Bizimle İletişime Geçin

Sağlık

2022 yılı “Balıkçılık ve Su Ürünleri” yılı ilan edildi

2022 yılı Birleşmiş Milletler (BM) tarafından Uluslararası Balıkçılık ve Su Ürünleri Yılı (IYAFA 2022) ilan edildi.

2022 yılı için önemli bir karar alındı. İhracatını son 20 yılda yaklaşık 18 kat arttıran Türk Su Ürünleri Sektörü, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 2022 yılını Uluslararası Balıkçılık ve Su Ürünleri Yılı (IYAFA 2022) ilan etmesi sonrasında yeni ihracat rekorları kırmak için moral depoladı.  Su ürünleri sektöründe 2020 yılında 1 milyar 53 milyon dolarlık ihracat rakamına ulaştıklarını dile getiren Türkiye Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Sinan Kızıltan, BM’nin kararının 2023 yılı için ortaya koydukları 1,5 milyar dolar ihracat hedefine ulaşma konusunda motivasyon kaynağı olduğunu söyledi.
Su ürünleri sektörünün gıda güvenliği ve beslenmede, sürdürülebilir doğal kaynak kullanımında oynadığı rolün küresel bir anlayışla ortaya konulacağına işaret eden Kızıltan, “Bu karar aynı zamanda farklı aktörler arasında diyaloğun gelişmesi açısından da çok önemli. Bu karar özellikle küçük ölçekli üreticileri birbirleriyle ortaklık kurmaları ve günlük yaşamlarını şekillendiren politika ve karar alma süreçlerine kendilerini göstermeleri açısından fırsatlar sunuyor” diye konuştu.

2020 yılında 1 milyar 53 milyon dolarlık ihracat rakamına ulaşıldı.

Su Ürünleri Üretimi 1 Milyon Tona Koşuyor

Türk su ürünleri sektörünün 836 bin tonluk üretim rakamına ulaştığı bilgisini veren Kızıltan sözlerini şöyle sürdürdü;
“Su ürünleri sektörümüzün 836 bin tonluk üretiminin içerisinde yetiştiricilik son 20 yılda yaptığı yatırımlarla 373 bin 356 tona ulaştı. Yetiştiriciliğin payının 2025 yılında avcılık yoluyla elde edilen su ürünleri miktarını geçmesi bekleniyor. Üretimde 1 milyon tona koşuyoruz. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 2022 yılının Uluslararası Balıkçılık ve Su Ürünleri Yılı ilan edilmesi Türkiye’nin su ürünleri sektörüne ne kadar doğru bir yatırım yaptığını ortaya koyuyor.”

Türkiye’nin su ürünleri ihracatı 2021 yılının ilk çeyreğinde yüzde 28’lik arttı.

İlk Çeyrekte İhracat 304,5 Milyon Dolar Oldu

Türkiye’nin su ürünleri ihracatı 2021 yılının ilk çeyreğinde yüzde 28’lik artışla 247,8 milyon dolardan 304,5 milyon dolara yükseldi. Su ürünleri sektörünün ihracatı miktar bazında ise; 47 bin 505 tondan, 56 bin 475 tona çıktı.
Levrek 101 milyon 242 bin dolarlık ihracatla ilk sırada yer alırken, 2020 yılının ilk çeyreğindeki 84 milyon dolarlık ihracatını yüzde 20 arttırdı. Çipura ihracatı 2020 yılı Ocak – Mart döneminde 71,5 milyon dolar iken, 2021 yılının ilk çeyreğinde yüzde 25’lik artışla 86,6 milyon dolara yükseldi. Alabalık ihracatı 35 milyon dolar olurken, Türk somonu yüzde 726’lık rekor ihracat artış hızıyla 2,5 milyon dolardan 21 milyon dolara fırladı. Türk su ürünleri sektörü orkinos ihracatından 20,5 milyon dolar döviz elde etti.

Yorum Yap

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Samsun’un ilk bölgesel gazetesi Halk’ta spor servisinde muhabirlik, editörlük, müdürlük yaptı. Ardından Asal Grup’un Türkiye distribütörü olduğu Errea ve Mizuno spor markalarının pazarlama iletişimi faaliyetlerini yürüttü. Bir sonraki durağı Samsunspor oldu. Store, reklam, bilet, sponsorluk süreçlerini yönetti. Peşinden arkadaşlarıyla FIFTY FIVE markasını oluşturdu. Markasıyla bir yandan şirketlere pazarlama iletişimi hizmetleri verirken diğer taraftan Kanal Daa için içerik üretiyor.

Samsun’un ilk bölgesel gazetesi Halk’ta spor servisinde muhabirlik, editörlük, müdürlük yaptı. Ardından Asal Grup’un Türkiye distribütörü olduğu Errea ve Mizuno spor markalarının pazarlama iletişimi faaliyetlerini yürüttü. Bir sonraki durağı Samsunspor oldu. Store, reklam, bilet, sponsorluk süreçlerini yönetti. Peşinden arkadaşlarıyla FIFTY FIVE markasını oluşturdu. Markasıyla bir yandan şirketlere pazarlama iletişimi hizmetleri verirken diğer taraftan Kanal Daa için içerik üretiyor.

Sağlık

Ebeveynler çocukları için endişeli!

Pandeminin ebeveynler ve çocuklar üstündeki olumsuz etkileri henüz açığa çıkıyor.

Cardiff Üniversitesi’nin araştırmasına göre ebeveynlerin yüzde 30.9’unun depresyon problemi yaşadığı belirtildi.

Anne babaların yüzde 57.4’ü de çocuklarının pandemiden bu yana ruh sağlığı sorunları olduğunu belirtiyor.

Pandemide uygulanan birçok kısıtlamayla birlikte evde geçirilen zamanın artması ve sosyal hayatın azalması, hem çocukların hem de ebeveynlerin ruh sağlığı üzerinde olumsuz etki yarattı.

Yakın tarihte yapılan araştırmalar, dünya genelinde toplumsal işleyişin bozulduğu, sosyoekonomik dengesizliklerin ve sağlık kaygısının yaşandığı pandemiden bu yana;

çocuklar başta olmak üzere ruh sağlığı bozukluğu yaşayan ebeveynlerin de sayısının arttığına işaret ediyor.

Cardiff Üniversitesi tarafından küresel çapta gerçekleştirilen anketin sonuçlarına göre, ebeveynlerin yüzde 30.9’unun depresyon problemi yaşadığı kaydedildi.

Anne babaların yüzde 57.4’ü çocuklarının pandemiden bu yana ruh sağlığı sorunları olduğunu belirtiyor.

Buna karşın aile içi uyuşmazlıklarının yaşandığı evlerde, çocukların ruh sağlığı problemi yaşamasının daha yüksek ihtimale sahip olduğunun aktarıldı.

Araştırmada ayrıca, akıl veya ruh sağlığı sorunları olan çocukların yüzde 28.3’ünün aile işlevleriyle ilgili sorunları olduğunu söylediği öne çıkıyor.

Çocuklarıyla daha iyi bir iletişim kurmak, pandeminin olumsuz etkisini en aza indirmek ve eskisi gibi güçlü aile bağları yaratmak isteyen kişiler çözümü aile danışmanlarında buluyor.

Ebeyveyn

Pedagog ve Aile Danışmanı Sümeyye Lambrecht. (Fotoğrafta)

Pedagog ve Aile Danışmanı Sümeyye Lambrecht konuyu şu sözlerle değerlendirdi:

“Günlük hayatta ebeveynlerin sahip olduğu rollere pandemi döneminde yenileri eklendi.

Ebeveynler sadece anne ya da baba olmanın ötesine geçerek çocuklarının öğretmeni, pedagogu, bakıcısı, arkadaşı olmak zorunda kaldılar.

Tüm bu rollere yetişemediğini düşünerek yetersiz hisseden ebeveynler, huzursuzluğa kapıldı.

Bu durum aile içindeki bağların gerilmesine ve aile bireylerinde davranış bozukluklarının ortaya çıkmasına yol açtı.

Mevcut koşullarla baş etmek ve çocuklarıyla daha güçlü bağ kurmak isteyen ebeveynler ise çareyi profesyonel danışmanlara başvurmakta buldu.

Ben de hem yüz yüze hem de çevrimiçi olarak hizmet verdiğim Almanya ve Türkiye’de danışanlarımın tüm sorularını yanıtlıyorum.

Aile içinde sağlıklı iletişim kanalları oluşturmaları için destek oluyorum.”

Ebeveynler

En çok 25 ila 40 yaş grubundaki ebeveynler başvurdu

Pedagog ve Aile Danışmanı Sümeyye Lambrecht ebeveynlerin en çok ekran bağımlılığı, sosyal davranış ve konsantrasyon bozukluğu konularında sorun yaşadığını kaydetti.

Sümeyye Lambrecht şu ifadeleri kullandı;

“Pandemi döneminde kendini güvende hissetmeme, sevdiklerini kaybetme korkusu ve geleceğin belirsizliği

ebeveynlerde yüksek derecede kaygıya ve öfke kontrolünü kaybetmelerine yol açtı.

Bu süreçte anne babalar ile arasına mesafe giren çocuklar ise günün en az 5 saatini ekran başında geçirmeye başladı.

Sosyal medya ve dijitaldeki oyunlar bu süreçte çocukların kaçış alanına dönüştü.

Özellikle 25 ila 40 yaş aralığındaki tek veya iki çocuklu ailelerde sıkça rastladığımız bu problemler için;

bizim ebeveynlere ilk önerimiz ise öncelikle kendileriyle barışmaları, hayat kavgalarını bitirmeleri oldu.”

Bilimsel araştırmalardan hareketle ailelere rehberlik ediyor

Bağ güçlendiren oyunların terapitik etkisinin çocuklardaki korkuları, davranış bozukluklarını ve öfke problemini giderdiğinin altını çizen Sümeyye Lambrecht şöyle devam etti:

“Bağ güçlendirici oyunları oynamak yalnızca çocukların gelişimine katkıda bulunmaz, aynı zamanda anne babaların çocuklarının sorunlarını çözmek için çok yönlü bakış açısı kazanmalarını sağlar.

Elbette bana başvuran danışanlarıma oyun dışında da birçok öneri sunuyorum.

Anne babaların çocuklarının günlerini nasıl geçirmeleri gerektiğini saptamaları ve zaman yönetimi bilinci oluşturmaları için bilimsel araştırmalara dayanan pratik yöntemler geliştiriyorum.

Bu konuda Almanya’daki ofisimin yanı sıra çeşitli bölgelerdeki dernek, vakıf ve kurumlarda eğitim veriyor, seminer ve workshop’lar düzenliyorum.

Almanca ve Türkçe dillerinde hizmet vererek, profesyonel destek almak isteyen tüm anne babalara rehberlik ediyorum.”

Okumaya devam et

Sağlık

Teknoloji bağımlılığı nasıl anlaşılır

Teknoloji bağımlılığı karşısında ne yapılması gerekiyor. Samsun Ruh Sağlığı ve Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Demet Ünsal Çelebi, Samsun E-Dergi’ye konuştu.

Samsun Ruh Sağlığı ve Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Demet Ünsal Çelebi, Büyükşehir Belediyesi’nin yayın organı Samsun E-Dergi’ye özel röportaj verdi. Teknoloji bağımlılığı konusunda uyarılarda bulundu.

“Bağımlılıkta en iyi desteğimiz ailemizdir” 

Uzman Dr. Demet Ünsal Çelebi şu ifadeleri kullandı:

Biz bağımlılığı bir şeyi kullanmaya başladıktan sonra kişinin bundan vazgeçmeye çalışmasına rağmen vazgeçememesi veya adli, yasal, ailevi, ruhsal ve psikolojik bir takım sorunların başlamasına rağmen kişinin bu davranışı ve eylemi devam ettirmesi olarak tarif ediyoruz.

Bağımlılıkta kişi vazgeçmeye çalıştıkça kısır bir döngüye giriyor. Vazgeçmeye çalıştıkça sıkıntılar artıyor ve tekrar kullanmaya başlıyor. Kişi bağımlılığını fark ettiğinde epey bir zaman geçmiş oluyor.

Davranışsal bağımlılıklarda daha çok kişilerin teknoloji bağımlılığı ön plana çıkıyor. Kişilerin internet üzerinden yaptıkları alışverişler, çocukların oyunları vb. durumlar.

Zamanın büyük bir çoğunluğunu bunlarla geçirmeye başlıyorlar. Bunun sonucunda kendi hayatlarından kopuyorlar.

Okul hayatları, aile hayatları, iş hayatları bir şekilde bozulmaya başlıyor. Aslında bağımlılığın temel tarifinde bu durumlar kişinin sosyal hayatını, ekonomik hayatını, aile hayatını etkilemeye başladığı noktadan itibaren biz ona bağımlı diyoruz.

Birçok bağımlı kendisinin bağımlı olduğunu kabul etmez.

Teknoloji Bağımlılığı

Samsun Ruh Sağlığı ve Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Demet Ünsal Çelebi. (Fotoğrafta)

Teknoloji bağımlılığı toplumda görülme sıklığı nedir?

Teknoloji bağımlılıkları, oyun bağımlılıkları, alışveriş bağımlılıkları gibi bağımlılıkların oranları genellikle yüzde 8 -yüzde 10 gibi görünüyor.

Klinik anlamda başvurularla bakabildiğimiz sonuçlar bunlar. Kliniklere başvurmayan birçok bağımlı hasta var. Birçok bağımlı kendisinin bağımlı olduğunu kabul etmez.

Daha çok sosyal sorunlar yaşamaya başladığında ya da adli süreçler devreye girdiğinde bir şekilde yardım arayışında bulunurlar. O yüzden klinik ve poliklinikteki veriler sadece başvurulardan ibaret. Belki de bu oran daha da yüksek.

Davranışsal bağımlılıklarında oyun bağımlılıkları daha çok çocuk gruplarında fazla. Bir de davranışsal bağımlılıklar içerisinde kumar var. Özellikle son dönemlerde yetişkinlerde daha çok görmeye başlıyoruz.

Verimliliğiniz azalıyorsa, üretkenliğiniz ve sosyal ilişkileriniz etkileniyorsa artık o alana bağımlısınız demektir.

Teknoloji

İnsanlar günlük hayatında hangi noktaya geldiklerinde bağımlı olduklarını anlarlar?

Kişi işine gidemiyorsa, sorunlar yaşıyorsa, evinde ailevi sorunlar başlıyorsa, kendi çevresinden uzaklaşıyorsa, ekonomik sorunlar devreye giriyorsa ve adli sorunlar başlıyorsa artık biz buna bağımlı diyoruz. Kişinin en belirgin özelliği işlevselliğinin bozulması. Bunda da en temel olan aile ve iş hayatı.

Günde bir iki saat telefon oyununun sizin hayatınızda çok bir etkisi yok. Ama bu telefon oyunuyla ilgilenme süresini eğer günde 5-6 saate çıkarırsanız sizi etkiler.

Mesela çocuklar ders çalışmayı unutursa; siz yemek yemeyi, dışarı çıkmayı, ailenizle vakit geçirmeyi unutursanız etkilenirsiniz.

Bu durum işinize gitmeyi engelliyorsa veya işinizde sürekli telefon başında oyunlar oynuyorsanız ve hatalar yapmaya başlıyorsanız artık siz teknolojik açıdan bağımlı hale gelmişsiniz demektir. Yani verimliliğiniz azalıyorsa, üretkenliğiniz ve sosyal ilişkileriniz etkileniyorsa artık o alana bağımlısınız demektir.

Teknoloji bağımlılıkları daha çok yetişkinlerde, eğitim seviyesi yüksek gruplarda daha fazla.

Teknoloji Bağımlılığı

Pandemi nedeniyle insanların evlerde geçirdiği süre teknoloji bağımlılığını artırdı

Teknoloji bağımlılıkları daha çok yetişkinlerde, eğitim seviyesi yüksek gruplarda daha fazla. Çalışma hayatları olduğu sürece azalıyor ancak dediğiniz gibi pandemi ile evde kalmalar arttıkça, kişiler iş hayatından uzaklaşmaya başladıkça boşluktan ve yalnızlıktan vakit geçirecek bir şeyler aramaya başladılar.

Bu süreçlerde en kolay şey elimizin altındaki telefonlarımız, bilgisayarlarımız. Biliyorsunuz telefonlarımızın içerisinde oyunlardan tutun da kumara kadar birçok şey var.

Yetişkin gruplarda kumarı daha çok görüyoruz. Daha çok keyif aracı olarak zaman geçirmek için başlayan bu süreç bir süre sonra ne yazık ki ciddi maddi kayıplara kadar gitmeye başlıyor. Artık kişi bir kumar bağımlısı haline geliyor.

Çocuklarda oyun bağımlılığı daha fazla. Bir kısmı bunu tabii farklı alanda kullanıp bilgisayarda eğitimlerini artırmaya çalışıyorlar.

Pandemi nedeniyle tabii okula gitmemeleriyle birlikte daha çok oyun alanında uğraşmaları arttı ve ders çalışma vakitleri azaldı. Boş vakitler artınca, yapacakları sosyal aktiviteler olmayınca doğal olarak internet bağımlılığı da artmış durumda. Bunlar sadece klinik anlamda gördüklerimiz.

Ekran karşısında geçirilen 2 saat çocukların hem öğrenmesini yavaşlatıyor hem de belleğini zayıflatıyor.

teknoloji

Aileler nelere dikkat etmeliler?

Günlük 6-8 saatlik bir zaman dilimi gibi bir sürenin bağımlılık olduğunu kabul ediyoruz. Çocuklarda biz genellikle 2 saati geçmemesini tavsiye ediyoruz. Çünkü ekran karşısında geçirilen 2 saat çocukların hem öğrenmesini yavaşlatıyor hem de belleğini zayıflatıyor.

Genellikle 2 saatlik süreçler yeterli. Tabii aileler çocuklarının ders çalışmasında bir aksama olduğunda, arkadaş çevrelerinde bir bozulma olduğunda ya da spor yapmadıklarında, dışarı çıkmadıklarında dikkat etmeliler.

Siz bilgisayardan uzaklaştırmaya çalıştığınızda çok fazla öfkelenirler, tepki verirler.

Yemek yemek istemezler, hırçınlaşmaya başlarlar bu belirtilerin başlaması artık çocuğun bir bağımlılığa doğru gittiğinin göstergesi. Tabii kuralları en baştan koymak lazım. 10-12 yaşına gelmiş bir çocuğa kural koymaya kalktığınızda zorlanmaya başlıyorsunuz.

En temel kuralların çocukluktan başlaması gerekiyor. Küçük yaşlarda tabletleri, telefonları ellerine vermemek gerekiyor.

3 -5 yaşlarında çocuğumuza telefonlarımızı veriyoruz onlarla oynamasını istiyoruz. Onlarda saatlerce televizyonun karşısında vakit geçirmeye başlıyorlar.

Onlarla ebeveynler olarak oyunlar oynamıyoruz ya da vakti geliyor kreşe göndermiyoruz, sosyal bir çevre oluşturmuyoruz. Sonuçta çocuklar küçüklükten itibaren televizyon ekranına bağımlı hale geliyorlar.

Büyümeye başladıkça bu durum bilgisayar ekranlarına kaymaya başlıyor. Okul döneminde bilgisayar başındaki internet bağımlıklarını daha sık görüyoruz.

Teknoloji bağımlılığında çocukların hobilerinin olması çok koruyucudur.

Teknoloji Bağımlılığı

Peki bu dönemde hobilerin olması onları nasıl etkiliyor?

Bu dönemde hobilerin olması çok koruyucudur. Çocukları küçüklükten itibaren bir sanat alanına ya da bir spor alanına, bir hobi edinmeye yönlendirmek gerekiyor. Biliyorsunuz merak çocuklarda çok fazla. Özellikle 3 yaş itibariyle artıyor.

Meraklı oldukça tehlikeler de artıyor, risklerde. O merakları doğru yere kaydırmak daha önemli. Bir sporda, resimde, müzikte onu değerlendirdiğiniz ve vaktini oraya ayırmasını sağladığınız sürece çocuğun aslında bağımlılığını azaltmış oluyorsunuz.

Ailelerin bu konuda bilinçli olması gerekiyor. Okullar zaten bu yüzden daha kontrollü alanlar. Çocukların okula başlamasıyla birlikte eğitimleri ve öğretimleri arttıkça doğal olarak da ekranlardan ve bağımlılıklardan uzaklaşıyorlar. Bunlar koruyucu şeyler.

Hepimizin baş etme mekanizmaları farklıdır. Çocukluktan öğrendiğimiz davranış modellerimiz ile ilgili. Bir sorunla karşı karşıya kaldığımızda ne yaptığımız aslında çocukluktan itibaren belli oluyor.

Eğer sorun çözebilmeyi öğreniyorsanız ilerleyen süreçlerde bütün sorunlarınızı çözmek için gidip bir alkol, sigara veya madde içmek durumunda kalmıyorsunuz. O durumlar tamamen sorun çözme yetersizliğimizden kaynaklı. İşin en kolayına kaçıyoruz.

Bir şeyin ulaşılabilir olmasından kaynaklı o anlık rahatlamayla ona dönüyoruz ve hemen onu elde ediyoruz. Aslında diyoruz ki bu işi çözmüyor. Bu noktada eğer yoğun bir stres altındaysak bir yardım arayalım. Bu bir psikolog veya psikiyatrist olabilir.

Sonuçta bizim baş edemediğimiz noktalarda bize bir yol gösterecek bir şeyler lazım. Ya da çevremizden bir destek almamız lazım. Sonuçta aldığınız alkolün ya da sigaranın sizin sorununuzu çözmeye bir katkısı yok, tamamen o anlık bir rahatlama duygusundan öteye geçmiyor.

Kişi mesela işten çıkmış iş aramak yerine eve gidip alkol içiyor. Ama zaten işin yok, paran yok. Alkol içip tekrar bir ekonomik kriz yaratıyorsun. Sonuçta alkole de bir para veriyorsun. Kısır döngüye tekrar giriyorsun. O çarkı kırmak gerekiyor.

Orada yapabileceğiniz en iyi şey alkolden uzak durmak için yol aramak. Bunun en temel şeyi psikologlar, psikiyatristler ya da çevreden destek almak. En iyi desteğimiz ailemizdir, onları bir şekilde işin içine katabilirler.”

Okumaya devam et

Sağlık

Dudak dolgusuna 2 milyon dolar harcandı

dudak

Güzellik algısı gün geçtikçe değişirken, dudak dolgusu estetik trendlerinde başı çekmeye devam ediyor.

Sosyal medya estetik trendlerini beslemeye devam ederken, birçok kadın toplumun güzellik normlarını yakalamak için estetik uygulamalara başvuruyor.

Yükselen trendler arasındaki yerini koruyan dudak dolgusu ise bu işlemlerin başında yer alıyor. Market Watch tarafından yayımlanan veriler, 2021 yılında 2 milyon doları aşan dudak dolgusu pazarının ortalama %7,7’lik bileşik büyümeyle 2028’e kadar 3,4 milyon dolara çıkacağına işaret ediyor.

Son yıllarda dolgun dudaklara sahip olma arzusunun katlanarak arttığını belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Hande Ulusal, konuya dair şu açıklamada bulundu:

“Bazı araştırmalar, yağ ve implant maddeleri kullanılarak yapılan dolgularının son 10 yılda yaklaşık %60 büyüdüğünü gösteriyor. Estetik alanında talep edilen işlemler sosyal medyanın etkisiyle birlikte her dönem farklılık gösteriyor.

Son dönemin yükselen trendlerinden dudak dolguları, özellikle iki yıldır hastalarımızın sıklıkla başvurduğu işlemlerin başında geliyor.

Bu süreçte kaydettiğimiz deneyimlerden hareketle, tek başına veya yüzey yenileme tedavileriyle birlikte yapılabilen dudak dolguları, yalnızca ince dudak yapısına sahip olan kadınlar tarafından da tercih edilmiyor.

Dudaklar çizgilerini daha da belirginleştirmek, alt ve üst dudak boyutlarını eşitlemek ve yüzünün tamamında daha görünür hale getirerek ilgi çekici kılmak isteyenler de bu yöntemi kullanıyor.”

Dudak dolgusu

Dermatoloji Uzmanı Dr. Hande Ulusal. (Fotoğrafta)

Dudak dolgusu en yaygın minimal estetik tedavisi oldu

Dudak dolgusunun günümüzde en yaygın minimal estetik tedavilerden biri olduğuna dikkat çeken Dr. Hande Ulusal, “Dünya genelinde bu dolguyu yaptıranların sayısının artmasıyla paralel olarak, birçok hasta da alanında yeterli yetkinliğe sahip olmayan uzmanlardan dolayı doğal olmayan ya da sağlık açısından olumsuz sonuçlar doğuran uygulamalarla karşılaşıyor.

Bu durumun nedenlerinin başında insanların dudak dolgusu nedir ve nasıl yapılır gibi soruları araştırırken bilgi kirliliğine maruz kalması yer alıyor. Bu sıralamayı ise her estetik veya güzellik uzmanının işlem sırasında gerçekleştirilmesi gereken prosedürleri bilmemesi takip ediyor” dedi.

Yanlış yöntemler farklı komplikasyonlara yol açabilir

Dudak dolgusunda kullanılan ruhsatsız ilaçların ve başarısız işlemlerin sonrasında hastaların hem psikolojik hem de fiziksel sıkıntılar yaşayabileceğinin altını çizen Dermatoloji Uzmanı Dr. Hande Ulusal, “Dudak dolgusunda hastaların en tereddüt etttiği durumların başında yüzle orantısız olan büyük dudaklar geliyor.

Dolgu maddelerinin fazla enjekte edilmesiyle oluşan bu durum elbette yine uzmanlar tarafından belirlenen süre sonrasında düzeltilebiliyor. Ancak hastaların bu görüntülüyle karşılaşması psikolojik olarak negatif etkiye yol açabiliyor.

Başarısız işlemlerin her sonucu da bu kadar masumane olmayabiliyor. Süreçte yapılan yanlışlar farklı komplikasyonlar doğurabiliyor” ifadelerini kullandı.

Dudak

Aşırı morarma ve pürüzlü dudak başarısız uygulamaların habercisi olabilir

Dudak dolgusu sonrasında görülen aşırı morarmaların yanlış bir uygulamaya işaret edebileceğini aktaran Dr. Hande Ulusal, “Dudak enjeksiyonunu takiben biraz morarma normaldir. Ancak bu morarmanın üst seviyeye ulaşması ya da zamanla pürüzlü hale gelen dudaklar, uzmanın tedavide yanlış yöntemler izlediğinin göstergesi olabilir.

Hastaların bu gibi durumlardan kaçınmasının yolu ise tedavilerini gerçekleştirecek uzmanları seçerken, eğitimini ve deneyimini göz önünde bulundurmaktan geçiyor.

Çünkü dudak dolgusu gibi insanların dikkatini doğrudan kişinin yüzüne çeken işlemlerin,  alanında yetkin ve hastalarının beklentilerini önceliklendiren uzmanlar tarafından yapılması gerekiyor” şeklinde konuştu.

Uluslararası eğitmen kadrolarında görev alıyor

Ameliyatsız yüz germe tekniklerinde öncü Aptos ve FDA onaylı dermal dolgu Restylane’in uluslararası eğitmen kadrosunda yer alarak bilgi ve deneyimini zenginleştirdiğini söyleyen Dermatoloji Uzmanı Dr. Hande Ulusal’dan edinilen bilgilere göre birkaç yıldır da Teosyal Türkiye eğitmen kadrosunda görev alıyor.

İmza attığı başarılarının neticesinde kurumlarca layık görüldüğü eğitmen ve katılımcı sertifikalarıyla birlikte, bu alandaki hekimlerin bilgi edinmek için başvurduğu öncü kişiye dönüşen Ulusal, geliştirdiği yöntemleri de kliniklerinde hizmete dönüştürüyor.

Dudak dolgusunda Magic ve Princess Touch (sihirli ve prenses dolgu) gibi kısa uygulamalarla 5 yaşa kadar hızlı gençleşme sunuyor. Bunun yanı sıra kliniklerinde leke tedavisi, yüz germe, lipoliz ve selülit mezoterapisi, botoks, göz kapağı estetiği gibi alanlarda da hizmet veriyor.

Okumaya devam et

Editör Seçimi

    Copyright © 2021 | Tüm hakları saklıdır. İnternet sitesinde yer alan görsel ve metinlerin izinsiz kopyalanması yasaktır.