak sorumlu tutulamaması gibi nedenlerden ötürü; bu hareket tarzı büyük güçler için gittikçe daha fazla tercih edilir bir yönteme dönüşebilir. Bu nedenle yaratılan algının, olayları yönlendirmesine izin verilmemesi önem arz etmektedir.

Rusya

Öte yandan Rusya’nın Suriye ve Libya müdahaleleri ile Dağlık Karabağ’daki örtülü desteği gibi ileri hamlelerinin habercisi; Gürcistan Savaşı ve Ukrayna Krizi olmuştur.

Her iki tarafın uyguladığı bazı politikalar soğuk savaş dönemini hatırlatsa da şu anda bir soğuk savaş dönemi yaşanmadığı değerlendirilmektedir. Çünkü henüz tek kutuplu düzenden tam olarak çıkıldığı söylenemez.

İki kutuplu veya çok kutuplu olmayan bir uluslararası düzende ise; soğuk savaşın şartlarının yeterince olgunlaşmamış olduğu ifade edilebilir.

Son olarak; yapılan çalışmalarda çoğunlukla Rusya’nın bölge politikalarının incelendiği dikkati çekmektedir. Araştırmacılar, çıkabilecek muhtemel bir soğuk savaş hakkında genellikle Rusya merkezli analizler yapmışlardır.

Bu çalışmalar literatüre faydalı sonuçlar kazandırmışlardır. Ancak analizlerin tek boyutlu yapılması konunun kapsamlı bir şekilde ele alınmasına engel olabilecektir. Bunu önlemek için ABD, AB ve NATO’nun Karadeniz, Güney Kafkasya ve Doğu Avrupa politikalarının muhtemel soğuk savaşın ortaya çıkması üzerindeki etkileri konusunda bilimsel çalışmalar arttırılmalıdır.”

Okumaya devam et

Editör Seçimi

    Copyright © 2021 | Tüm hakları saklıdır. İnternet sitesinde yer alan görsel ve metinlerin izinsiz kopyalanması yasaktır.