Albrecht Dürer : Sarı adamın portresi

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Albrecht Dürer, babası ile aynı adı taşıyan Macaristan’dan Almanya’ya göç etmiş bir sanatçı. Çizimdeki üstün yeteneği ile kısa zamanda fark edilen Dürer, Batı Avrupa Rönesansının Titanı, Rönesans’ın dehası olarak adlandırılıyor.

Sanat tarihinin en önemli isimlerinden birisi olan Albrecht Dürer, Macaristan kökenli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gözlerini açmıştır. İsmini birebir babasından almıştır. Yaşlı Albrech Dürer, Nünberg’de kuyumculuk ve sarraflık yapıyordu. Çocukluğu kuyumcu atölyelerinde telkâri ustalarını izlemekle geçen Dürer, ailesine düşkün bir birey olarak yetişecekti. Yazdığı günlüklerinde bunu her fırsatta dile getiriyordu. Yaşlı Albrecht Dürer’in ona ayrı bir ilgisi olduğundan sıkça söz ediyordu satırlarında.

Oğlunun yeteneğine kayıtsız kalamadı

Onu okula göndermiş okuma yazma öğrendikten sonra ise hemen yanına alıp kuyumculuğu ona öğretmeye başlamıştı. Albrecht Dürer yine dönemlerde kendi kendine resim çiziyor ve desen çalışmaları yapıyordu. Dürer’in geçen zaman sürecinde resme olan bağlılığı her geçen gün artmış kendinde olan bu yeteneğe daha fazla kayıtsız kalamamıştır. Yaşlı Albrecht Dürer’e gidip ressam olmak istediğini ve kuyumculuğu daha fazla yapmak istemediğinden söz etmiş. Yaşlı Dürer bu durum karşısında çok üzülmüş ve hayal kırıklığına uğramıştır. Onca emeğin boşa gitmiş olmasından şikayetçi olsa da o da Dürer’in yeteneğine kayıtsız kalamamıştır.

Albrecht Dürer; İlk usta

Yaşlı Dürer kayıtsız kalamadığı bu arzu karşısında Dürer’i ilk ustası olacak olan o dönemin en ünlü isimlerinden birine yani Michael Wolgemut’un atölyesine götürür. Dürer Wolgemut’un atölyesine 1486 yılında yerleşir ve ilk sanat eğitimine burada başlar. Michael Wolgemut içerisinde çok sayıda güzel sanatlar bölümünün olduğu bir atölyenin başkanlığını yürütmekteydi. Ayrıca Wolgemut Alman Baskı sanatının önemli noktalarından bir tanesidir. Bununla birlikte başkanlığını ettiği bu atölyeden dönemin bir çok ünlü baskı ustası yetişmiştir.Gravür sanatında Alman standartları gelişimi açısından çok önemli bir rolü üstlenmiştir.Wolgemut temel eğitimini babasından almıştı. O dönemde birlikte çalışmaktaydılar.

Babasının Hans Pleydenwurff’un asistanı olarak görev aldığı söylenmektedir. Wolgemut babasından sonra  1471’in başlarında Münih’te Gabriel Malesskircher ile çalışmaya başladı. Aradan geçen belirli bir zamandan sonra hukuki problemlerden kaynaklı şehri terk ettiği söylenmektedir. Bu terk ediş uzun sürememiş şehir dışında tutunamayan Wolgemut Nünberg’e geri döner ve babsının atölyesinde çalışmaya başlar.Bu dönemde otuzlu yaşlarında hayata veda eden Pleydenwurff’un dul kalan eşiyle evlenir ve birçok çalışmanın temeli olacak olan atölyesini devralır.

İlk ustasından çok şey öğrenir genç Dürer. İleride konuşulan bütün Avrupa sınırlarına dayanan ünlü Gravürlerinin temelini Wolgemut’tan öğrenir. Wolgemut ona bütün bildiklerini anlatır.Resim sanatının bütün inceliklerini gösterir ona. O da Dürer’de var olan bu yeteneğin farkındadır. On üç yaşında çizdiği otoportresi yeteneğinin bir kanıtıdır.

Albrecht Dürer
Albrecht Dürer kendi portresi

Bu satırın altına çocukluk portresi gelecek

Dürer çıraklık dönemini başarılı bir şekilde geçirir. Bu süreçten sonra kentin zanaatkar ailelerinden birisinin kızı olan Agnes Frey’le nişanlanır.Nişanlanır fakat kabına sığmaz Genç Dürer. Farklı ustaları tanımak, tekniklerini öğrenmek ve  resmin uçsuz bucaksız dünyasında kaybolmak ister. Bu sebeple nişanlandıktan hemen sonra Nünberg’den ayrılır.

Bu yolculuk adresini çoktan belirlemişti. Avrupa’nın en iyi ustalarından birinin yanına gidecekti. Kuzey Avrupa resminin temellerinden birisi olan döneminde Michalengelo’yu gravürleriyle ve resimleriyle etkilemiş Martin Schongauer’in yanına gidecekti. Yol bitmiş Dürer hocasının yanına geldiğini düşünmüştü fakat geldiği yerde Schongauer’in vefat ettiği gerçeğiyle karşılaşmıştı.

Oradan hiç vakit kaybetmeden Strazburg’a gitti. Orada heykeltıraş Nikolaus Gerhaert’in atölyesine girdi. Sanatsal çalışmalarına bir süre Basel’de devam etti. Özellikle burada öğrendiği çoğu şeyi pekiştiriyor anlam arayışını daha da derinleştiriyordu. Aradan geçen zamandan sonra Nünberg’e geri döndü ve çalışmalarına burada devam etme kararı aldı. Bu karardan sonrasından aynı yıl içerisinde nişanlısı Frey’le evlendi. Evlenmesi bir bağlayıcılık ifade etmiyor olacak ki Dürer daha fazla duramadı ve evliliğinden henüz üç ay sonra tekrar yola koyuldu. İtalya’ya gitti.

Frey bu gidişlerden çok etkileniyordu. Gidişlerin dönüşü arasında uzun zaman olduğu için yalnız olma bir içine işlemişti bu zaman içinde. Ama bu yalnızlık onun vazgeçeceği anlamına gelmiyordu ve öyle de oldu. Genç Dürer’in en büyük destekçilerinden oldu.

Albrecht Dürer
Albrecht Dürer’in iki ayak çalşması.

Dürer pazarda

Frey Dürer’in baskı ve resimlerinin bire bir satışını üstlenmişti. Özellikle baskı ve resimlerini ilk zamanlarda Nünberg’de kurulan bir pazarda ufak bir stant kurarak satmaya başlamıştır. Şimdilerde milyonlarca liralara satılan bu baskıların ilk satıldığı yer hepimizin hayatlarımızda bir kerede olsa önünden geçtiğimiz halk pazarlarıydı. Gerçekten şaşırtıcı gelebilir ama o zaman adının duyulmaması ve henüz genç olmasından kaynaklanacak ki bu eserler birer dekorasyon aracı olarak satılıyordu. Frey zeki bir kadındı. Burada sattığı eserleri bir süre sonra atölyede satmaya başladı. İnsanlar bu eserleri görmüştü ve bilinen bir hal almıştı. Atöyeyi bir satış alanına çevirmişti Frey. Alıcıları bir misafir gibi ağırlıyor ve onların bütün satış sürecinde yanlarında oluyordu. Dürer’inde bu sayede adı daha nitelikli bir şekilde yayılıyordu. Frey sonrasında Dürer’le bir çok seyahate çıkacak ve onun bütün mali işleriyle daha yakından ilgilenmeye başlayacaktı.

Dürer asla kabına sığamadı. Hep gidişler taşıyordu içerisinde. Resmin peşinde koşmayı kafasından ki sorulara yanıtlar aramayı bir şiar edinmiş olacak ki yine başını alıp Nünberg’i terk etti. İtalyaya gitmişti yeniden. Dürer kafasında resime dair bir çok soru taşıyordu. Ayrıca perspektif teknikleri insan anatomisi, oran orantı gibi bir çok konu hakkında soruları vardı. Bunların peşinde dolanıp duruyordu. O hep sanatın tekil bir süreçten geçmesinden ziyade bilimle paralele evrilmesini düşünüyordu. Bu yüzden özellikle matematik temelinde gelişmesinin gerekliliğinin altını çiziyordu.

Özellikle İtalya’da sanatına yeni şeyler eklemişti. İki yıl orada kaldı. İtalya’da Tempera ( Tempera, Orta Çağ’da tutkallı su ile boyanın, çoğu zaman yumurtanın akıyla karıştırılması suretiyle elde edilen boya türü.)denilen tekniği öğrendi ve yağlı boya tablolar yapmaya başladı. Bu sıralarda ünü daha fazla yayılıyor ve Avrupa Dürer’den haberdar olmaya başlıyordu. Burada perspektif çalışmalarına ağırlık verdi. Bir çok matematikçi ve sanat kuramcısı ile bağlantı kurmayı denedi.

Albrecht Dürer
Kuzey Rönesans’ının otoportre sanatçısı

Ünü her geçen gün pekişti

İki yılın ardından Nünberg’e geri döndü. Burada Hz.İsa’nın çektiği acıları anlatan bir baskı serisi yaptı. Bununla birlikte ünü iyice pekişti. İmparator I.Maxmililian onu himayesine aldı. İmparatorluk için uzun bir süre çalıştı. Maxmilian vefat ettikten sonra imparatorluktan ayrıldı.

Dürer bu dönemde belirli rahatsızlıklarından şikayetçiydi.  Ayrıca yüksek ateş romatizmal ağrılar, halsizlik onun çalışmasına engel olmasa da onu günden güne yıpratmaktaydı. Fakat Dürer bu dönemde bile çalışmaktan vazgeçmedi. Sürekli olarak araştırmalarına devam etti. Hastalık onun yakasını bırakmıyordu. Daha da ağır bir hale gelmişti. Dürer’in fani bedeni bu duruma dayanamadı ve elli altı yaşında hayata veda etti. Nünberg’de Johannisfriedhof mezarlığına defnedildi.

NOVA.

Albrecht Dürer : Sarı adamın portresi

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Giriş Yap

Kanaldaa ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!